Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Okunmayı ve Yorumlanmayı bekleyen kitaplar

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

26 Şubat 2017 Pazar

Seksi Numara - Melis Ben


porno, erotik, roman
Melis Ben. Gerçek ismim değil tabii. Özgür ismim o benim. İçimdeki her isteği sonuna kadar bağırdığım ismim. Ama bu kitapta ismim dışında her şey gerçek.



Kitabın konusu, türü ve doğası gereği, yaptığım alıntılar ya da kendi yorumlarımda kullandığım kelime ve tabirler rahatsız edici olabilir. Bilginize…










uyarı


Seksi  Numara adının da vaat ettiği gibi müstehcen, kitap sitelerinin kategori algoritmasına göre erotik, bana sorarsanız düpedüz pornografik bir roman. Benzer başka bir roman okumadığım için porno dozu diğerlerine oranla ne seviyede bilmiyorum. Anladığım kadarıyla, sadece internet yorumları ile haklarında fikir sahibi olduğum, Pucca ya da Melisa P. kitapları  gibi  genç ve yalnız bir kadının başından -yatağından- geçenleri anlatan bir kitap. Tek fark, Melis'in yatağından sadece bir erkek geçiyor.

Melis Ben, her ne kadar ismim dışında her şey gerçek dese de, ben bunun kitabı pazarlamak için yazılan bir reklâm metni olduğunu düşünüyor ve oldukça akıllıca buluyorum. Yalan yok, bu kitapta anlatılanların gerçek bir kadının gerçekten yaşamış olabileceği hissiyatı son derece tahrik edici.

Başlarken benzer kitap okumadım dedim ya, evet okumadım ama laboratuarda deney tüplerinin içinde de büyümedim. Ergenliğimizde -ki videonun karaborsa, vcd'nin ise icat edilmediği yıllara rastlar- Penthouse, Kral, Hustler gibi dergilere göz atmamış değilim. Bilenler bilir, bu dergilerin forum köşeleri olurdu. Kimbilir hangi abuk sabuk insanlar, masa başında oturur, sırf dergide boş kalan yerler dolsun diye, sanki dünyanın en şanslı insanlarıymışlar da, en olmadık ihtimaller onların başına gelmiş gibi ilginç hikâyeler yazarlar, biz de bunları gerçek sanıp, elimiz ayağımız titreyerek okurduk. Durumu en güzel özetleyen bir karikatür için buyurun. Yemin ediyorum o zaman ki libidomuzu, jeneratöre bağlamanın bir imkânı olabilseydi, kesinlikle orta ölçekli bir Afrika ülkesinin bir kan aylık elektrik ihtiyacını karşılayabilirdik. Ama imkân verilmedi işte.

İşe bak, porno bir roman okurken, lise anılarımı hatırlayıp hüzünlendim, iyi mi?

Mutsuz ve cinsel yönden yetersiz bir evliliğin ardından yalnız yaşamaya başlayan Melis, kasıklarında yanan ateş ile kavrulup gitmektedir. Ancak etrafındaki erkeklerin hiçbirini hayatının itfaiyecisi olmaya layık bulmadığı için sorunlarını geçici olarak manuel yöntemlerle çözmeye gayret etmektedir. Bir gün aklına kendine bir hat çıkarıp, rasgele insanlarla sanal seks yapma fikri gelir. Gelgelelim ilk talihli Erhan, ona aradığı her şeyi fazlasıyla, hem de sadece telefonda sunmuştur. Varın bir de gerçekten karşılaştıklarında neler olacağını düşünün.

Düşündünüz mü? Eh artık kitabın sonunda ne olacağını yüzde seksen biliyorsunuz, isterseniz okumayı bırakabilirsiniz. Kitabın sonrası büyük oranda tahmin ettiğiniz gibi ilerliyor, gidin bir duş alın. Artık, asansörde, hamburgerci de, ev de, merdivenler de, elbette araba da, (her nasılsa mutfak tezgahı ve piyano es geçilmiş) karşılaştıkları herhangi bir yerde. Aralarında muhteşem bir ten uyumu var. Tek sorun, tek başına on İtalyan aygırının kudretine sahip Erhan'ın aynı zamanda su katılmadık bir öküz olması. Ama ne gam. Adamın tek gecede altı seferi var, o kadarcık öküzlük hakkı değil mi? (Bu arada yazar farkında olmadan Grup Vitamin'in on yıllar önceki bir teorisini doğruluyor. Lütfen bakınız ilk albümden Fatoş isimli şarkı, son mısra; Kızlar öküzü sever.)

Kitabın asıl sorunu şu ki; kadının kendine layık gördüğü isim her ne kadar Melis ise de, ruhu tam anlamıyla bir Kezban. O medeni, rahat, kendine güveni tam, erkek egemen ahlak anlayışına meydan okuyan tavırları hep maske. İş Erhan'ın maço tavırlarına gelince hep kendine bir mazeret uyduruyor, bildiğin hoşlanıyor, yok dur hoşlanmıyor, kendi de itiraf ettiği gibi resmen ıslanıyor. Sadece, "Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla" klişesiyle kendini kandırıyor. Ve de bir çok kadın gibi karşısındaki, sevdiği, seviştiği gerçek insanı değil, kendi hayalinde yarattığı, onun suretini seviyor. Yok ben bunu eğitirim de, öküz ama benim elimde minnoş kedi olur da, istediğim kıvama elbet getiririm de. Bok getirirsin afedersin. Kaç yaşında adam, olsaydı bu zamana kadar olurdu. Eyy kadınlar, karşınızdaki adamın hal ve tavırlarının tek nedeninin, bugüne kadar sizinle karşılaşmadığından kaynaklandığı sanrısından vazgeçin. Alacağınız mal bu. Bilip de alın, sonradan hayal kırıklığı yaşamayın.

Porno sahnelerin anlatımı gayet başarılı olsa da genel açıdan anlatımı beğenmedim, eksik buldum. Yazarın yaşını bilmiyorum ama 20'li yaşların ortalarında olması gerek diye düşünüyorum. Yoksa "Manyak gibi tatlı bir hatunum, Ama ele gelirim, bence çok acayip ele gelirim" gibi cümlelerin yanı sıra "Ay ama bu çok tatlı ya, Ben yerim ki bunu yerim yerim, Of ama ya" gibi ponçik tabilerin başka açıklaması yok. Buyurun bir örnek; "Gözüm o kadar dönmüştü ki, kapıyı bakmadan açtım. Geleni tanımıyordum. Ama o beni tanıyordu. Bana gülümseyişinden beni tanıdığını anlıyordum. Esmer kalın bir şeydi. Filinta değildi ama erkek erkek duruyordu. Fazla erkekti. Hatta ben erkeğim diye bağırıyordu. Bunu yapan, sanırım gözleriydi. Yok, yakışıklıydı galiba. Gözlerine bakmaktan anlayamıyordum ki. Bunun bakışları benimle kapının önünde sevişiyordu."

Ancak küçük bir ayrıntı, yazarın gerçek yaşının yanı sıra, diş sağlığına gösterdiği özen konusunda da bize bir fikir veriyor. Melis Erhan öküzünden bahsettiği bir yerde "Bir kere o diş macununun tüpü ortasından sıkılıyorsa al başına belayı." diyor. Oldu mu be Melis'ciğim? Ortasından sıkılıyor diye eski formuna dönmeyen, dipte kalan kısmını kurutan diş macunu tüpü mü kaldı? Ben 38 yaşındayım hayal meyal hatırlıyorum o teneke tüpleri. Sen de ya hala 90'lı yıllardan kalma bir diş macunu stoğu var ya da macun tüplerinin geldiği aşamayı fark etmeyecek kadar uzun bir süredir diş fırçalamıyorsun. Lütfen diş macunu stokladığını söyle.

porno, erotik, roman, melisHer ateşli sevişme sahnesinin ardından, felsefi, kadına ve kadının toplumdaki yerine dair kısa aralıklar verilmiş, iyi olmuş. Biz de o arada gidip elimize yüzümüze bir su vurup kendimize geliyoruz. Lakin bu felsefi tartışmalarda Melis'in kendi tarzıyla; "Yatak üç günlük. Kişilik ömürlük. Erkek de kadın da bunu iyice bilmeli. O çok önem verdiğin çükün bir gün kalkmayacak. O bomba göğüslerin bir gün altına koyduğunda beş tükenmez kalemi birden tutacak, düşürmeyecek. Sarkacaksınız. Buruşacaksınız. Bozulacaksınız. Birlikteliğinizin tek nedeni seksse de sıçacaksınız. Çünkü çük-am fingirdeşmesinden sonra yaşanacak çok uzun yıllar olacak önünüzde ve siz sevmediğiniz, saygı duymadığınız bir kişilikle o yılları beraber geçirmek zorunda kalacaksınız."

Ha unutmadan, uygunsuz (gerçi kime göre, neye göre) kelime kullanımın geldiği nokta da bu; " Niye sikiyorum ki ben? Amsam ya? Iyy çok çirkin. Amdığımın terlikleri. Amarım. Amdır git. Amılmış herif. Amcık. Ama o zaten var. Sikcik var mı peki? Sikini amayım. Aha bak bu güzelmiş. Birisi bana amını sikerim dese, esas ben senin sikini amarım desem ne yapar acaba? "

Sonuçta tahrik etmiyor mu, evet ediyor. Eğer amaçlanan buysa oldukça başarılı. Liseli gençlerin fantezi dağarcığına onlarca malzeme vereceği kesin. Sadece böyle bir kitap yazmanın, basmanın amacına kafam basmıyor. Belki de Seksi Numara, benim için yanlış bir kitap değil de, ben Seksi Numara için yanlış bir okurumdur, bilmiyorum.

Denizaltı Yayınlarından çıkan kitap ilk olarak Wattpad'de yayınlanmış. Yeterince ilgi çekmiş olacak ki basılmış. Ancak basılırken wattpad'den olduğu gibi kopyalanıp baskıya verilmiş. Anlaşılan o ki editör arkadaşın elleri, bu kitapla ilgilendiği esnada başka şeyle meşgulmüş. Zira editör dokunuşu falan hak getire. Birbirinden ayrılması unutulmuş kelimeler, noktalama işaretlerinden sonra verilmeyen boşluklar, ayrı yazılmayan soru ekleri ve daha niceleri. Hatta aynı sayfada yazı karakterleri birbirinden farklı olan paragraflar bile var; korkunç.

Seksi Numara, şömizli kapakla satışa sunulmuş. Üst kapakta sadece yazarın ismi var. Çeşitli ortamlarda daha rahat raflara konulabilmesi için bence mantıklı düşünülmüş. Alt kapakta ise telefon kordonuna dolanmış bir hatun var. (al bak bu da 90'lardan. Kordonlu telefon mu kaldı yahu?) Ancak Melis, kapağı yapan arkadaşın da aklını başından almış olmalı; nasıl bir fotoshop yaptıysa kadının göğsünün olması gereken yerden omuzu çıkıyor. Sağ omuzu dikkatli bakın. Tövbe bismillah, tuvalette ekmek mi yemiş, annesinin bedduasını mı almış, böyle bir garip olmuş kadın. Uzuvları yerine getirecek doğru açıdan bakacağım diye benim şeklim bozuldu. 

Neyse, uzattığımın farkındayım ama inanın kitabı okurken aldığım notların birçoğunu yazıma almadım. Bu yorumun ardından hala kitabı okumak isteyenlere son bir uyarında bulunup kaçıyorum; Eğer alacaksanız ikinci el değil, yeni bir kitap alın, sayfalar yapışabilir. Sonradan travma yaşamayın.
porno, erotik, roman



Orijinal Adı: Seksi Numara
Yayın tarihi: Ocak 2017 (1. Baskı)
Yazar: Melis Ben
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 272
ISBN: 9786056711336
Goodreads Puanı: 3.50










11 Şubat 2017 Cumartesi

Kahire'de Kayıp - Parker Bilal

Kahire'de Kayıp - Parker Bilal
       Levhada Akıl Hastalıkları İçin Askeri Hastane yazılıydı. Aklını kaybeden askerleri bir zamanlar buraya getiriyor olmalıydılar. Makana belki de artık orduda deli yoktur, diye düşündü, belki de işleri onlar yürütüyordu.

Hayat güzel tesadüflerle dolu. İnsanın hiç aklında olmayan bir kitabı birden bire karşısına çıkarabiliyor; bambaşka bir amaçla aldığım, Türkiye'nin tek polisiye dergisi sloganıyla yayın yapan 221B'nin sayfalarında reklâmını gördüğüm bu kitap gibi.  Reklam her ne kadar aman aman ilgi çekici değilse de, derinlerde bir yerde "beni oku" diye seslendi sanki. Ben de bu sese kulak vermekle kalmayıp, üstüne üstlük, Edirne Kitap Okur grubundaki kitap önerme hakkımı bu kitaptan yana kullandım. Sağ olsunlar, beni kırmadılar, kabul ettiler. Ben "ya beğenmezlerse rezil olur muyum?" diye düşünürken, toplantıdan önce gelen ön incelemelerin, tıpkı benim izlenimlerim gibi olumlu olduğu görünce rahatladım. Eğer biraz kendimi beğenmeme müsaade buyurursanız, sanırım bir kitap eleştirmeni olarak artık iyi kitabın kokusunu bir dergi reklâmından bile alabildiğimi iddia edeceğim.


- Bir Makana Vakası - 


Kahire'de Kayıp, Sudan asıllı yazar Jamal Mahjoup'un Parker Bilal mahlası ile yazdığı, -bu noktada bir eleştirim var; eğer yazarın gerçek ismine bu kadar kolay erişebileceksek, mahlas kullanmanın anlamı ne?- Detektif Makana serisinin ilk kitabı. Türkiçe bir kaynağa göre bu seri 10 kitaptan oluşurken, Goodreads'de şimdilik 5 kitap var, Türkiye'de ise sadece ilk üçü yayınlanmış.

Sudan'lı idealist polis komiseri Makana, (bu arada, yorumu yazarken dikkat ettim, Makana'nın ne ön ne de soyadı ya da başka takma bir adı yok, sadece Makana) Sudan'daki İslami darbeden sonra değişen siyasi yapıya ve otoriteye karşı koymaya kalkınca, ölümden kurtulmak için Kahire'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Burada da pek parlak bir hayatı olmasa da, kendi çapında dedektiflik yaparak yaşamını sürdürmeye (buna yaşamak denirse tabi) çalışmaktadır. Bir gün Kahire'nin önemli adamlarından biri tarafından, ünlü bir futbol kulübünün ortadan kaybolan yıldız oyuncusunun yerini bulmak üzere kiralanır. Bu, Makana'nın özel dedektiflik kariyerinde bir dönüm olabileceği gibi Kahire'de ki sığınmacı kimliğini de sıkıntıya sokacak bir görevdir. Makana, bir yandan kayıp futbolcuyu bulmaya çalışırken, bir yandan da Mısır'ın yozlaşan ahlak ve adalet sisteminin yanı sıra Sudan'ın ardından Kahire'de de duyulmaya başlayan İslami devrimin ayak sesleri ile de boğuşacaktır.

Kitap pek çok yönden, okuduğum bir çok polisiyeden iyi. Türün takipçilerinin de bildiği gibi, polisiye romanlar çoğu kez edebi açıdan zayıf olurlar. Sayfalarca karakter tahlilleri, karşılıklı çıkarımlar, aforizmalar, tasvirler pek bulunmaz. Hatta alıntı yapacak tek bir cümle bile bulamazsınız kimi zaman. Çünkü o romanın işi önce aksiyondur ve okur bu durumdan şikâyetçi değildir. Öte yandan polisiyeye edebiyat bulaştırmak da her babayiğidin de harcı değildir. Yapacağım, edebi derinliği olan bir polisiye yazacağım derken, ismi lazım değil ünlü bir Türk polisiye yazarı gibi kendinizi fırında lüfer tarifi verirken, Rum meyhanelerinde meze kültürü geyiği yaparken bulabilirsiniz. Ama neyse ki Kahire'de Kayıp öyle değil. Ilgın'ın ellerinde gördüğünüz bu kitap, sadece bir iki yerde dozunu kaçırsa da, genel olarak polisiye ve edebiyatın sihirli bir iksir gibi tam tadında harmanlandığı bir kitap olmuş.

-Demokrasi aşk gibi, mutlu olmamız ve yerimizden kımıldamamamız için uydurulmuş bir yalan.
-Bazıları aynı şeyi din için de söyleyebilir.

Polisiye ve edebiyatın güzelliği bir yana, alt metinde bize çok tanıdık gelen ve inşallah başımıza gelmez dediğim, bugünlerimize bolca gönderme içeren, ders niteliğinde anlatımlar var. Keşke bu kitabı daha çok insan okusa da Makana'nın başına gelenlerden ders çıkarsa diyorum. Ancak şunu da belirtmeliyim ki; Makana'nın Sudan'da ki tutumuna bakınca idealistlik ile kalın kafalılık arasında incecik bir çizgi olduğunu görüyorum. Kendi adıma benzer bir durumda ben çok daha farklı bir tutum izlerdim diye düşünüyorum.

Çevirmenin ilginç bir üslubu var. Birleşik cümleler birbirine geniş zaman kipiyle bağlanmış. "Anayoldan ayrılır, toprak yolsan sola dönerken…" ya da "Makana sigarasını yakar, derin bir nefes çeker ve dumanı gökyüzüne üflerken…" gibi. Alışık olmayınca yadırgıyorsunuz. Bir de bolca Mısır'a özgü kelime, tabir ve nida, orijinal dilinde bırakılmış. İyi hoş da aramızda Mısırca bilen çok az kişi var. Keşke bu tip kelimelerin anlamları dipnot olarak verilseydi.

Kırmızı Kedi Yayınları kaç yıllık bir yayınevi bilmiyorum. Üzerlerine alınmasınlar ama blog, facebook, instagram ve bilumum internet ortamındaki kedi-kahve-kitap ilintili paylaşımlardan gına geldi. Mümkünse değiştirin abi yayın evinin adını. (Şaka)

Umarım serinin devamı gelir. 11.02.2016 tarihli toplantıdan sonra ilk işim, toplantı resimleri ile birlikte yayın evine mail atmak olacak. Serinin devamının takipçiyiz, basmazsanız, biz dükkanınızı basarız diye. En kısa zamanda Makana'nın ve yazarın gerçek ismi ile çıkardığı diğer kitaplarını da alıp kitaplığıma katacağım. Uzun lafın kısası, uzun süreden beri denk gelmediğim lezzette, harika bir kitaptı. Okuyunuz, okutunuz…


Kahire'de Kayıp - Parker Bilal




Orijinal Adı: The Golden Scales: A makana Mystery
Yayın tarihi: Şubat 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: Ali Cevat Akkoyunlu
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 335
ISBN: 9786059908207
Goodreads Puanı: 3.67



24 Ocak 2017 Salı

Huzursuzluk - Zülfü Livaneli


Biz, bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını yakalayamadan aşağıya düşmüştük.

Merhamet Zulmün Merhemi Olamaz…

Ben bugüne kadar hiç Zülfü Livaneli okumadım. Hadi dedim facebook sayfamı beğenen iki takipçime bu kitabı hediye edeyim; bu vesile ile bende okuyayım. Hazır lafı açılmışken hatırlatayım; siz bu yorumu ne zaman okursunuz bilmiyorum ama 31 Ocak 2017 gece yarısına kadar sol taraftaki beğen butonundan ya da buradan sayfama giderek sayfamı beğenebilir ve çekilişe katılmaya hak kazanabilirsiniz

Reklâmları geçtiğimize göre devam edelim. Aslen Mardin’li olan gazeteci İbrahim, bir gün çalıştığı gazetenin üçüncü sayfasını hazırlarken, eline ulaşan haberlerden birinde Mardin’den çocukluk arkadaşı olan Hüseyin’in öldüğünü öğrenir. Biraz eski günlerin hatırına, birazda burnuna gelen haber kokusu ile yollara düşen İbrahim, soluğu Mardin de alır. Burada çocukluk arkadaşı Hüseyin’in, IŞİD zulmünden kaçan Ezidi bir kıza aşık olduğunu ve bu nedenle ailesini ve hatta tüm Mardin’i karşısına aldığını öğrenir. İbrahim’in bundan sonraki tek amacı Meleknaz isimli bu Ezidi kıza ne olduğunu bulmaktır.

İlk 30 sayfa sonunda şu notu almışım kenara; “Başıma bir iş gelemeyecekse beğenmedim.” Ne yazık ki kitap bittiğinde de fikrim değişmedi. Densizliğimi mazur görün ama baştan sona ucuz popülizm kokusu aldım ben. Medeniyetlerin beşiği Mardin, dinler ve kültür mozaiği teması, IŞID zulmü, islamofobi, plaza insanlarının ruhsuzluğu ve sığlığı, tüketim toplumunun vefasızlığı, hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye ve daha niceleri… tek filme 16 tane sosyal mesaj sığdırıyor diye alay ettiğimiz Mahsun Kırmızıgül kitap yazsa, ortaya ancak böyle bir şey çıkardı.

Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanlarında bile neşelidir.

kitap yorumu, özeti, pdf, konusuDoğan Kitap’tan çıkan Huzursuzluk sadece 154 sayfa ve inanın bana bu iyi bir şey. Finalde bence havada kalan pek çok nokta oldu. Böyle mağrur, dik başlı ve inatçı bir kızı nasıl ikna edebildiğine mutlaka değinilmeliydi diye düşünüyorum.

Kapak ise apayrı bir olay. Diyelim ki İbrahim’in kitap boyu elinden düşürmediği, hikayenin baş karakterlerinden Tavusé Melek figürü işli mendil ile bezeli bir kapak yapmak istemediniz; olabilir. İyi ama kitapta Ezidi adetlerinden bahsederken, Ezidilerin mavi kapılardan geçmediğini, hatta mavi renkten uzak durduğunu söylemediniz mi? E o zaman kapak neden mavi tonlarında? Ezidiler okumasın diye mi? Garip…

Yine de olumsuz görüşlerimin sadece bu kitaba yönelik olduğunu ve Sayın Livaneli hakkındaki genel görüşlerimde en ufak bir değişikliğe neden olmadığının altını çizmek isterim. Zülfü Livaneli bilgi birikimine saygı duyduğum, şarkılarının pek çoğunu bağıra bağıra söylediğim bir insan kendi hatırlar mı bilmem ama 2004 yılı Babaeski festivalindeki konseri gibi bir konseri ömrümün sonuna kadar bir daha görebileceğimi sanmıyorum. Ahmet Koç’un yokluğundan olsa gerek Edirne konserinden aynı keyfi alamamıştım. Bu da buraya not düşülsün Sevgiler, saygılar…



Orijinal Adı: Huzursuzluk
Yayın tarihi: Ocak 2017 (1. Baskı)
Yazar: Ömer Zülfü Lİvaneli
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 160
ISBN: 9786050939828
Goodreads Puanı: 4.46






14 Ocak 2017 Cumartesi

Od - İskender Pala

kitabı yorumu, pdf, özeti

- Bir ‘Yunus’ Romanı – 



Kaçmak demeyelim istersen, Yunus, evladım, hayata tutunmak diyelim. Çünkü her kaçışın hasret gibi, gurbet gibi, firkat gibi acıları, terk etmek, gözden çıkarmak, vazgeçmek gibi fedakarlıkları vardır. Bunun için kalbi kırık olur kaçanın, içinde hasretlikler büyür. Vatandan, topraktan, sevgiliden yana hasretlikler.

-        

Edirne Kitap Okur grubu ile geçen ay yaptığımız toplantıda üzerinde mutabakata vardığımız Od’u okudum. Sayelerinde okuma planımda hiç olmayan kitaplar ile tanışma fırsatım oluyor. Henüz mükemmel sonuçlar alamasam da en azından farklı lezzetler aldığımı söyleyebilirim.

Kitaba başlamadan önce, ne yalan söyleyeyim, ön yargılıydım. Baştan sona dergahta geçen, bir o dervişin, bir bu dervişin ağzından, dünya ve ahiret adabıyla dolu, bin türlü veciz söz okuyacağımızdan endişe etmiştim. Neyse ki korktuğum kadar değilmiş. Hatta ilk bölümler bildiğin bir tarihi macera romanı gibi.

Efenim, yazar bize bir anlatıcı karakter kurgulamış, Molla Kasım. Böylelikle, benzerlerine pek rastlamadığımız, eşsiz bir örneğini Amin Maalouf’un Tanios Kayası’nda görebileceğiniz “ikinci tekil anlatım” yolu seçilmiş. Kurguya göre kaderi Yunus Emre ile kesişen Molla Kasım, ondan aldığı ilham ile kendisinden ve oğlundan dinledikleri ile gelecek kuşaklara aktarılmak üzere bir biyografi hazırlamış.

Moğol istilası ile yerinden yurdundan olan Yunus’un hayatı boyunca neleri kaybettiğini, nelere sabrettiğini ve neleri kazandığına şahit oluyoruz. Sadece Yunus’un hayatı değil, onunla birlikte yıkılmak üzere olan Selçuklu Devleti’nin son yılları ve Osmanlı Devleti’nin (daha doğrusu beyliğinin) kuruluşu hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Ancak kendi cahilliğimin de etkisi olmakla birlikte; anlatılanların ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu, hangi söz, hatıra Yunus’un, hangisi İskender Pala’nın bilemedim.

Dönem insanlarının yaşadığı zorluklar, yayan gezilen Anadolu toprakları son derece ilgi çekici gelse de, arka planda sürekli verilen şeyh, dergâh, derviş, tarikat, yol güzellemelerini pek sevmedim. Bunun yanı sıra Keloğlan masalarından fırlamış gibi duran, İslamiyet’in kendi özüne aykırı duran, kendiliğinden ortaya çıkan sofralar, söğüt dalıyla adam kesen cengâverler ve buna benzer kerametleri abartılı buldum.

Acının birine üzülmeden diğeri geliyordu Molla Kasım. Yeni bir acıya ah edecek olsak, içimizdeki eski bir ah ağzımızdan çıkıp ona yer açıyordu.

Öte yandan yazar, bilerek ya da bilmeyerek korkunç bir gerçeği gözler önüne seriyor; düşünsenize daha 12. yüzyılda, nüfusu bugünkünden kat be kat az olan Anadolu’da onlarca şeyh, derviş, abdal, kahin, tarikat, dergah, mezhep cirit atıyormuş. Ne acı. Kaldı ki o döneme ait en güzel tanımı Yunus Emre’nin gönlünün yıldızı Sitare yapmış:
“İnsanlar yaratılışlarının gereği madde ile mana dengesinde yaşamak isterlermiş. Madde tükenince geride bıraktığı boşluğu mana doldurur; yahut mana yükselince madde bedeni terk edip gidermiş.”
Ne güzel söylemiş. Belki de dini satanların zengin, kendini Allah’a en çok muhtaç ve yakın olmak zorunda hissedenlerin fakir olması bu yüzdendir.

Zalimin karnından aşı eksilmeyegörsün, mazlumun kanına ekmek doğrar da yer.

kitabı yorumu, pdf, özeti
Özel bir sebebi olmamakla birlikte kapağı beğenmedim, kitap ile birlikte cd gelmesini esefle kınadım. İngilizce eğitim seti mi bu, cd’de neyin nesi? Kelime, imla, yazım yanlışına gözüm ilişmedi, bu açıdan oldukça başarılı. Ancak yüzyıllar öncesindeki dervişlerin konuşurken Simurg, girift, taciz gibi kelimeler kullanmalarını garipsedim.

Onun dışında hayatıma yeni ufuklar açan, iyi ki okumuşum dediğim bir kitap olmadı.  Ancak anlatımı sürükleyici, anlaması kolay bir kitap olması nedeni ile kolay okunan akıcı bir roman. Bu nedenle vakit kaybı da diyemem.






                                        
Od - İskender Pala



Orijinal Adı:
 Od 
Yayın tarihi: Ekim 2016 (17. Baskı)
Yazar: İskender Pala
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 359
ISBN: 9786054322848
Goodreads Puanı: 4.0





4 Ocak 2017 Çarşamba

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitapGeçtiğimiz günlerde Bath Spa Üniversitesi tarafından, geçmişten geleceğe, edebiyatta çeşitliliği ve eşitliği kutlamak amacıyla bir çalışma yaptı ve toplumdaki özgür düşünceyi ve olumlu değişimi teşvik eden on kitaplık bir liste yayınladı.  

Tüm dünya ülkelerinin edebiyatını kapsayan liste, Sylvia Plath'ın The Bell Jar ve Virginia Woolf'un Orlando gibi klasiklerinden tutunda, son dönem genç yetişkin romanlarından Two Boys Kissing2 kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Liste Bath Spa Üniversitesi'nin öğrencileri, akademisyenleri, yazarları ve kütüphanecilerinin ortak çalışması ile hazırlandı.

Listeye alınacak kitaplar için ırk, cinsiyet, engellilik, zihinsel sağlık ve cinsellik olmak üzere beş farklı kategori belirlendi. Ardından katılımcılar, belirlenen adaylar arasından kendi yaşamları üzerinde en çok etkisi olduğunu düşündükleri kitaba oy verdi.

Eğer dünyanın şu andan daha fazla ihtiyaç duyduğu bir şey varsa; hoşgörüdür. 


Bazılarının Türkçe'ye çevrildiği kitapların listesi aşağıdaki gibi. Türkçe baskılarına ulaşabildiklerimin tanıtım bültenlerini de vermeye çalıştım.  Bu arada yazarlar hakkında üstün körü yaptığım incelemede en az üç tanesinin intihar ederek yaşamına son verdiğini görüyorum. Listenin hazırlanış amacına bakarak biraz tezat bir durum oluşmuş gibi duruyor.

1. Two Boys Kissing, David Levithan


Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

2. Nevada, Imogen Binnie

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

3. The Reason I Jump, Naoki Higashida

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

4. The Story of My Life (Hayat Hikayem), Helen Keller  

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

1880’de Alabama’nın küçük bir kasabasında sağlıklı bir bebek olarak doğan ve on dokuz aylıkken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu görme, işitme ve konuşma yetilerini yitiren Hellen Keller’ın engellerine rağmen başardıkları, onu efsanevi bir kişilik hâline getirmiştir. İnanılmaz azmiyle beş dil öğrenen, bisiklet binen, kano ve yelkenli ile gezintiye çıkan, yüzen, satranç oynayan Keller’ın hem normal daktilo ile hem de körler alfabesi ile yazdığı hayat hikâyesi de tıpkı kişiliği gibi efsaneleşmiştir. İlk kez 1903’te yayımlanan Hayat Hikâyem tam 50 dile çevrilerek bir klasik hâlini almıştır. Hayat Hikâyem, “HER MÜCADELEYİ bir ZAFERE dönüştürebilseydiniz neler olurdu?” diye sorarak hayat hikâyesini anlatmaya başlayan Hellen Keller’ın azim, sabır ve özveri dolu öyküsü.
“Başka insanlardan farklı olduğumu ne zaman anladım, hatırlamıyorum. Fakat öğretmenimin gelmesinden önce biliyordum bunu. Annem ya da arkadaşlarım bir şey istediklerinde benim gibi işaretler kullanmıyorlar, ağızlarıyla konuşuyorlardı. Kimi zaman sohbet eden iki kişinin arasına oturur, dudaklarına dokunurdum. Anlayamazdım ve canım sıkılırdı. Ağzımı, amaçsızca onlar gibi oynatırdım. Kimi zaman bu beni öyle sinirlendirirdi ki, yorgun düşene kadar bağırır, her yeri tekmelerdim.”

5. I am Malala, Malala Yousafzai

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

6. Orlando, Virginia Woolf 

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli.

7. Elizabeth is Missing (Hatırlanmayan), Emma Healey  

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

İpuçlarını hatırlayamadığınız bir gizemi nasıl çözersiniz? Maud’un cebindeki notta, kendi elyazısıyla şöyle bir cümle var: “Elizabeth kayboldu.” Maud’un son günlerde hafızası çok iyi değil. Evde zaten bir dolap dolusu varken şeftali dilimleri alıyor, yaptığı fincanlarca çayı içmeyi unutuyor ve bir şeyleri unutmamak için kendine notlar yazıp duruyor. Ancak Maud arkadaşı Elizabeth’in başına nelerin geldiğini bulmak konusunda kararlı. Bir de yıllar önce savaştan hemen sonra kaybolan kardeşi Sukey’nin gizemi var tabii. Harika bir ana karakteri olan, sayfalarını hızla çevireceğiniz bir gizem romanı. Maud sizi güldürecek, ağlatacak ve kesinlikle hafızanıza kazınacak. “Bu kitap sizi tedirgin edecek ve sarsacak: Yetmiş yıllık bir suç, bu suçu soruşturmaya çalışan ve söylediklerine güvenilemeyecek bir anlatıcı… Ve hikâyenin duygusal çekirdeğinde insan aklının ne kadar parçalanabileceği gizemi yatıyor.”    Emma Donoghue 

8. The Bell Jar (Sırça Fanus), Sylvia Plath 

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

Sırça Fanus, 20. yüzyıl edebiyatının efsane yazarlarından Sylvia Plath’ in tek romanı. İlk kez 1963’te yayımlanan kitap, Plath’in kendi gençlik bunalımlarından yola çıkan, büyük ölçüde özyaşamöyküsel bir yapıt. Amerikalı aydınlar üzerinde acımasız bir baskı kuran McCarthy döneminde, üniversite öğrencisi genç bir kızın zihinsel rahatsızlığını, intihar girişimini ve yeniden yaşama dönme uğraşını anlatır Sırça Fanus. Ne var ki, Plath’in şaşırtıcı akıcılıktaki üslubu, ayrıntılara inen keskin gözlemciliği ve kurgulama ustalığı, Sırça Fanus’u iç karartıcı bir bunalım romanı olmaktan çıkarır, insan ruhunun derinliklerinde cesaretle gezinen eleştirel bir yapıta dönüştürür. Şiirleri ve öykülerinde de yabancılaşma, ölüm ve kendini yok etme temalarını işlemiş olan Plath, bu romanın yayımlanmasından bir ay sonra, otuz bir yaşında, yaşamına kendi eliyle son vermiştir.

9. If This Is A Man (Bunlar da mı İnsan), Primo Levi 

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap

1919'da Torino'da doğan Primo Levi, bu kentin küçük Yahudi topluluğu içinde büyüdü. Torino Üniversitesinde kimya eğitimi gördü. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kuzey İtalya'da faşizme karşı direnişe geçen arkadaşlarına katıldı, sonra tutuklanarak Auschwitz Toplama Kampına gönderildi. Onca eziyete karşın hayatta kalabildi. Savaş bitince yine Torino'ya döndü. Can Yayınları arasında yayınladığımız Boğulanlar, Kurtulanlar adlı kitabını yazıp bitirdikten birkaç ay sonra 11 Nisan 1987'de intihar ederek yaşamına son verdi. Bunlar da mı İnsan (1947), onun en tanınmış kitaplarından biri. Bu kitapta Primo Levi, Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını, gördüklerini, olağanüstü bir nesnellikle anlatıyor.

10. Ain’t I a Woman, Bell Hooks

Dünyayı Daha İyi Anlamanızı Sağlayacak 10 kitap





3 Ocak 2017 Salı

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı


En çok satanlar listesi olur da, en satan Çocuk Kitapları listesi olmadan olur mu?  Üşenmedim, oturdum, araştırdım. İşte 2016 yılının en çok satan 10 çocuk kitabı.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

1 - Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos

Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayâlini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayâller peşinde Rio de Janeiro'ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu 1940'ta yayımlandı. 1945'te yayımlanan Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988'de öldü.
En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

2- Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery 


“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.”







En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

3- Dedemin Bakkalı - Şermin Çarkacı


O, tuz ruhu isteyen müşteriye yemek tuzu gönderip “ruhu arkadan gelecek” diyen bir girişimci…O, fakir müşterilere bedava ürünler satıp ücreti zenginlerin hesabına yazan bir kahraman…
O, bakkaldaki içecekleri birbirine karıştırıp daha güzelini bulmak ve müşterilerine sunmak için uğraşan bir sivri zeka… O, Afrikalı çocuklara yardım göndermek için arkadaşlarının ellerinden kandil yiyeceklerini toplayan bir yardımsever… O, attığı her adım olay olan, aşırı eğlenceli, cin fikirli, fena halde yenilikçi bir bakkal çırağı…
Şermin Çarkacı’nın kendi hatıralarından ilhamla kaleme aldığı Dedemin Bakkalı, büyüklere çocukların gözünden kendilerini görme imkânı verirken; küçüklere ticaretin, yenilikçi düşünmenin, büyüklerin dünyasının ve insan ilişkilerine dair inceliklerin ipuçlarını veriyor. Epey güldürüyor, biraz hüzünlendiriyor, uzun uzun düşündürüyor.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

4- Benimle Oynar mısın Anne 365 Eğitici Çocuk Oyunu - Pedagog Ali Çankırılı 


Şimdi çocuklar çocuk olma zamanı...
Çocuğunu iyi eğitmek isteyen ama bunu bilemeyen ebeveynlerin ihtiyacı olan bir kitap. Çocuklarıyla oyun oynamak isteyen ama oynayacak oyun bulamayan anne-babalar için yüzlerce oyun tarifi. Hayal gücü ne kadar zengin olursa olsun her çocuk zaman zaman sıkılır ve huysuzlanır. Bu kitap böyle anlarda çocuklarını sıkıntıdan kurtarmak, aynı zamanda onların el becerilerini arttırmak isteyen anne-babalara rehber olması için hazırlandı. Bu yüzden kitapta yüzlerce oyun örnekleri bulacaksınız.
Oyunlar, eğitimcilerin büyük önem verdiği deneme yanılma aktivitesini de sağladığı için çocuğun kendi yeteneklerini keşfetmesine öncülük eder.
Bu kitaptan sonra çocuklarınızın yaramazlığından şikayetçi olmayacaksınız.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

5- Sol Ayağım - Christy Brown 


Chiristy Brown doğuştan beyin felci kurbanıydı. Ancak bu talihsiz küçük bebek İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yazarın muhteşem hayal gücüne ve duyarlı zekasına sahipti.
Bu,Chiristy Brown’ın kendi yaşam öyküsüdür.Brown, çocukluğunda okumayı, yazmayı, resim yapmayı ve nihayet daktilo kullanmayı öğrenmek için verdiği mücadeleyi ve bütün bunları sol ayağını kullanarak nasıl yaptığını anlatıyor.


En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

6- Harry Potter ve Lanetli Çocuk - J. K. Rowling, John Tiffany , Jack Thorne


Sekizinci Hikâye.
On Dokuz Yıl Sonra...
Harry ait olduğu yerde durmayı reddeden bir geçmişle boğuşurken, en küçük oğlu Albus da istemediği bir aile mirasının yükünü omuzlarında taşımakta zorlanır. Geçmişle gelecek uğursuzca iç içe geçerken hem baba hem oğul tedirgin edici bir gerçeği, bazen karanlığın beklenmedik yerlerden geldiğini öğrenir.
“Harry Potter ve Lanetli Çocuk”,  J.K. Rowling,  John Tiffany ve Jack Thorne’a ait yeni bir özgün hikâyeden yola çıkarak Jack Thorne’un yazdığı yeni bir oyun. Bu oyun sadece sekizinci Harry Potter hikâyesi değil, aynı zamanda tescilli olarak sahneye koyulan ilk Harry Potter hikâyesi. 30 Temmuz 2016’da Londra West End’de gerçekleşen prömiyerin hemen ardından Sahne Metni Özel Baskısı, dünyanın dört bir yanındaki okuyucuları Harry Potter, arkadaşları ve ailesinin devam eden yolculuğuyla buluşturuyor.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

7- Güneşi Uyandıralım - Jose Mauro De Vasconcelos 


Şeker Portakalı'nın sevimli, küçük kahramanı Zeze işte yine karşınızda. Gözlerinin içi yine ışıl ışıl, yüreği yine sevgi dolu. Ama hüzünleri, biraz daha büyümüş bir çocuğun hüzünleri. Küçüklüğündeki küçük Şeker Portakalı yok, ama bu kez de yüreğinde sevgili kurbağası var. Zengin ve aşırı alıngan bir aile tarafından evlat edinilmiş. Ama Zeze yeni babasının iyi niyetine karşılık vermiyor. Evdeki biricik dostu, aşçı Dadada. Bir de düşlerindeki, yeri doldurulamayan, yüreğine kadar sokulup yerleşen kurbağa ve bir filmde görerek gerçek babasının yerine koyduğu ünlü Fransız şarkıcısı Maurice Chevalier. Çok parlak bir öğrenci olan Zeze sırılsıklam âşık oluyor. O güne kadar herkesi kızdıran, kimi de tehlikeli şeytanlıklar yapan bir çocuk. Çocukluğunun sonu, yeniyetmeliğin ilk adımları, verilmesi gereken yalnızlık sınavı...Zeze'nin, dostlarını hayâl kırıklığına uğratması olanaksız. Onun her yaştan pek çok dostu olduğunu da iyi biliyoruz. Şeker Portakalı'nın devamı olan Güneşi Uyandıralım'ı da çok seveceğinize inanıyoruz. Dizinin üçüncü kitabı olan Delifişek'te bu kez, Zeze'yi delikanlılık yaşında bulacaksınız.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

8- Charlie'nin Çikolata Fabrikası  - Roald Dahl 


Roald Dahl (1916-1990), Norveç asıllı büyük bir yazar. Kitaplarını İngilizce yazıyor. Büyükler için olduğu kadar çocuklar için de birbirinden güzel pek çok kitap yazmıştır. Charlie’nin Çikolata Fabrikası, onun en Sevilen çocuk kitaplarından biri. Bu kitapta küçük Charlie ile tanışacaksınız. Onu çok seveceğinizi, onula arkadaş olacağınızı umuyoruz. Charlie, annesi, babası, iki ninesi, iki de dedesiyle birlikte büyük bir kentin bitiminde küçük bir tahta barkada yaşamaktadır. Yoksuldurlar. Charlie, çikolataya bayılır, ama alacak parası yoktur. Biriktirilen parayla, doğum günlerinde, yılda bir kez bir küçük çikolata girer evlerine. Bu büyük kentte, Charlie’lerin evinden bile görülen kocaman bir çikolata fabrikası vardır; dünyanın en ünlü çikolatalarını üretir. Günlerden bir gün... Yok, kitabın konusunu anlatmamızı beklemeyin. Okuyun göreceksiniz neler olacak. Bu kitabın devamı sayılabilecek güzel bir kitabımız daha var: Charlie’nin Büyük Cam Asansörü. O kitapta da Charlie’nin başka bir serüvenini izleyeceksiniz.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

9- Uçan Sınıf - Erich Kastner 


Erich Kästner, çocuklar için de, büyükler için de yazan Almanya’nın ünlü yazarlarından biri. Uçan Sınıf’ın kahramanları, yatılı bir okulun çocukları. Yılbaşına az bir zaman kalmıştır. Çocuklar, Uçan Sınıf adında bir oyun hazırlamaya karar verirler. Ne var ki çalışmaları yarım kalır. Çünkü bir başka okulun öğrencileri, hem oyunda rol alan oyunculardan birini, hem de çocukların alıştırma kitaplarını kaçırmışlardır. Kästner’in ‘Yazdığım en iyi kitap’ dediği Uçan Sınıf, ince bir hüzün ve bolca mizahla kaleme alınmış bir başyapıt. Bu kitapta yazar, çocuklar arasındaki dayanışmanın, sıkı bir arkadaşlığın gücüyle yaşamın zorluklarını alt etmenin güzel bir örneğini veriyor.

En Çok Satan 10 Çocuk Kitabı

10- Allah’ı Arayan Çocuk - Hatice Kübra Tongar 


         Hasta annesinin ateşini kim düşürebilir? Bir itfaiyeci mi? Yoksa mikropları hapse atmak için bir polis mi gerekli? Ya da belki bir tamirci annesinin tüm yaralarını onarabilir? Sahi, hastalara şifa veren hangisi olabilir?
Doktor amcadan duyduğu ‘Hastalıkların ilacı Allah’tadır’ cümlesiyle yollara düşen ve Güneş’ten Gökkuşağı'na birçok kişiye Allah’ın nerede olduğunu soran bir çocuğun hikayesi bu…
Fıtrat Pedagojisi kitabının yazarı Hatice Kübra Tongar, her çocuğun sorduğu ‘Allah nerede’ sorusuna cevap vermeye çalışırken, hem küçük okurlarını, hem de anne-babaları keyifli bir serüvene davet ediyor. Peki, sizce küçük çocuk Allah’ı nerede buluyor?

Kitapyurdu.com verilerinden faydalanılmıştır.











 
UA-57355180-1