Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

23 Nisan 2017 Pazar

Şaman Gözü - Asu Mansur

şamanizm, ritüel, kitap özeti
        Ey atalarım. Ey göğün hanları! Ulu Kayra Han’ın adıyla sizden dileğim şudur; süldemi, sünemi, özütümü her zaman yıldızlara yakın tutmama destek olun ki bende sizlere emin adımlarla kavuşmaya devam edebileyim.”

Böyle bir kitap ne zamandır aklımdaydı. Uzun bir süreden beri eski Türklerin gelenek ve inanışları, inanç ve uygulama sistemi doğanın ve evrenin işleyişinden esinlenen kadim bir dinin varlığı ve ne yalan söyleyeyim yıllardır okuduğum çizgi romanlardaki Kızılderililerin inançları ile olan benzerlikleri nedeni ile Şamanizm ilgimi çekmekteydi. Tesadüfen bu kitaptan haberdar olunca okumamak olmaz diyerek başladım.

Kitap, başlıkta da belirtildiği gibi gerçek bir şaman olan, ancak kendisi hakkında internette bile pek fazla bilgi olmayan Asu Mansur tarafından yazılmış. 10 bölüm altında şamanizme ait uygulamalar, gündelik yaşamda uymamız gereken kurallar incelenmiş. Anlayabileceğimiz seviyede aktarılmış.

Yaratanın teni doğadır. 


Bu kitap öncesinde Şamanizm hakkında çok fazla bir bilgim olmasa da, genel itibari ile beklentilerim doğrultusunda bir inanç ve mantık sistemi ile karşılaştım. Hayatın her aşamasında kendine dünyanın ve kâinatın muazzam dengesini örnek alan bir yaşam felsefesini kabullenmek zor değil. Lakin bu örnek almanın, yürümekten su içmeye, uyumaktan, yataktan çıkmaya kadar her eylemimizi kapsıyor olması, ne yalan söyleyeyim ilk başlarda korkutucu gelmiyor değil.

Baştan anlaşalım, bu kitabı okuyarak, evrenin şifresini çözme, başarılı olmak, bundan sonra antibiyotik kullanmadan gribi atlatacak sihirleri öğrenmek gibi hayalleriniz varsa, vazgeçin. Zira her ne kadar öğretilen her sihir, (bu arda sihir ile büyünün farklı şeyler olduğunun altının çizildiğini belirtelim) her tedavi yöntemi akla mantığa son derece uygun olsa da, günlük şehir yaşamında uygulayabilmek neredeyse imkânsıza yakın gibi. Bu nedenle bu kitaptan önce, kuşkusuz bir inanç ile sonsuz ve samimi bir teslimiyet olmak üzere pek çok fedakârlığa ihtiyacınız var. Yine de kitaptaki hiçbir şeyi uygulayamasanız bile, etrafımızdaki canlı cansız her varlığın, her doğa olayının bir ruhu olduğu kabulü ile onlara iyi davranarak sürdüreceğimiz bir yaşamın bize onlarca pozitif katkı sağlayacağı muhakkak.

Satır aralarına serpiştirilen bilgilerden, pek çok atasözünün yanı sıra, değer yargılarımıza “batıl inanç” olarak işlenmiş pek çok davranışın aslında Orta Asya’da ki köklerimizden günümüze ulaşan bilgiler olduğunu anlıyoruz. Örneğin gidenin arkasından su dökmek, yemeğe tuz yerine şeker dökmenin tatsız bir olayı tatlıya bağlayacağına, sofradan çatal düşerse erkek, kaşık düşerse kadın misafir geleceğine inanmak gibi..

Yalan değil, ilk başlarda gerçekten karışık ve uyuması gereken sayısız ritüel var gibi duruyor. Ama eğer doğru anlamlandırdıysam şamanizmin temelde tek bir şartı var; taş, hava, su, toprak, ağaç, yağmur, rüzgâr ve daha aklınıza ne gelirse her şeye iyi davranmak ve yaşamımıza kattıklarından ötürü onlara teşekkür etmek. Düşünsenize ne kadar kolay ve bir o kadar zor.

kitap yorumu, şamanizm, ritüelDoğru hesapladıysam, 12 hayvanlı Türk takvimine göre Mavi Toprak Koyunuyum. Sanırım bu takvime göre pek çok iyi özellik taşıyorum. Bizim Ilgın, Kızıl Su Ejderha’sı çıktı. Kızıl olması dışında o da fena değil. Bunun yanı sıra henüz nereden bulacağımı bilmesem de kurt ya da at (belki her ikisi de) dişinde bir aksesuar taşımamın iyi olacağını öğrendim. (Kitapta tedavi yöntemini bulamadığım bel ağrılarım içinde yazara mesaj atmayı düşünüyorum. Umarım cevap verir ve yine umarım önerdiği metot benim açımdan uygulanabilir bir yol olur.) Ayrıca at nalının uğur getirdiği her ne kadar doğruysa da, kullanılacak nalın atın sol ön ayağından alınmış olması ve genel bilginin aksine uçları göğü gösterecek şekilde asılması gerekliymiş.

Gök demişken, insan organ ve uzuvlarının doğayla özdeşleştirilmesindeki mantığa şapka çıkardım. Tıbbi olarak doğruluğunu bilemem ama gerçekten mantıklı. Yürek-güneş, mide-toprak, karaciğer-orman, damar-nehir gibi. Bundan sonra kesinlikle bu benzerliklerin farkında olarak yaşamaya çalışacağım.

Yine başta görme orucu olmak üzere duyu oruçlarının son derece faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak kendi adıma kısa vadede uygulanabilir değil bir hafta gözlerim bağlı nasıl yaşarım, bu durumu kime nasıl izah ederim bilmiyorum.

Sevgilisine ya da eşine baykuş eti yediren kadın, istediği şeyleri yaptırmak konusunda hiç zorlanmaz. “Her kuşun eti yenmez” sözü atalar tarafından erkekler için söylenmiştir.

İlk başlarda etrafımızdaki her şeyin bir sahibi, bir ruhu olduğu inancının kısa süreli bir paranoyaya sebep vermesi mümkünse de, uzun vadede rüzgar iyesine burnumuza taşıdığı güzel kokular için teşekkür eden bir seviyeye ulaşmanın kimseye bir zararı olacağını düşünmüyorum.

Okudun da ne oldu, artık bir Şamanist misin diye soranınız varsa cevabım hayır. En azından şimdilik açılan bir üçüncü gözüm yok ve hayatımın geri kalanını Ulu Kayra Han’ın yoluna adama kararı almadım. Kaldı ki kitabın böyle bir amacı ya da iddiası da yok. Ancak kendi adıma bilinç seviyemin bir basamak yükseldiğini ve bundan sonra çevremde gelişen olaylara farklı bir gözle bakacağımı biliyorum. Aynı zamanda hepsi olmasa da günlük yaşantımda da birkaç değişiklik yapmak niyetindeyim. Ama böyle bir kitabı hayatımın daha erken bir evresinde ya da daha dingin bir zamanında okusam, eminim ki bundan sonraki yaşantımda çok daha köklü değişiklikler olurdu. Ne diyelim kısmet, belki başka bir yaşam formunda…
kitap yorumu, künye



Orijinal Adı: Kham Karak
Yayın tarihi: Ocak 2017 (12. Baskı)
Yazar: Asu Mansur
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 272
ISBN: 9786053111030
Goodreads Puanı: 3.19

19 Nisan 2017 Çarşamba

Çırak - Bernard Malamud

kitap yorumu, bakkal, yahudi
    Bir çocuk koştuğu yeri asla unutmaz.


Sonunda… Neredeyse bir aya yaklaştı. Sanırım okuduktan sonra yorum yapmakta en çok geç kaldığım kitap bu oldu. Son derece yoğun ve yakın zamanda da azalacak gibi durmayan bir iş temposu, akıl sağlığımı korumak için uzak durmaya çalıştığım, son derece berbat ve yakın zamanda da düzelecek gibi durmayan bir gündem arasında ancak vakit bulabildim. Saat şu an sabahın 06:30’u. Lakin bu esnada notlarımı kaybetmişim. Bakalım elde ve akılda kalanlarla neler yapabileceğim.

Edirne Kitap Okur Grubu ile (bu arada bu gruba daha telaffuz edilebilir bir isim önermeliyim) okuduğum 5. kitap. Görünen o ki, bu kitaplar sitemde ayrı bir başlık altında toplanmayı hak edecek rakama ulaşmak üzere. İlk fırsatta bir ayarlama yapmalı.

Brooklyn’de bakkal dükkanı işleten Morris’in işleri, bugüne kadar hiçbir Yahudi hikayesinde rastlamadığımız kadar kötü gitmektedir. Derken, uğradığı bir soygun sırasında yaralandıktan sonra  iyileşmeyi beklerken, teklif beklemeden kendini dükkana çırak ilan eden Frank Alpine sayesinde işleri biraz olsun düzelir. Frank, bir yandan Morris’in kızı Helen’e olan aşkından dükkanı kalkındırma planları yaparken, bir yandan da kasadan para tırtıklamaya başlar.

Acı yoksul insanlar içindi.


kitap yorumu, bakkal, yahudi
Genel olarak bakıldığında, okur üzerinde iz bırakacak, hakkında bir şeyler tartışılabilecek bir kitap değil. Ancak her sayfada, bir sonraki sayfa heyecanlı bir şeyler olacak hissi okura başarılı bir şekilde verilmiş. Okumak istemiyorsunuz ama elinizden de bırakamıyorsunuz. O dükkanın kasaveti rutubeti, Morris ve İda’nın yoksulluğu, Helen’in umutsuzluğu, Frank’ın çarpık ahlak anlayışı çok iyi yansıtılmış. Hani şu sürekli karanlık ve ıslak atmosferli yerlerde geçen, iki üç kişi ile çekilen, sanatsal açıdan harika, görsel açıdan facia festival filmleri gibi

Kafka Yayınlarının bastığı kitabın kapağını, özel bir neden olmasa da güzel buldum. Bence kitabın havasını yansıtmış. Birkaç yerde bir iki yazım yanlışı olsa da göz ardı edilmeyecek kadar değil ancak çevirmenin Yahudi karakterlerin İstanbul’un Rum Meyhanecileri gibi konuşturulmalarını beğenmedim, saçma buldum.  

Tüm bu bilgiler ışığında, iyi ki okudum diyemesem de, zaman kaybı da diyemedim. Ama tüm grubunda onaylayacağını düşündüğüm gibi, toplantı yerinin de etkisi olmakla birlikte, toplantısı en vasat geçen (benim katıldıklarım arasında) kitap olduğu kesin.
kitap künye



Orijinal Adı: The Assistant
Yayın tarihi: Şubat 2017 (1. Baskı)
Yazar: Bernard Malamud
İngilizce'den Çeviri: Seda Çıngay Mellor
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 351
ISBN: 9786054820498
Goodreads Puanı: 3.87 

22 Mart 2017 Çarşamba

Kahire'nin Yanan Melekleri - Parker Bilal

kitap yorumu, özeti, pdf,
Geçmişi hiçbir zaman arkamızda bırakmayız, tam olarak değil. Sadece bir süreliğine bir kenara koyarız.

Genelde seri olan kitaplara karşı ön yargılıyım. İlk kitabı aldıktan sonra, beğenmesem bile devam kitaplarını da almak zorunda hissediyorum kendimi. Ama bu kez durum farklı. Aldığımız istihbarata göre tamamı on kitap olan, dünyada şimdilik 5, ülkemizde sadece 3 tanesi yayınlanan Makana serisinin ikinci kitabını büyük bir istekle aldım ve okudum. Üçüncü kitap Hayalet Koşucu şimdiden sepette ve önümüzdeki ay verilecek siparişi bekliyor.

Sudan'da yaşanan İslami darbeden sonra Mısır'a kaçan, kaçarken canından can bırakan, yorgun, yaralı, yüreği buruk kahramanımız Makana yine iş başında. Bu kez kendi gibi sığınmacı olan Talal'ın müstakbel kayın pederine gelen tehdit mektuplarını araştırmak için kiralanıyor. Ancak Makana, ilk başta basit bir vaka gibi görünen mektupları araştırırken, kendini İslami terörist örgütlerin, dinler arası çatışmaların, uluslar arası komplocuların, eski darbecilerin, silah kaçakçılarının ve daha nicelerinin arasında buluyor.

İlk kitap Kahire'de Kayıp da olduğu gibi, yine sürükleyici bir polisiye ile birlikte, alt metin olarak daha o zamanlardan duyulmaya başlayan "Arap Baharı"nın ayak seslerinden bahsedilmiş. Pek çok noktada ülkemizdeki yakın tarih ve gündem ile ilgili benzerlikle kurmak mümkün.

Bu, Kıpti toplumunun ilk kez hedef alınışı değildi. Arada sırada birileri diğerlerinin aklına yüzde 14 azınlığın, geri kalan yüzde 86'nın yaşam tarzına karşı ölümcül bir tehlike olduğu fikrini sokardı.

kitap yorumu, özeti, pdfHer nedense bu kez Makana, geçen üç yıl içinde epey toparlanmış gibi geldi bana. İlk kitaptaki o pejmürde, yılgın ve yorgun adam nispeten daha derli toplu, hareketleri daha bilinçli, daha bir kendinden emin, hatta kendine özel şoför tutacak kadar maddi imkânları düzelmiş bir halde. O anti kahraman havası biraz zayıflamış gibi geldi. Açık konuşayım bu Makana'yı geçen seferki kadar beğenmedim.

Keşke orijinal kapakları kullansa dediğim Kırmızı Kedi Yayınevi, bu kez farklı bir çevirmenle çalışmış. Bu kez birbirine geniş zaman kipleri ile bağlanmış bileşik cümleler pek yok ama yer yer hatalar göze çarpmıyor değil. Bunun yanı sıra eğer mümkünse son okumayı yapan kişiden paranızı geri isteyin. Zira okumadan, okudum deme olma ihtimali yüksek. Hikâyenin geldiği yer itibari ile Kuran'dan bahsedilen bir yerde, apaçık "Allah kelamı" olması gereken bir kelimeyi "Allah kelimesi "olarak geçmesi bence yapılmaması gereken bir hata. Çevirmenin bu tür şeyleri atlamasını kısmen anlayabilirim ama son okuma zaten bunun için var.  "Allah kelimesine sokaktan aldığınız ucuz bir romanmış gibi davranamazsınız." Olmuş mu sizce, olmamış.

Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Ne istediğimize karar veremiyoruz. Batı'yı mı yoksa Doğu'yu mu, İslam'ı mı yoksa sekülerliğin keyfini mi istiyoruz? Hepsine birden sahip olabileceğimizi düşünüyoruz.

Umarım 10 kitabın hepsi aynı yayınevi tarafından yayınlanır ve umarım kapak sırt teması serinin tüm kitaplarında ortak bir payda da buluşur, Can Yayınlarının Danilov Beşlemesi'nde okura yaptığı şu saygısızlığı yapmaz.  Ufak tefek kusurları da olsa, pek çok yönüyle bize benzeyen Makana reisi bağrımıza basmaya her daim hazırız. Kendisinden tek ricam, artık kapısı kilitlenen, en azından kapısı olan bir ikamet tutması. Böyle tehlikeli bir hayat süren adamın avvama denen yol geçen hanında işi ne? Her gün iş dönüşü ayrı bir gerilim çekilir çile mi yahu?

Şaka bir tarafa liselerde, fikir kulüplerinde, ilgili fakültelerde, insanların beyinlerinde bir "acaba" sorusu sordurması için bile olsa okutulması elzem olan bir macera romanı olduğunu düşünüyorum.
kitap özeti, künyesi


Orijinal Adı: Dogstar Rising: A Makana Investigation
Yayın tarihi: Haziran 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: İdil Dündar
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 336
ISBN: 9786059908955
Goodreads Puanı: 3.74

12 Mart 2017 Pazar

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

roman, kitap yorumu, pdf
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak demek değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.



Evet, Edirne Kitap Okur grubunda 4. ay ve 4. kitabım. Bu kez Türk edebiyatından bir roman okumaya karar vermiştik ve klasikler arasından Şubat ayı kitabı olarak Sabahattin Ali'den İçimizdeki Şeytan'ı seçtik. Bu sayede Sabahattin Ali'den sadece Kürk Mantolu Madonna'nın, Madonna'nın hayatından bahsetmediğini bilmekten daha fazlasını edinme şansı yakaladım.

Kitabın en başında Selim İleri'nin yazdığı bir önsöz var ama birkaç kötü deneyimden sonra bu gibi önsözleri okumama kararı aldığım için okumadım. Ya kitabın sonu hakkında tatsız bir ipucu veriyorlar ya da içerik hakkında benim ölsem aklıma gelmeyecek çıkarımlarda bulunup kendimi geri zekâlı gibi hissetmeme neden oluyorlar.

Genel olarak baktığımızda bu romanın size özetleyebileceğim belirli bir konusu yok. Bir benzerini Paulo Coelho'nun Elif isimli kitabında olduğu gibi daha çok iç hesaplaşmalar, insanların kendi ya da karşısındakinin kişiliğini irdeleyen monologlar ve o dönemin siyasi, edebi hayatına ilişkin yorumlamalar var.

Torpille yerleştiği postane memurluğuna ara sıra uğrayan Ömer, bir gün vapurda gördüğü Macide'nin hayatının kadını olduğu hissine kapılır ve peşine düşer ve hemen ardından kaderin cilveleri onların bir araya gelmelerine kolaylık sağlar. Ancak Ömer'in ruhunun derinliklerine saklı, uyuşuk, tembel, başıboş, avare, düşüncesiz, sorumsuz bir şeytan varken, bu birlikteliğin ne kadar süreceği belli değildir.

Her dönem romanı gibi, ülkemizin bugünkü günlerine bir köprü olma niteliği taşıyor. Baktıkça, okudukça şaşırıyorsunuz. 1940 yılından bu yana (kitabın ilk basıldığı yılı, yazıldığı yıl olarak kabul ediyorum) toplumun çarpık ahlak anlayışı, bu anlayışla şekillenen mahalle baskısı, torpil, rüşvet, adam kayırmacılık, bankamatik memurluk, -günümüzdeki karşılığı ile - insanların like alma hevesi, yeteneksiz şairler ve komedyenler,  edebiyatın, sanatın ve müziğin yozlaştığına dair sohbetler… Yahu neredeyse 80 senedir bir ülkede hiç mi bir şey değişmez.

Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş.


roman, özet, pdf, indirRoman baştan sona kasvetli bir ortamda geçiyor. Bunu anlatımın başarısı olarak söylüyorum; her an kötü bir şey olacak hissi bir türlü yakamı bırakmadı. Kitabı okurken , yine benzer klasiklerden uyarlanan Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu gibi dizilerden sahneler önümden geçip durdu. Hatta zaman zaman 'acaba bu kitabın dizisi neden çekilmedi' diye sordum kendime. Bence birkaç sezonluk bir tv dizisi için son derece müsait.

İçindeki "gevşeği" temize çıkarmak için hayalinde bir şeytan uyduran Ömer üzerinden son derece sağlam bir dönem eleştirisi yapılmış. İşin acı tarafı yapılan eleştirilerin güncelliğini koruması. 80 sene boyuna bir arpa boyu yol gidememiş, onca soruya bir cevap verememiş olmamız gerçekten ilginç.  Durumu "Etrafına daha aklı başında adamlar toplayabilirdin" diyen Ömer'e Nihat'ın verdiği cevap gayet güzel özetliyor. " Lüzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım. Bu gençleri romantik bir takım emellere bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık…"

Kitap Yapı Kredi Yayınlarında 45. baskısını yapmış. Çok merak ediyorum acaba bunca yılın ardından yapılan baskılar daha güncel bir Türkçe ile yapılamaz mı? Böyle olması kitabın orijinalliğinden, güzelliğinden ya da özünden çok şey alır mı?  Bu hali ile yeni nesil kitaba, sadece Sabahattin Ali'nin popülaritesi nedeni ile ilgi gösterir diye düşünüyorum.
künye, özet, pdf


Orijinal Adı: İçimizdeki Şeytan
Yayın tarihi: 2016 (45. Baskı)
Yazar: Sabahattin Ali
Ebat: 14 x 21 cm
Sayfa: 267
ISBN: 9789753638036
Goodreads Puanı: 4.33













4 Mart 2017 Cumartesi

The Witcher Son Dilek - Andrzej Sapkowski

video gane, kitap, özet, pdf
İnsanlar, canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekarlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’nin onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.


The Witcher, bilgisayar oyunları ile arası benden daha iyi olanların muhtemelen çok daha yakından tanıdığı bir karakter. Maalesef benim mouse yardımı ile oynana oyunlara aram hiçbir zaman iyi olmadı. Bu bloğun yazarı çocukluğunun sınırlarını 90’lı yıllarla çizmiş ve çeşitli nedenler yüzünden o yıllarda yapamadığı şeyleri gerçekleştirmeden yeni eğlencelere geçmemeye ant içmiş biri. Ben sağ sol tuşlarının, atari kollarının adamıyım. Bilgisayarımda hala Mame emülatörü kurulu ve kendimi indirmek zorunda hissettiğim binlerce rom var. Kısaca evin için hala “yu vin pörfek” nidalarıyla çınlıyor.

Bu kitabı bana geçenlerde arkadaşım Güneş getirdi. Üç günde bir okumadın mı diye sorup duruyor. Aslını sorarsanız, kitabı nasıl bulduğumdan çok, geri getirecek miyim diye merak ediyor; biliyorum. Bu nedenle kendisine bu satırlar aracılığıyla her kitap kurdunun ezbere bildiği bir atasözünü bilmiyorsa öğretmek, biliyorsa tekrar hatırlatmak isterim: “Kitaplığından kitap veren adam aptaldır, aldığı kitabı geri getiren adam, ondan daha aptaldır.”

The Witcher, kitap iken pc oyununa uyarlanmış bir seri. Bu açıdan bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Anladığım kadarıyla bizim Orta Dünya dediğimize benzer bir evrende geçiyor. Elfler, cüceler, druidler, ejderhalar, strigalar, drakonitler, mantikorlar ve saha onlarca, faydalı faydasız yaratık cirit atıyor. Hayatını bir Witcher olarak kazanan Gerald ise cüzi bir ücret karşılığı bu yaratıklardan insanlara zarar verenleri ortadan kaldırıyor.


video game, özet, pdf,



Genel olarak kitap üzerinde konuşacak, tartışacak pek bir şey yok. Temposu hızlı, sürükleyici, Gerald’ın arada bir ettiği beylik lafları saymazsak felsefi derinlikten uzak. Klasik kurt adam, vampir, ejderha ve onları avlayanları konu alan kitap ve filmlerden ayrılan bir özelliği yok.

Yazılan ilk Witcher kitabı olmamakla birlikte, kronolojik olarak en geriden başlayan kitap olması nedeni ile ülkemizde ilk olarak serinin Son Dilek isimli kitabı basılmış. Anlatım iki farklı koldan ilerliyor. Bir kolda bir striga avında yaralanan Gerald’ın tedavi sürecini “Mantığın Sesi” isimli bölümlerle takip ederken, bu bölümlerin aralarında Gerald’ın maceralarını konu alan bölümler eklenmiş. Son Dilek bu maceralardan sonuncusu. Gerald’ın başından geçen doğa üstü olaylarda Güzel Çirkin, Pamuk Prenses ve Alaattin’in Sihirli Lambası gibi masallardan esinlenilmiş. (Bu gece insan gündüz kirpi olan çocuğun masalını tam çıkaramadım) saydığım masallar Witcher evrenine uyarlanmış.


Orijinali Lehçe olan kitap, önsözde bahsedilen zorunluluklar nedeni ile Almanca kopyalarından çevrilmiş. Kapakta bir ejderha ile çarpışan Gerald tasvir edilmişse de kitabı okurken benim kafamda canlanan Gerald, internette bulduğum şu resme daha çok benziyordu. Baskı ve çeviriyi beğendim. Birkaç küçük kelime hatası dışında göze batan bir sıkıntı yoktu.

Dedim ya, temposu hızlı. Arka kapak yazıları her ne kadar yine "yok artık" dedirtse de üzerinde kafa yoracağınız, durup düşüneceğiz bir anlatım barındırmadığından, 400 sayfalık kitap 3-4 gün içinde bitti. Yolculular ve otel odaları için ideal. Lakin, eğer devamı çıkarsa, kendi adıma devam edeceğim bir seri değil. Anca Güneş devam eder de okumam için bana getirirse o başka.





Orijinal Adı:
 Ostatnie Zyczenie
Yayın tarihi: Kasım 2016 (1. Baskı)
Yazar: Andrzej Sapkowsi
Almanca'dan Çeviri: Regaip Minareci
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 400
ISBN: 9786052990186
Goodreads Puanı: 4.2



26 Şubat 2017 Pazar

Seksi Numara - Melis Ben


porno, erotik, roman
Melis Ben. Gerçek ismim değil tabii. Özgür ismim o benim. İçimdeki her isteği sonuna kadar bağırdığım ismim. Ama bu kitapta ismim dışında her şey gerçek.



Kitabın konusu, türü ve doğası gereği, yaptığım alıntılar ya da kendi yorumlarımda kullandığım kelime ve tabirler rahatsız edici olabilir. Bilginize…










uyarı


Seksi  Numara adının da vaat ettiği gibi müstehcen, kitap sitelerinin kategori algoritmasına göre erotik, bana sorarsanız düpedüz pornografik bir roman. Benzer başka bir roman okumadığım için porno dozu diğerlerine oranla ne seviyede bilmiyorum. Anladığım kadarıyla, sadece internet yorumları ile haklarında fikir sahibi olduğum, Pucca ya da Melisa P. kitapları  gibi  genç ve yalnız bir kadının başından -yatağından- geçenleri anlatan bir kitap. Tek fark, Melis'in yatağından sadece bir erkek geçiyor.

Melis Ben, her ne kadar ismim dışında her şey gerçek dese de, ben bunun kitabı pazarlamak için yazılan bir reklâm metni olduğunu düşünüyor ve oldukça akıllıca buluyorum. Yalan yok, bu kitapta anlatılanların gerçek bir kadının gerçekten yaşamış olabileceği hissiyatı son derece tahrik edici.

Başlarken benzer kitap okumadım dedim ya, evet okumadım ama laboratuarda deney tüplerinin içinde de büyümedim. Ergenliğimizde -ki videonun karaborsa, vcd'nin ise icat edilmediği yıllara rastlar- Penthouse, Kral, Hustler gibi dergilere göz atmamış değilim. Bilenler bilir, bu dergilerin forum köşeleri olurdu. Kimbilir hangi abuk sabuk insanlar, masa başında oturur, sırf dergide boş kalan yerler dolsun diye, sanki dünyanın en şanslı insanlarıymışlar da, en olmadık ihtimaller onların başına gelmiş gibi ilginç hikâyeler yazarlar, biz de bunları gerçek sanıp, elimiz ayağımız titreyerek okurduk. Durumu en güzel özetleyen bir karikatür için buyurun. Yemin ediyorum o zaman ki libidomuzu, jeneratöre bağlamanın bir imkânı olabilseydi, kesinlikle orta ölçekli bir Afrika ülkesinin bir kan aylık elektrik ihtiyacını karşılayabilirdik. Ama imkân verilmedi işte.

İşe bak, porno bir roman okurken, lise anılarımı hatırlayıp hüzünlendim, iyi mi?

Mutsuz ve cinsel yönden yetersiz bir evliliğin ardından yalnız yaşamaya başlayan Melis, kasıklarında yanan ateş ile kavrulup gitmektedir. Ancak etrafındaki erkeklerin hiçbirini hayatının itfaiyecisi olmaya layık bulmadığı için sorunlarını geçici olarak manuel yöntemlerle çözmeye gayret etmektedir. Bir gün aklına kendine bir hat çıkarıp, rasgele insanlarla sanal seks yapma fikri gelir. Gelgelelim ilk talihli Erhan, ona aradığı her şeyi fazlasıyla, hem de sadece telefonda sunmuştur. Varın bir de gerçekten karşılaştıklarında neler olacağını düşünün.

Düşündünüz mü? Eh artık kitabın sonunda ne olacağını yüzde seksen biliyorsunuz, isterseniz okumayı bırakabilirsiniz. Kitabın sonrası büyük oranda tahmin ettiğiniz gibi ilerliyor, gidin bir duş alın. Artık, asansörde, hamburgerci de, ev de, merdivenler de, elbette araba da, (her nasılsa mutfak tezgahı ve piyano es geçilmiş) karşılaştıkları herhangi bir yerde. Aralarında muhteşem bir ten uyumu var. Tek sorun, tek başına on İtalyan aygırının kudretine sahip Erhan'ın aynı zamanda su katılmadık bir öküz olması. Ama ne gam. Adamın tek gecede altı seferi var, o kadarcık öküzlük hakkı değil mi? (Bu arada yazar farkında olmadan Grup Vitamin'in on yıllar önceki bir teorisini doğruluyor. Lütfen bakınız ilk albümden Fatoş isimli şarkı, son mısra; Kızlar öküzü sever.)

Kitabın asıl sorunu şu ki; kadının kendine layık gördüğü isim her ne kadar Melis ise de, ruhu tam anlamıyla bir Kezban. O medeni, rahat, kendine güveni tam, erkek egemen ahlak anlayışına meydan okuyan tavırları hep maske. İş Erhan'ın maço tavırlarına gelince hep kendine bir mazeret uyduruyor, bildiğin hoşlanıyor, yok dur hoşlanmıyor, kendi de itiraf ettiği gibi resmen ıslanıyor. Sadece, "Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla" klişesiyle kendini kandırıyor. Ve de bir çok kadın gibi karşısındaki, sevdiği, seviştiği gerçek insanı değil, kendi hayalinde yarattığı, onun suretini seviyor. Yok ben bunu eğitirim de, öküz ama benim elimde minnoş kedi olur da, istediğim kıvama elbet getiririm de. Bok getirirsin afedersin. Kaç yaşında adam, olsaydı bu zamana kadar olurdu. Eyy kadınlar, karşınızdaki adamın hal ve tavırlarının tek nedeninin, bugüne kadar sizinle karşılaşmadığından kaynaklandığı sanrısından vazgeçin. Alacağınız mal bu. Bilip de alın, sonradan hayal kırıklığı yaşamayın.

Porno sahnelerin anlatımı gayet başarılı olsa da genel açıdan anlatımı beğenmedim, eksik buldum. Yazarın yaşını bilmiyorum ama 20'li yaşların ortalarında olması gerek diye düşünüyorum. Yoksa "Manyak gibi tatlı bir hatunum, Ama ele gelirim, bence çok acayip ele gelirim" gibi cümlelerin yanı sıra "Ay ama bu çok tatlı ya, Ben yerim ki bunu yerim yerim, Of ama ya" gibi ponçik tabilerin başka açıklaması yok. Buyurun bir örnek; "Gözüm o kadar dönmüştü ki, kapıyı bakmadan açtım. Geleni tanımıyordum. Ama o beni tanıyordu. Bana gülümseyişinden beni tanıdığını anlıyordum. Esmer kalın bir şeydi. Filinta değildi ama erkek erkek duruyordu. Fazla erkekti. Hatta ben erkeğim diye bağırıyordu. Bunu yapan, sanırım gözleriydi. Yok, yakışıklıydı galiba. Gözlerine bakmaktan anlayamıyordum ki. Bunun bakışları benimle kapının önünde sevişiyordu."

Ancak küçük bir ayrıntı, yazarın gerçek yaşının yanı sıra, diş sağlığına gösterdiği özen konusunda da bize bir fikir veriyor. Melis Erhan öküzünden bahsettiği bir yerde "Bir kere o diş macununun tüpü ortasından sıkılıyorsa al başına belayı." diyor. Oldu mu be Melis'ciğim? Ortasından sıkılıyor diye eski formuna dönmeyen, dipte kalan kısmını kurutan diş macunu tüpü mü kaldı? Ben 38 yaşındayım hayal meyal hatırlıyorum o teneke tüpleri. Sen de ya hala 90'lı yıllardan kalma bir diş macunu stoğu var ya da macun tüplerinin geldiği aşamayı fark etmeyecek kadar uzun bir süredir diş fırçalamıyorsun. Lütfen diş macunu stokladığını söyle.

porno, erotik, roman, melisHer ateşli sevişme sahnesinin ardından, felsefi, kadına ve kadının toplumdaki yerine dair kısa aralıklar verilmiş, iyi olmuş. Biz de o arada gidip elimize yüzümüze bir su vurup kendimize geliyoruz. Lakin bu felsefi tartışmalarda Melis'in kendi tarzıyla; "Yatak üç günlük. Kişilik ömürlük. Erkek de kadın da bunu iyice bilmeli. O çok önem verdiğin çükün bir gün kalkmayacak. O bomba göğüslerin bir gün altına koyduğunda beş tükenmez kalemi birden tutacak, düşürmeyecek. Sarkacaksınız. Buruşacaksınız. Bozulacaksınız. Birlikteliğinizin tek nedeni seksse de sıçacaksınız. Çünkü çük-am fingirdeşmesinden sonra yaşanacak çok uzun yıllar olacak önünüzde ve siz sevmediğiniz, saygı duymadığınız bir kişilikle o yılları beraber geçirmek zorunda kalacaksınız."

Ha unutmadan, uygunsuz (gerçi kime göre, neye göre) kelime kullanımın geldiği nokta da bu; " Niye sikiyorum ki ben? Amsam ya? Iyy çok çirkin. Amdığımın terlikleri. Amarım. Amdır git. Amılmış herif. Amcık. Ama o zaten var. Sikcik var mı peki? Sikini amayım. Aha bak bu güzelmiş. Birisi bana amını sikerim dese, esas ben senin sikini amarım desem ne yapar acaba? "

Sonuçta tahrik etmiyor mu, evet ediyor. Eğer amaçlanan buysa oldukça başarılı. Liseli gençlerin fantezi dağarcığına onlarca malzeme vereceği kesin. Sadece böyle bir kitap yazmanın, basmanın amacına kafam basmıyor. Belki de Seksi Numara, benim için yanlış bir kitap değil de, ben Seksi Numara için yanlış bir okurumdur, bilmiyorum.

Denizaltı Yayınlarından çıkan kitap ilk olarak Wattpad'de yayınlanmış. Yeterince ilgi çekmiş olacak ki basılmış. Ancak basılırken wattpad'den olduğu gibi kopyalanıp baskıya verilmiş. Anlaşılan o ki editör arkadaşın elleri, bu kitapla ilgilendiği esnada başka şeyle meşgulmüş. Zira editör dokunuşu falan hak getire. Birbirinden ayrılması unutulmuş kelimeler, noktalama işaretlerinden sonra verilmeyen boşluklar, ayrı yazılmayan soru ekleri ve daha niceleri. Hatta aynı sayfada yazı karakterleri birbirinden farklı olan paragraflar bile var; korkunç.

Seksi Numara, şömizli kapakla satışa sunulmuş. Üst kapakta sadece yazarın ismi var. Çeşitli ortamlarda daha rahat raflara konulabilmesi için bence mantıklı düşünülmüş. Alt kapakta ise telefon kordonuna dolanmış bir hatun var. (al bak bu da 90'lardan. Kordonlu telefon mu kaldı yahu?) Ancak Melis, kapağı yapan arkadaşın da aklını başından almış olmalı; nasıl bir fotoshop yaptıysa kadının göğsünün olması gereken yerden omuzu çıkıyor. Sağ omuzu dikkatli bakın. Tövbe bismillah, tuvalette ekmek mi yemiş, annesinin bedduasını mı almış, böyle bir garip olmuş kadın. Uzuvları yerine getirecek doğru açıdan bakacağım diye benim şeklim bozuldu. 

Neyse, uzattığımın farkındayım ama inanın kitabı okurken aldığım notların birçoğunu yazıma almadım. Bu yorumun ardından hala kitabı okumak isteyenlere son bir uyarında bulunup kaçıyorum; Eğer alacaksanız ikinci el değil, yeni bir kitap alın, sayfalar yapışabilir. Sonradan travma yaşamayın.
porno, erotik, roman



Orijinal Adı: Seksi Numara
Yayın tarihi: Ocak 2017 (1. Baskı)
Yazar: Melis Ben
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 272
ISBN: 9786056711336
Goodreads Puanı: 3.50










 
UA-57355180-1