5 Şubat 2018 Pazartesi

Yanlış Adam - Umut Çalışan

Önokuma Sipariş Goodreads Medya Sizden Gelenler


Bu adamlar kim ya da ne bilmiyorum. Nereden geldiklerini, benden ne istediklerini… Kurşun işlemiyor, yorulmuyor, hastalanmıyor, ölmüyorlar. Bu dünyanın ötesinde, insanüstü bir güçle, durup dinlenmeden beni öldürmek için geliyorlar. Bana doğru attıkları her adımda ölümün sıcaklığını, beni arzulayan bir kadının nefesi gibi boynumda hissediyorum. Ne ben neden benim peşimde olduklarını biliyorum ne de onlar öldürmek için yanlış adamı seçtiklerini. Bilseler, yıllar önce ölmüş, ruhu bu dünyada sürüklenen sefil bir gölge olduğumu anlasalar, çoktan vazgeçerlerdi.

Ölüm denen boşluktan geçmiş, ölümsüzlüğe açılan bulmacalardan ibaret düşmanlığımız. Her birimizin çözümü ötekinin elinde… Onları bilmem ama devasa bir yap-bozun elde kalan son parçasıyım ben. Birden fazla boşluğa uyan ama aslında hiçbir nesneyi tamamlamayan. Yanlış bir adamım, hayatında doğru ya da güzel hiçbir şeyi kalmayan… 

Umut Çalışan'dan nefes nefese okunacak bir ilk roman...(Arka Kapak)

Kent Kitap/Ocak 2018/ 272 Sayfa

Önokuma Sipariş Goodreads Medya Sizden Gelenler

Maşatlığa Kırlayan Kızan - Haluk Ecevit

Maşatlığa Kırlayan Kızan - Haluk Ecevit


O zamanlar bulutlar daha mavi, çimenler daha yeşil, leylekler daha hızlı, babalar daha büyük, gazozlar daha tatlı, düğün ve bayramlar daha şendi sanki.

   Elimde bu kez bizim buralardan bir kitap var. Yazarlık maceram sırasında tanıştığım Haluk Ecevit tarafından yazılan, yüzde yüz yerli anlatı-öykü kitabı Maşatlığa Kırlayan Kızan. Kitabın tanıtımlarında ve içeriğinde anlamına yer verildiği için kitap isminin çevirisini yapmıyorum. Zaten Trakya’ya az biraz aşina olan herkes ne demeye geldiğini anlayacaktır.

Bilindiği üzere anı kitaplarını genelde yaşlı amcalar, en azından emekli öğretmenler falan yazar. Oysa Haluk daha 1983 doğumlu gencecik, şu insan üstü hafızası olmasa senin benim gibi sıradan bir adam.

Maşatlığa Kırlayan Kızan - Haluk EcevitHafızasının kuvvetine bir de meraklılığı eklenince ortaya bu kitap çıkmış. Hikayelerin çoğunu Haluk’un küçükken başından geçenler oluşturuyor. Ancak küçük Haluk’un maceralarını dinlerken bir yandan gerek köyün, gerek Trakya’nın gerekse ülkenin ahval ve şeraitinden de haberler alıyoruz. Birkaç öykü ise bu sefer genç Haluk’un köyün eskilerinden dinleyip derlediği, yine köye ait ama daha çok Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına ait hatıralardan oluşuyor.  Dolayısıyla kendi köyünün sözlü tarihini bir şekilde yazılı kaynağa çevirmesi ile de önem arz ediyor.

Ama bizlere okurken en keyif veren yanı, diyalogların tamamının Trakyaca verilmesi. Ama sakın!!! Trakya şivesi deyince aklınıza hemen Fıkralarla Türkiye’deki ya da başka yerlerdeki abartılı Bulgar macırı ağzı, Darbukatör Bayram’ın romancası falan gelmesin. Bu kitapta Trakya şivesinin orijinali var; “Ba adam aldın o meretleri getirdin başımıza, zatan yumurtlamayalar. Baka kızanı da korkuduyalar artık. O kabarık olan tavuklara da bi raat vermeye zatan. Yarın bi çaresine bak şunnarın!” Sözün özü, Trakya taklidi yapmayı ş’leri  j yapıp, cümlelerin sonuna okkalı bir beyaa eklemekten ibaret sananlara duyurulur.

Haluk’un kendi başından geçen pek çok şey, bizler gibi çocukluğunu 90’lı yıllarda yaşayanlara tanıdık gelecektir. Ben pek çok yerde “aaa evet” şeklinde tepki verdim. Hikayeler aktarılırken süsleme edebi anlatımlara düşmeden, köy insanın o doğal, yalın haline uyumlu olarak olabildiğince sade verilmiş. Ayrıca eğer Trakya jargonunda eksiklikleriniz varsa, bunu gidermeniz için sonda küçük bir sözlük de mevcut.

Maşatlığa Kırlayan Kızan - Haluk Ecevit2. baskısını Kent Kitap’tan yapan Maşatlığa Kırlayan Kızan’ın kapağı, Neslihan Zeybek tarafından ilk baskının kapağı yeniden yorumlanarak yapılmış ve bence çok güzel olmuş. Özellikle yanlamış ağaç telefon direkleri ayrıntısı mükemmel.

Kısacası ben beğendim. Yolunun açık olmasının, olabildiğince çok okura ulaşmasını ve Trakya’nın gerçek yüzünü herkese tanıtmasını dilediğim bir kitap…


3 Şubat 2018 Cumartesi

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George Orwell


Alt sınıf açısından, hiçbir tarihsel gelişme, efendilerinin adının değişmesinden öte bir anlam taşımamaktadır.

Kitleler asla, yalnızca ezildikleri için, kendiliklerinden başkaldırmazlar. Kendilerine karşılaştırma yapabilecekleri ölçüler verilmedikçe, ezildiklerinin bilincine varmazlar.



Bundan yaklaşık 10 yıl önce bu kitabı okumama vesile olan Burcu Ertemli Şanlı ve Ümit Ertemli'ye teşekkürlerimle…


Bu yılki planlarım arasında çok fazla kitap okumak yok. İşin yazı kısmına daha fazla ağırlık vermek zorundayım. Bu nedenle mümkün olduğunca sadece E.K.O.G ile seçtiğimiz kitapları okuyacağım. Sahi yazmak demişken bildiğiniz gibi artık benimde bir kitabım var. Çok yakında bir ara toplantı ile Edirne Kitap Okurları olarak kitabımı inceleyeceğiz. Eğer sizde kitabımı incelemek, ilk bölümünü okumak ve hatta satın almak isterseniz linklere tıklayabilirsiniz.

Bu yılki ilk toplantıda iki kitap okumaya ve tartışmaya karar verdik. George Orwell'in iki muhteşem klasiği Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Hayvanlar Çiftliği. Bunun ne kadar kötü bir tercih olduğu toplantıda ortaya çıkacak. Zira ben sadece bir kitabın bile irdelenmesinin saatlerce süreceğini düşünüyorum. İkinci bir kitabı tartışmaya ne zamanımız ne de mecalimiz kalacak. Bu arada Hayvan Çiftliği'ni kısa sayılabilecek bir zaman önce yorumladığım için yeniden burada ayrıca yorum yapmayacağım. O konudaki fikirlerime buradanbakabilirsiniz.

Geçmişi denetleyen geleceği de denetler; şu anı denetleyen, geçmişi de denetler.

Bundan 10 yıl kadar önce okuduğumda, 1984 benim için sadece ütopik bir romandı. O tarihte en çok "Türkçemize sahip çıkalım" sloganının ne kadar önemli  olduğunu kavrayabilmiştim. Bir sözcüğü kullanımdan kaldırınca, o kelimenin anlamının da ortadan kalkıyor olması beni dehşete düşürmüştü. Bugün; kısmen daha bilinçli bir okur ve kendimce daha duyarlı bir vatandaş olarak okuduğumda ise çıldıracak gibi oluyorum; hangi kategoriye koyacağımı bulamıyorum. Bu kitap sanki kötü niyetli tanrılar tarafından yeryüzüne gönderilen bir çeşit kitle kullanma kılavuzu.

Korkarım şu anda okuyacağınız eleştiri ya da yorum kitabı övmenin dışına çıkamayacağı gibi benim kapasitem bu kitabı övmeye de yetmeyecek. Herhangi bir sayfası açılıp üzerine dakikalarca yorum yapabilir, gündelik hayatta kullanım şekillerine örnekler verebilirsiniz.

Bilinçleninceye dek başkaldırmayacaklar, başkaldırmazlarsa hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.

1984 yılına gelindiğinde merkezi eski İngiltere sınırlarında kalan Okyanusya, Büyük Birader isimli diktatörün başında olduğu tek bir parti tarafından yönetilmektedir. Üyelerinden sınırsız ve tereddütsüz bir sadakat bekleyen parti, bunu sağlamak için herkesi 7/24 kontrol altında tuttuğu gibi müzik, edebiyat, tarih, cinsellik ve aklınıza gelen her alanı kendi istediği gibi şekillendirmektedir.

Sadece bu da değil, normal bir insana saçma gelecek "siyah beyazdır, savaş barıştır, özgürlük köleliktir" gibi partinin çiftdüşün adını verdiği kavramlar, partinin beynini yıkadığı insanlar tarafından kolaylıkla kabul edilmekte, hatta en ateşli şekilde doğrulukları savunulmaktadır.


İşte bu baskı ortamında, hayal meyal bile olsa bir şeylerin yanlış olduğunu hisseden Wilson Smith, aklına mukayet olmak için çabalarken, kendi ile benzer hislere sahip Julia ile karşılaşınca bir rahatlama ve umut edebilme dönemine girer. Düşünce polisinde habersiz nefes bile alınamayan bir dünyada, tüm otoriteye karşı umutsuz bir aşk yaşamaya başlarlar.

Kitap genel olarak mükemmel olmakla birlikte Wilson'un annesini son gördüğü güne ilişkin kısım burnunuzun direğini sızlatacak cinsten.

Birisini seviyorsanız onu seviyordunuz, verecek hiçbir şeyiniz olmayınca bile ona sevginizi veriyordunuz.

Can Yayınlarının şu an 60. baskısını satışa sunduğu kitabın bende 7. baskısı var. Şimdiki kapak çok daha iyi olmakla birlikte anladığım kadarıyla bu süreçte birkaç kez kapak değiştirmiş. İyi de olmuş, bendeki kapak içeriği yansıtmaktan çok ama çok uzak. Yine güncel baskı başka biri tarafından çevrilse de bendeki çeviri gayet güzel. Yenikonuş, çiftdüşün gibi terimler kimin fikri bilmiyorum ama harika kelimeler türetilmiş.

Kesinlikle ve kesinlikle okunması, elbet bir gün okullarda okutulması gereken bir kitap. Okumadan ölmeyin.




                 Ø    Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2007 (7. Baskı)
            Ø      Yazar: George Orwell
            Ø      İngilizce'den Çeviren: Nuran Akgören
            Ø      Ebat: 12,5 x 19,5 cm
            Ø      Sayfa: 270
            Ø      ISBN: 9789755100418
            Ø      Goodreads Puanı: 4.15


6 Ocak 2018 Cumartesi

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz
Yoklama alıyorum sessiz olun!

Kaygı? Burada
Hüzün? Burada
Yalnızlık? Burada
Mutluluk?... Mutluluk? 

E.K.O.G ile okuduğumuz 2017 yılının son kitabı, Hüseyin Cengiz’in kalem aldığı “Bir Cemal Süreya romanı olan Yalnızlığın Başkenti. Aslında romandan çok biyografiyi andıran bu kitap, şairin çocukluğundan ölümüne kadar olan yaşamına, en çok da aşklarına ve evliliklerine değinmiş.

Açıkçası roman anlamında yorumlanacak pek fazla bir yönü yok. Yazarın kitaba olan kişisel katkısı, biyografinin uygun yerlerine Cemal Süreya’dan şiirler yerleştirmekten ibaret. Öyleki bu şiirler haricinde kitap boyu alıntı yapabileceğiniz, tek bir ilgi çekici söz öbeği yok.

Niteliği bırakıp niceliğe bir göz atarsak durum çok daha vahim. Sevenleri beni affetsin ama şahsen ben bu karakterde olsam kimse benim biyografimi yazamasın diye mahkeme kararı çıkartırdım. Maşallah şairliğin yanı sıra, hovardalıktan hercailiğe, bencillikten, narsisliğe, kadına şiddetten intihara meyile kadar her şey varmış adamda. Kısaca tam bir dediğini yapın, yaptığını yapmayın adamı.

Bir Cemal Süreya Romanı
Hayır o değil, hayatına giren kadınlar da bir tuhaf. Üvercinka hariç hepsi ışığı görmüş tavşan gibi, önceki evlilikleri, beraberliklerinin akıbeti belli olan bir adamın peşine takılıp gitmişler. Bakıyorsunuz çok yakışıklı, karizmatik değilmiş ama maşallah nasıl bir çene varsa göz koyduğu kadını tavlamakta üstüne yokmuş. Nasıl becerdiyse bir Üvercinka düşmemiş bu tuzağa. Gerçekten takdir edilesi bir kadınmış. Üvercinka demişken, Süreya bu kızı yemeğe çıkarıp, kafaya taktığında evli ve karısı hamile, Üvercinka diye seslendiği kız ise daha liseli.

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz

Destek Yayınları’ndan çıkan kitabın, soft renklerle bezeli, bence hoş bir kapağı var. Ancak yazarın ve kitabın baş harflerinin küçük harflerle yazılmasını hoş durmadığını düşünüyorum. İlginç şekilde sayfa kenarları yuvarlak kesilmiş; ilk kez gördüm. Hoş durmakla birlikte güzel mi değil mi bir karar veremedim. Sanki kitabı kitap havasından çıkarmış gibi.

Bu arada 2017 yılını 36 kitap ile tamamlamışım. 2018 yılı okuma ve yorumlama açısından daha vasat geçecek. Zira öncelikle Ocak ayında yayınlanması planlanan ilk kitabım Yanlış Adam’ın tanıtımına epey bir vakit harcayacağım gibi duruyor. Günlerdir sitemde güncellemeler yapmakla uğraşıyorum. Bu iş rayına girer girmez öncelikle yılan hikayesine dönen yüksek lisans tezimi bitirmeyi ve yeni kitabım için araştırmalara başlamak (yazmak demedim dikkat ederseniz) istiyorum.

Yeni yılınız kutlu, kitaplarla dolu olsun…                               

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz


Ø      Orijinal Adı: Yalnızlığın Başkenti 
Ø      Yayın tarihi: Kasım 2017 (12. Baskı)
Ø      Yazar: Hüseyin Cengiz
Ø      Ebat: 13.5 x 19.5 cm
Ø      Sayfa: 216
Ø      ISBN: 97860531131339756902165
Ø      Goodreads: 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Altın Volkanı - Jules Verne


altın, alaska, macera
 “Geri dönmüş olmamızı tercih ederdim, Ben…” “Geri dönmeden önce,” diye cevabı yapıştırdı Ben Raddle, “gitmek gerekir…”

Evvet sayın takipçilerim! Artık benim bir Kindle’m var. Anladığım kadarıyla 4. nesil olan ve bedavadan biraz daha ucuza sahip olduğum bu alete bayıldım; kesin karar verdim. Bundan sonra okumak istediğim kitabın varsa e-pub halini alacağım. Lütfen bana “kağıdın kokusu, hışırtısı” diye gelmeyin. Kâğıttan bir kitaba göre bir sürü fazlası var, eksiği yok. Ha sitem edecekseniz, binlerce kitaba zahmetsizce erişme imkânı sunduğu için, pek çok kitabı bir iki sayfa okuduktan sonra vazgeçip başka bir kitabı bir iki sayfa okuyacak olmasına edin. Bence tek handikabı bu; bunun da hafıza kapasitesinin azaltılarak aşılabileceğini düşünüyorum.

Neyse, yeni oyuncağımı denerken, karşıma çıkan seçenekler arasında Jules Verne’yi görünce “neden olmasın?” dedim. En son Verne okuduğumda küçük bir çocuktum. O zamanlar Balonla Beş Hafta, İki Yıl Okul Tatili, Kaptan Grant’ın Çocukları, On Beş Yaşında Bir Kaptan, -tabii ki Denizler Altında 20.000 Fersah, 80 Günde Devriâlem, Aya Yolculuk gibi pek çok eserini gerek roman, gerekse çizgi roman olarak okudum, beğendim. Ama Altın Volkanı’nı hiç duymamıştım. Kindle gibi edebiyata çağ atlatan bir aleti denemek için Jules Verne gibi çağının ötesinde bir adamdan daha iyi bir tercih olmaz diye düşündüm ve başladım.

Altın Volkan’ı yukarıda saydığım örneklerin çoğunun aksine daha gerçekçi bir yaşamda geçiyor. Birbirine düşkün Summy Skim ve Ben Raddle adındaki iki yeğene, dayıları tarafından Klondike (bizim bildiğimiz adıyla Alaska) topraklarında ( ya da buzlarında) bir altın madeni miras bırakılır. Temkinli, ağır başlı, tok gözlü yeğen Summy, madeni bir an evvel satıp, bu gereksiz yükten kurtulmak niyetindeyken, kurnaz, cevval, hesapçı yeğen Ben Raddle, önce Klondike’ye gidip madenin gerçek değerini öğrenip, maksimum gelir elde etmek derdindedir. Bu yüzden, Ben’i tek başına bu yolculuğa göndermeye gönlü elvermeyen Summy, çaresizce yeğenini ile birlikte, başta soğuk olmak üzere pek çok zorlukla geçecek uzun bir yolculuğa çıkar.

Biraz araştırınca gördüm ki, tıpı romanda bahsedildiği gibi 1860 yıllarında gerçekten de Klondike de bir altına hücum dalgası yaşanmış ve bu olay pek çok kitaba, diziye, filme ilham olmuş. Hatta Red Kit’in bile 1996 yılında Klondike orijinal adıyla yayınlanan ve dilimize “Altına Hücum” olarak çevrilmiş bir macerası bile var.

altına, alaska, macera

Bu birbirine zıt karakterli iki akrabanın buzlarla kaplı yolculuğu, sayfalar boyu en ince detayına kadar verilmiş. Öyle ki, eğer o yıllarda yaşamış olsaydınız, bu kitabı bir rehber gibi kullanıp, yeğenlerden çok daha zahmetsiz bir yolculuk yapabilirdiniz. Klondike’ye varana kadar durağan ve sadece güzergâh bilgileri ile süslü kitap, altın arama aşkı arttıkça keyifleniyor.

Muhteşem bir dönem romanı olsa da açıkçası çağın gerisinde kaldığı açık. Kim bilir belki de bu, Altın Volkanı Jules Verne’nin en iyi kitabı değildir ya da ben artık Jules Verne okumak için fazla büyüğüm; bilemedim.

Yine de zaman geçirmek, özellikle de soğuk bir kış günü, soba başında sıcak bir şeyler içerken halinize şükredebilmek için iyi bir seçim olduğunu söyleyebilirim.
künye



Orijinal Adı: Le Volcan D'or
Yayın tarihi: Kasım 2014 (İlk Baskı 1906)
Yazar: Jules Verne
Ebat: 11 x 18 cm
Sayfa: 512
ISBN: 9789756902974
Goodreads Puanı: 3.72


2 Aralık 2017 Cumartesi

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé
—Beni tanıdın demek!
 —Tanımak mı? Evet, daha gelenin sen olabileceğini düşünmeden tanıdım. Yürüyüşünden. O kaygısızca salınarak yürüyüşünden; bir tek sen böyle yürürsün, sen yürürken dünyanın bütün yolları düzmüş veya önündeki görünmez bir varlık yolları senin için düzeltiyormuş gibi geliyor insana. Ve karda geldin… Yürüyerek, öyle mi?

E.K.O.G.’ un Kasım ayı kitaplarından ikincisi de bitti. Yine Lou Andreas-Salomé’nin yazdığı Arayışlar. Diğer kitap Feniçka’dan okuması kesinlikle daha zor, anlaşılması bir o kadar güç.

Çocukluğundan beri Benno’ya büyük bir tutku ile bağlı olan Adine, en büyük hayalini gerçekleştirir ve onunla nişanlanır. Ancak bu uğurda son derece yetenekli olduğu ressamlıktan vazgeçtiği yetmezmiş gibi bir de Benno’nun istediği şekilde evinin kadını, çocuklarının anası olmak zorundadır. Gelgelelim bu dayatma ve zorlama hayat, Adine’nin katlanabileceğinden çok daha zordur. Bunun sonucunda günden güne solmaya ve hastalanmaya başlar. Gösterdiği fedakârlıkların karşılığı olarak hastalıklı bir hayat olarak aldığı yetmezmiş gibi bir de biricik aşkı Benno tarafından terk edilir. Girdiği bunalımdan kurtulmak için annesi ile birlikte uzun bir Avrupa yolculuğuna çıkan Adine ( buna da ayrıca gıcığım, nasıl bir hayat bu, kafana göre yolculuğa çık, yıllarca geri dönme, nereden geliyor bu değirmenin suyu) geri döndüğünde Paris’e bir atölye açıp ressamlığa başlar ve kısa sürede sanat çevrelerine kendini ispatlar. Bir gün Benno’nun hal hatır soran, dostça bir mektubu üzerine eski hayatına kısa bir ziyaret yapmaya karar verir geri döndüğünde pek çok şey bıraktığı gibi olsa da Benno ve Adine arasındaki roller çoktan değişmiştir.

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé


Feniçka’da olduğu gibi bu kitapta da uzun, gerçekten uzun, anlaması ve kavraması zor pek çok cümle var çevirmenin gerçekten takdire şayan olan başarısı, maalesef bu cümleleri anlamamı kolaylaştırmadı. Okurken gerçekten çok zorlandım ve sıkıldım

Feniçka gibi Arayışlar’da İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış. Kapakta kendini resmeden korkunç bir kadın var. Umarım Adine bu değildir. Feminizm ya da kadınların zafer kazandığı kitapları okumaktan hoşlananlar belki beğeneceklerdir ama ben beğenmedim.                                   



Arayışlar - Lou Andreas-Salomé




                 Ø     Orijinal Adı: Eine Ausschweifung
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053328520
            Ø      Goodreads Puanı: 3.85





Feniçka - Lou Andreas Salomé


Feniçka - Lou Andreas Salomé
Aşkı nasıl hayal ederdin? Ah, çok basit. Son derece sade  ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz o kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle…

Edirne Kitap Okur Grubu olarak bu ay bir yerine kısa kısa iki kitap okumaya karar verdik. Bunlardan biri şu an elimde tuttuğum Lou Andreas-Salome’nin yazdığı Feniçka.

Aslı adı Fiona İvanovna Betyagin olan ama dostlarının hitap ettiği şekliyle Fenya ya da Feniçka, Rusya’da doğmuş, Avrupa’da uzun ve meşakkatli bir eğitim hayatı görmüş, özgür ruhlu, genç bir kadındır. Öğrenim hayatı boyunca, kadın olması nedeni ile gördüğü önyargılara aldırmadan yaşamaya alışmıştır. Yıllar sonra ülkesine dönmüş ve kendine yıllardır hayal ettiği hayatı kurmaya başlamıştır. Dar görüşlü ve tutucu insanlar arasında doğruluğuna inandığı yaşam tarzını sürdürmeye ve kadınlık gururunu korumak için çaba harcarken, Paris’ten tanıştığı eski dostu Max Werner onu ziyarete gelir. 

Werner’in ziyaretinden sonra roman, her şeyiyle tıpkı bir Rus klasiğine bürünüyor. Bitmek bilmeyen, uzun misafirlikler, ziyaretler, kalabalık yemekler, yemek sonrası toplantıları ve tüm bunların ortasına Fenya ve Max’in bitmek bilmeyen felsefi tartışmaları… Çoğu yerde sıkılmakla birlikte; şu cümleyi anlamaya çalışırken beynimde birkaç milyon hücre çırpınarak can verdi; “Kendi düş gücü ona bir oyun mu oynuyordu, yoksa Fenya öylesine iffetli görünmek istemesine rağmen gizemli bir biçimde kendisini ele veren ateşli renklerle tuhaf bir esrime yaratan çiçeklerle sarmalanmış bir geç Raphael dönemi figürünün stilize edilmiş sadeliğini, ruhsallığını ve inceliğini mi hatırlatıyordu?” Çevirmenin üstün yeteneğini bir tarafa koyuyorum ama yüzümün sol tarafına felç geldi. Böyle bir cümle olabilir mi ya?

Feniçka - Lou Andreas Salomé
İşbu felsefik, sosyo-kültürel ve kadının toplum düzenindeki yeri üzerine yapılan seviyeli tartışmalarının nedensiz bir şekilde gerilmesi ile tarafları  birden ateş basmasını, doktorasını yaparken feministliğin kitabını yazmış Fenya’nın liseli bir kız gibi olur olmaz her şeye küsmesini, yine Fenya’nın Max’i evine istediği gibi davet edebiliyor, yanında her yere gidebiliyorken, sevgilisi ile bu kadar gizli bir aşk yaşamasını, kitabın tamamında karakterin ismi Fenya diye geçerken, kitabın adının Feniçka olması anlam veremediğim şeyler.

İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitabın kapağında anladığım kadarıyla Feniçka değil (sayfa 32’de açıkça tasvir edilmiş oysa) yazarın kendisi resmedilmiş. Kendi adıma çok tatmin edici, huzur verici bir kitap olmadı ama elbette pek çok beğenen çıkacaktır.
Feniçka - Lou Andreas Salomé


     
            Ø      Orijinal Adı: Fenitschka
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053327837
            Ø      Goodreads Puanı: 3.81








29 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Yılbaşı Öyküsü - Vladimir Dudintsev


öykü, kitap yorumu

En değerli düşüncelerin, sırf bu amaçla saatlerce masa başında oturduktan sonra bulduklarımız değil de, hiç uğraşmadan, örneğin sokakta yürürken kendiliğinden doğan düşünceler olduğu bilinen bir gerçektir.

Eşimle her yıl gitmeye gayret ettiğimiz İstanbul Tüyap Kitap Fuarı ritüellerimizden biri de sahafların salonuna mutlaka uğrayıp, asla bulamayacağımız bir kitabı sorarken rasgele görüp beğendiğimiz bir kitap alıp geri dönmektir. Geçen yıl Zecharia Sitchin’den Gökyüzüne Merdiven isimli kitabı ararken yerine Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklarını, bu yıl ise yine bulamadığımız Cüneyt Arkın-Adını Unutan Adam yerine şu an elimde tuttuğum Vladimir Dudintsev’in Bir Yılbaşı Öyküsü isimli kitaplarını aldık. Ne alaka demeyin, zira bu alışverişleri yaparken belirli bir mantık yürütmedik.

En acı sözler daima küçük harflerle yazılır.

Güneş ışınlarının bilinmeyen özellikleri üzerine araştırma yapan bir laboratuarda çalışan kahramanımız, çok az bir zamanının kaldığını öğrenince, zamanını daha iyi kullanması gerektiğinin farkına varır. Artık eskisi gibi rakipleri ile gereksiz tartışmalara ayıracak vakti yoktur. Bunun yerine bir yıllık bir zaman zarfında birkaç yıllık hayat yaşamak zorundadır.

öykü kitap yorumuMuhtemelen (tam emin değilim) Rus folklorunda bir anlamı olan bir Baykuş, baştan sonra kadar karakterimizi izliyor. Karakter demişken, kitaptaki hiçbir kimsenin ismi verilmemiş. Bunun yerine Bay S., şefimiz, muzip arkadaşımız gibi tamlamalar kullanılmış. Sadece ve sadece 54 sayfalık bir kitap olmasına rağmen, hayata dair onlarca güzel söz öbeğine sahip. 

Yaşam yalnız bir kere yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla içmek gerek.

Tezgâhındaki kitapların tanesini 3, üç tanesini 10 TL’ye satan bir garip sahaftan aldığımız Bir Yılbaşı Öyküsü, Gelenek Yayınları tarafından 1999 yılında (ilk baskı 1974) olmasına rağmen matbaadan yeni çıkmış gibi pırıl pırıl. Muhtemelen bugüne kadar hiç kimse kapağını açmadan benim elime geçti.

Özellikle satın almanızı tavsiye edemem ama tesadüf ederseniz mutlaka bir şans verin derim.                          
künye
         


           Ø      Orijinal Adı: A New Year's Tale 
            Ø      Yayın tarihi: Aralık 1999 (2. Baskı)
            Ø      Yazar: Vladimir Dudintsev
            Ø      Çeviri: Hale Yıldırım
            Ø      Ebat: 13,5 x 21 cm
            Ø      Sayfa: 54
            Ø      ISBN: 9786050036039
            Ø      Goodreads Puanı: 3.91


 
UA-57355180-1