6 Ocak 2018 Cumartesi

Yanlış Adam - Umut Çalışan

Önokuma Sipariş Goodreads Medya Sizden Gelenler


Bu adamlar kim ya da ne bilmiyorum. Nereden geldiklerini, benden ne istediklerini… Kurşun işlemiyor, yorulmuyor, hastalanmıyor, ölmüyorlar. Bu dünyanın ötesinde, insanüstü bir güçle, durup dinlenmeden beni öldürmek için geliyorlar. Bana doğru attıkları her adımda ölümün sıcaklığını, beni arzulayan bir kadının nefesi gibi boynumda hissediyorum. Ne ben neden benim peşimde olduklarını biliyorum ne de onlar öldürmek için yanlış adamı seçtiklerini. Bilseler, yıllar önce ölmüş, ruhu bu dünyada sürüklenen sefil bir gölge olduğumu anlasalar, çoktan vazgeçerlerdi.

Ölüm denen boşluktan geçmiş, ölümsüzlüğe açılan bulmacalardan ibaret düşmanlığımız. Her birimizin çözümü ötekinin elinde… Onları bilmem ama devasa bir yap-bozun elde kalan son parçasıyım ben. Birden fazla boşluğa uyan ama aslında hiçbir nesneyi tamamlamayan. Yanlış bir adamım, hayatında doğru ya da güzel hiçbir şeyi kalmayan… 

Umut Çalışan'dan nefes nefese okunacak bir ilk roman...(Arka Kapak)

Kent Kitap/Ocak 2018/ 272 Sayfa

Önokuma Sipariş Goodreads Medya Sizden Gelenler

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz
Yoklama alıyorum sessiz olun!

Kaygı? Burada
Hüzün? Burada
Yalnızlık? Burada
Mutluluk?... Mutluluk? 

E.K.O.G ile okuduğumuz 2017 yılının son kitabı, Hüseyin Cengiz’in kalem aldığı “Bir Cemal Süreya romanı olan Yalnızlığın Başkenti. Aslında romandan çok biyografiyi andıran bu kitap, şairin çocukluğundan ölümüne kadar olan yaşamına, en çok da aşklarına ve evliliklerine değinmiş.

Açıkçası roman anlamında yorumlanacak pek fazla bir yönü yok. Yazarın kitaba olan kişisel katkısı, biyografinin uygun yerlerine Cemal Süreya’dan şiirler yerleştirmekten ibaret. Öyleki bu şiirler haricinde kitap boyu alıntı yapabileceğiniz, tek bir ilgi çekici söz öbeği yok.

Niteliği bırakıp niceliğe bir göz atarsak durum çok daha vahim. Sevenleri beni affetsin ama şahsen ben bu karakterde olsam kimse benim biyografimi yazamasın diye mahkeme kararı çıkartırdım. Maşallah şairliğin yanı sıra, hovardalıktan hercailiğe, bencillikten, narsisliğe, kadına şiddetten intihara meyile kadar her şey varmış adamda. Kısaca tam bir dediğini yapın, yaptığını yapmayın adamı.

Bir Cemal Süreya Romanı
Hayır o değil, hayatına giren kadınlar da bir tuhaf. Üvercinka hariç hepsi ışığı görmüş tavşan gibi, önceki evlilikleri, beraberliklerinin akıbeti belli olan bir adamın peşine takılıp gitmişler. Bakıyorsunuz çok yakışıklı, karizmatik değilmiş ama maşallah nasıl bir çene varsa göz koyduğu kadını tavlamakta üstüne yokmuş. Nasıl becerdiyse bir Üvercinka düşmemiş bu tuzağa. Gerçekten takdir edilesi bir kadınmış. Üvercinka demişken, Süreya bu kızı yemeğe çıkarıp, kafaya taktığında evli ve karısı hamile, Üvercinka diye seslendiği kız ise daha liseli.

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz

Destek Yayınları’ndan çıkan kitabın, soft renklerle bezeli, bence hoş bir kapağı var. Ancak yazarın ve kitabın baş harflerinin küçük harflerle yazılmasını hoş durmadığını düşünüyorum. İlginç şekilde sayfa kenarları yuvarlak kesilmiş; ilk kez gördüm. Hoş durmakla birlikte güzel mi değil mi bir karar veremedim. Sanki kitabı kitap havasından çıkarmış gibi.

Bu arada 2017 yılını 36 kitap ile tamamlamışım. 2018 yılı okuma ve yorumlama açısından daha vasat geçecek. Zira öncelikle Ocak ayında yayınlanması planlanan ilk kitabım Yanlış Adam’ın tanıtımına epey bir vakit harcayacağım gibi duruyor. Günlerdir sitemde güncellemeler yapmakla uğraşıyorum. Bu iş rayına girer girmez öncelikle yılan hikayesine dönen yüksek lisans tezimi bitirmeyi ve yeni kitabım için araştırmalara başlamak (yazmak demedim dikkat ederseniz) istiyorum.

Yeni yılınız kutlu, kitaplarla dolu olsun…                               

Yalnızlığın Başkenti - Hüseyin Cengiz


Ø      Orijinal Adı: Yalnızlığın Başkenti 
Ø      Yayın tarihi: Kasım 2017 (12. Baskı)
Ø      Yazar: Hüseyin Cengiz
Ø      Ebat: 13.5 x 19.5 cm
Ø      Sayfa: 216
Ø      ISBN: 97860531131339756902165
Ø      Goodreads: 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Altın Volkanı - Jules Verne


altın, alaska, macera
 “Geri dönmüş olmamızı tercih ederdim, Ben…” “Geri dönmeden önce,” diye cevabı yapıştırdı Ben Raddle, “gitmek gerekir…”

Evvet sayın takipçilerim! Artık benim bir Kindle’m var. Anladığım kadarıyla 4. nesil olan ve bedavadan biraz daha ucuza sahip olduğum bu alete bayıldım; kesin karar verdim. Bundan sonra okumak istediğim kitabın varsa e-pub halini alacağım. Lütfen bana “kağıdın kokusu, hışırtısı” diye gelmeyin. Kâğıttan bir kitaba göre bir sürü fazlası var, eksiği yok. Ha sitem edecekseniz, binlerce kitaba zahmetsizce erişme imkânı sunduğu için, pek çok kitabı bir iki sayfa okuduktan sonra vazgeçip başka bir kitabı bir iki sayfa okuyacak olmasına edin. Bence tek handikabı bu; bunun da hafıza kapasitesinin azaltılarak aşılabileceğini düşünüyorum.

Neyse, yeni oyuncağımı denerken, karşıma çıkan seçenekler arasında Jules Verne’yi görünce “neden olmasın?” dedim. En son Verne okuduğumda küçük bir çocuktum. O zamanlar Balonla Beş Hafta, İki Yıl Okul Tatili, Kaptan Grant’ın Çocukları, On Beş Yaşında Bir Kaptan, -tabii ki Denizler Altında 20.000 Fersah, 80 Günde Devriâlem, Aya Yolculuk gibi pek çok eserini gerek roman, gerekse çizgi roman olarak okudum, beğendim. Ama Altın Volkanı’nı hiç duymamıştım. Kindle gibi edebiyata çağ atlatan bir aleti denemek için Jules Verne gibi çağının ötesinde bir adamdan daha iyi bir tercih olmaz diye düşündüm ve başladım.

Altın Volkan’ı yukarıda saydığım örneklerin çoğunun aksine daha gerçekçi bir yaşamda geçiyor. Birbirine düşkün Summy Skim ve Ben Raddle adındaki iki yeğene, dayıları tarafından Klondike (bizim bildiğimiz adıyla Alaska) topraklarında ( ya da buzlarında) bir altın madeni miras bırakılır. Temkinli, ağır başlı, tok gözlü yeğen Summy, madeni bir an evvel satıp, bu gereksiz yükten kurtulmak niyetindeyken, kurnaz, cevval, hesapçı yeğen Ben Raddle, önce Klondike’ye gidip madenin gerçek değerini öğrenip, maksimum gelir elde etmek derdindedir. Bu yüzden, Ben’i tek başına bu yolculuğa göndermeye gönlü elvermeyen Summy, çaresizce yeğenini ile birlikte, başta soğuk olmak üzere pek çok zorlukla geçecek uzun bir yolculuğa çıkar.

Biraz araştırınca gördüm ki, tıpı romanda bahsedildiği gibi 1860 yıllarında gerçekten de Klondike de bir altına hücum dalgası yaşanmış ve bu olay pek çok kitaba, diziye, filme ilham olmuş. Hatta Red Kit’in bile 1996 yılında Klondike orijinal adıyla yayınlanan ve dilimize “Altına Hücum” olarak çevrilmiş bir macerası bile var.

altına, alaska, macera

Bu birbirine zıt karakterli iki akrabanın buzlarla kaplı yolculuğu, sayfalar boyu en ince detayına kadar verilmiş. Öyle ki, eğer o yıllarda yaşamış olsaydınız, bu kitabı bir rehber gibi kullanıp, yeğenlerden çok daha zahmetsiz bir yolculuk yapabilirdiniz. Klondike’ye varana kadar durağan ve sadece güzergâh bilgileri ile süslü kitap, altın arama aşkı arttıkça keyifleniyor.

Muhteşem bir dönem romanı olsa da açıkçası çağın gerisinde kaldığı açık. Kim bilir belki de bu, Altın Volkanı Jules Verne’nin en iyi kitabı değildir ya da ben artık Jules Verne okumak için fazla büyüğüm; bilemedim.

Yine de zaman geçirmek, özellikle de soğuk bir kış günü, soba başında sıcak bir şeyler içerken halinize şükredebilmek için iyi bir seçim olduğunu söyleyebilirim.
künye



Orijinal Adı: Le Volcan D'or
Yayın tarihi: Kasım 2014 (İlk Baskı 1906)
Yazar: Jules Verne
Ebat: 11 x 18 cm
Sayfa: 512
ISBN: 9789756902974
Goodreads Puanı: 3.72


2 Aralık 2017 Cumartesi

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé
—Beni tanıdın demek!
 —Tanımak mı? Evet, daha gelenin sen olabileceğini düşünmeden tanıdım. Yürüyüşünden. O kaygısızca salınarak yürüyüşünden; bir tek sen böyle yürürsün, sen yürürken dünyanın bütün yolları düzmüş veya önündeki görünmez bir varlık yolları senin için düzeltiyormuş gibi geliyor insana. Ve karda geldin… Yürüyerek, öyle mi?

E.K.O.G.’ un Kasım ayı kitaplarından ikincisi de bitti. Yine Lou Andreas-Salomé’nin yazdığı Arayışlar. Diğer kitap Feniçka’dan okuması kesinlikle daha zor, anlaşılması bir o kadar güç.

Çocukluğundan beri Benno’ya büyük bir tutku ile bağlı olan Adine, en büyük hayalini gerçekleştirir ve onunla nişanlanır. Ancak bu uğurda son derece yetenekli olduğu ressamlıktan vazgeçtiği yetmezmiş gibi bir de Benno’nun istediği şekilde evinin kadını, çocuklarının anası olmak zorundadır. Gelgelelim bu dayatma ve zorlama hayat, Adine’nin katlanabileceğinden çok daha zordur. Bunun sonucunda günden güne solmaya ve hastalanmaya başlar. Gösterdiği fedakârlıkların karşılığı olarak hastalıklı bir hayat olarak aldığı yetmezmiş gibi bir de biricik aşkı Benno tarafından terk edilir. Girdiği bunalımdan kurtulmak için annesi ile birlikte uzun bir Avrupa yolculuğuna çıkan Adine ( buna da ayrıca gıcığım, nasıl bir hayat bu, kafana göre yolculuğa çık, yıllarca geri dönme, nereden geliyor bu değirmenin suyu) geri döndüğünde Paris’e bir atölye açıp ressamlığa başlar ve kısa sürede sanat çevrelerine kendini ispatlar. Bir gün Benno’nun hal hatır soran, dostça bir mektubu üzerine eski hayatına kısa bir ziyaret yapmaya karar verir geri döndüğünde pek çok şey bıraktığı gibi olsa da Benno ve Adine arasındaki roller çoktan değişmiştir.

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé


Feniçka’da olduğu gibi bu kitapta da uzun, gerçekten uzun, anlaması ve kavraması zor pek çok cümle var çevirmenin gerçekten takdire şayan olan başarısı, maalesef bu cümleleri anlamamı kolaylaştırmadı. Okurken gerçekten çok zorlandım ve sıkıldım

Feniçka gibi Arayışlar’da İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış. Kapakta kendini resmeden korkunç bir kadın var. Umarım Adine bu değildir. Feminizm ya da kadınların zafer kazandığı kitapları okumaktan hoşlananlar belki beğeneceklerdir ama ben beğenmedim.                                   



Arayışlar - Lou Andreas-Salomé




                 Ø     Orijinal Adı: Eine Ausschweifung
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053328520
            Ø      Goodreads Puanı: 3.85





Feniçka - Lou Andreas Salomé


Feniçka - Lou Andreas Salomé
Aşkı nasıl hayal ederdin? Ah, çok basit. Son derece sade  ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz o kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle…

Edirne Kitap Okur Grubu olarak bu ay bir yerine kısa kısa iki kitap okumaya karar verdik. Bunlardan biri şu an elimde tuttuğum Lou Andreas-Salome’nin yazdığı Feniçka.

Aslı adı Fiona İvanovna Betyagin olan ama dostlarının hitap ettiği şekliyle Fenya ya da Feniçka, Rusya’da doğmuş, Avrupa’da uzun ve meşakkatli bir eğitim hayatı görmüş, özgür ruhlu, genç bir kadındır. Öğrenim hayatı boyunca, kadın olması nedeni ile gördüğü önyargılara aldırmadan yaşamaya alışmıştır. Yıllar sonra ülkesine dönmüş ve kendine yıllardır hayal ettiği hayatı kurmaya başlamıştır. Dar görüşlü ve tutucu insanlar arasında doğruluğuna inandığı yaşam tarzını sürdürmeye ve kadınlık gururunu korumak için çaba harcarken, Paris’ten tanıştığı eski dostu Max Werner onu ziyarete gelir. 

Werner’in ziyaretinden sonra roman, her şeyiyle tıpkı bir Rus klasiğine bürünüyor. Bitmek bilmeyen, uzun misafirlikler, ziyaretler, kalabalık yemekler, yemek sonrası toplantıları ve tüm bunların ortasına Fenya ve Max’in bitmek bilmeyen felsefi tartışmaları… Çoğu yerde sıkılmakla birlikte; şu cümleyi anlamaya çalışırken beynimde birkaç milyon hücre çırpınarak can verdi; “Kendi düş gücü ona bir oyun mu oynuyordu, yoksa Fenya öylesine iffetli görünmek istemesine rağmen gizemli bir biçimde kendisini ele veren ateşli renklerle tuhaf bir esrime yaratan çiçeklerle sarmalanmış bir geç Raphael dönemi figürünün stilize edilmiş sadeliğini, ruhsallığını ve inceliğini mi hatırlatıyordu?” Çevirmenin üstün yeteneğini bir tarafa koyuyorum ama yüzümün sol tarafına felç geldi. Böyle bir cümle olabilir mi ya?

Feniçka - Lou Andreas Salomé
İşbu felsefik, sosyo-kültürel ve kadının toplum düzenindeki yeri üzerine yapılan seviyeli tartışmalarının nedensiz bir şekilde gerilmesi ile tarafları  birden ateş basmasını, doktorasını yaparken feministliğin kitabını yazmış Fenya’nın liseli bir kız gibi olur olmaz her şeye küsmesini, yine Fenya’nın Max’i evine istediği gibi davet edebiliyor, yanında her yere gidebiliyorken, sevgilisi ile bu kadar gizli bir aşk yaşamasını, kitabın tamamında karakterin ismi Fenya diye geçerken, kitabın adının Feniçka olması anlam veremediğim şeyler.

İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitabın kapağında anladığım kadarıyla Feniçka değil (sayfa 32’de açıkça tasvir edilmiş oysa) yazarın kendisi resmedilmiş. Kendi adıma çok tatmin edici, huzur verici bir kitap olmadı ama elbette pek çok beğenen çıkacaktır.
Feniçka - Lou Andreas Salomé


     
            Ø      Orijinal Adı: Fenitschka
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053327837
            Ø      Goodreads Puanı: 3.81








29 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Yılbaşı Öyküsü - Vladimir Dudintsev


öykü, kitap yorumu

En değerli düşüncelerin, sırf bu amaçla saatlerce masa başında oturduktan sonra bulduklarımız değil de, hiç uğraşmadan, örneğin sokakta yürürken kendiliğinden doğan düşünceler olduğu bilinen bir gerçektir.

Eşimle her yıl gitmeye gayret ettiğimiz İstanbul Tüyap Kitap Fuarı ritüellerimizden biri de sahafların salonuna mutlaka uğrayıp, asla bulamayacağımız bir kitabı sorarken rasgele görüp beğendiğimiz bir kitap alıp geri dönmektir. Geçen yıl Zecharia Sitchin’den Gökyüzüne Merdiven isimli kitabı ararken yerine Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklarını, bu yıl ise yine bulamadığımız Cüneyt Arkın-Adını Unutan Adam yerine şu an elimde tuttuğum Vladimir Dudintsev’in Bir Yılbaşı Öyküsü isimli kitaplarını aldık. Ne alaka demeyin, zira bu alışverişleri yaparken belirli bir mantık yürütmedik.

En acı sözler daima küçük harflerle yazılır.

Güneş ışınlarının bilinmeyen özellikleri üzerine araştırma yapan bir laboratuarda çalışan kahramanımız, çok az bir zamanının kaldığını öğrenince, zamanını daha iyi kullanması gerektiğinin farkına varır. Artık eskisi gibi rakipleri ile gereksiz tartışmalara ayıracak vakti yoktur. Bunun yerine bir yıllık bir zaman zarfında birkaç yıllık hayat yaşamak zorundadır.

öykü kitap yorumuMuhtemelen (tam emin değilim) Rus folklorunda bir anlamı olan bir Baykuş, baştan sonra kadar karakterimizi izliyor. Karakter demişken, kitaptaki hiçbir kimsenin ismi verilmemiş. Bunun yerine Bay S., şefimiz, muzip arkadaşımız gibi tamlamalar kullanılmış. Sadece ve sadece 54 sayfalık bir kitap olmasına rağmen, hayata dair onlarca güzel söz öbeğine sahip. 

Yaşam yalnız bir kere yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla içmek gerek.

Tezgâhındaki kitapların tanesini 3, üç tanesini 10 TL’ye satan bir garip sahaftan aldığımız Bir Yılbaşı Öyküsü, Gelenek Yayınları tarafından 1999 yılında (ilk baskı 1974) olmasına rağmen matbaadan yeni çıkmış gibi pırıl pırıl. Muhtemelen bugüne kadar hiç kimse kapağını açmadan benim elime geçti.

Özellikle satın almanızı tavsiye edemem ama tesadüf ederseniz mutlaka bir şans verin derim.                          
künye
         


           Ø      Orijinal Adı: A New Year's Tale 
            Ø      Yayın tarihi: Aralık 1999 (2. Baskı)
            Ø      Yazar: Vladimir Dudintsev
            Ø      Çeviri: Hale Yıldırım
            Ø      Ebat: 13,5 x 21 cm
            Ø      Sayfa: 54
            Ø      ISBN: 9786050036039
            Ø      Goodreads Puanı: 3.91


21 Kasım 2017 Salı

Kader Taşı - Tolga Eligül

fantastik kurgu, macera
 Ne yaptığını bilmiyordu, ne yapacağını biliyordu.


Sonunda bu da oldu; meşakkatli bir yolculuk sonunda aralarına dâhil olduğum Kent Kitap Yazarlarından bir arkadaşımın kitabını yorumluyorum. Kent Kitap’ın 2017 Tüyap Kitap Fuarında en çok ilgi gören kitaplarından biri olan Tolga Eligül’ün ve “Kılıcın Öyküsü” serisinin ilk kitabı Kader Taşı incelemesine hoş geldiniz.

Kılıcın Öyküsü - Birinci Kitap

Kitap, Oathis’in gördüğü hayalle gerçek arası bir rüya ile başlıyor. Açık söylemeliyim ki; bugüne kadar okuduğum ilk bölümler içinde en ağır olanlarından biri. Isınmadan maça başlamak gibi bir anda kendinizi pek çok bilmediğiniz, tanımadığınız isim içinde buluyorsunuz. Dolayısıyla tavsiyem, özellikle başlangıçta kendinize sakin ve huzurlu bir kitap okuma ortamı hazırlamanız.

Sonraki bölümde, kitabın kahramanı ya da diğer kahramanlar arasında en ön planda olanı Malkhi ile tanışıyoruz. Annesi ve babasını küçükken kaybeden Malkhi, kaderinin peşinde sürüklenirken öğrendiği aşçılık ve demircilik hünerleri ilerleyen zamanda onun hayatını şekillendirecektir.


Hikâye birkaç koldan aynı anda ilerlediği için, birkaç cümle ile basitçe tarif edilebilecek bir konusu yok. Anlatmaya çalışırsak; türlü siyasi ve askeri manevralarla kendi krallığını kurmaya çalışan Orithi’nin gelecek planları içindeki en büyük hedef Bolic kentini fethetmektir. Bu amaçla kent içine yerleştirdiği askerlerin ise asıl görevlerinin haricinde, kendi dünyaları ve kendi aralarında açlık, hayata kalma ve âşık olma gibi pek çok sorunları vardır. Bu arada kuşatma nedeni ile zor günler geçiren Bolic Beyi’nin birdenbire ortaya çıkan gizemli yardımcısı, işleri onlar için daha da zorlaştıracaktır. Dahası savaşın seyrini değiştirecek olan silahın henüz kimse farkında değildir.

fantastik kurgu, macera
Kitabın ilk yarısına kadar birbirinden farklı zaman ve mekânlarda seyreden hikâyeler bir araya toplandıktan sonra okumak son derece kolaylaşıyor ve ilk baştaki pek çok bölük pörçük detay anlam kazanmaya başlıyor. Genel olarak hızlı bir akışa sahip olsa da hikâyeleri bir bütün olarak değerlendirme çabası, neresi olduğu hakkında bir fikrimizin olmadığı bir coğrafyada bahsedilen şehirler ve yüksek prodüksiyonlu bir filmi andıran kalabalık ana karakter sayısıyla, ilgi ve konsantrenizi sonuna kadar canlı tutmanız gerekiyor. Bu nedenle plajda, otobüste, kuyrukta birer ikişer sayfa okuyarak bitirebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Enikonu vakit ve emek harcamanız gerekiyor.

Kanımca kitabın en büyük eksikliği, uygun bir yerine olayların geçtiği bölgelere ait bir harita eklenmemiş olması. Umarım devam kitaplarında ya da bu kitabın sonraki baskılarında bu eksiklik giderilir. Bir de yabancı dille pek arası olmayan biri olarak karakter isimlerinde Kharkym, Qysha, Xalyp gibi dilimizin dönmediği isimler yerine Cratos, Orithi, Baboo gibi isimler tercih edilirse okuma hızımızın daha iyi olacağını düşünüyorum.

Kapak ve baskı kalitesine gelince; daha kendi yayınevimi kötüleyecek kadar delirmediğime göre, elbette muhteşem (:

Şaka bir yanda anlatmaya değer bir kelime ya da baskı hatasına rastlamadım. Sadece adı “Kılıcın Öyküsü” olan bir seriye ait bir kapakta gladyatör kılıklı birinin resminin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Umarım sonraki kitaplarda, konunun ruhuna ve adına daha uygun kapaklar görürüz.


“Bir serinin ilk kitabı için nasıldı?” diye bir soru sorulacaksa eğer, ikinci kitabı merak ettirecek, satın aldıracak kadar iyi diye cevap verebilirim. Bunu başarabilen bir ilk kitap amacına ulaşmıştır. Kendi yazarlık serüvenimden de öğrendiğim gibi  gerek yazım, gerekse basım aşamasında akla hayale gelmeyen pek çok deneyim kazanılıyor. Tolga Eligül’ün de bu tecrübelerini hayal gücü ile birleştirince çok daha iyi bir devam kitabı ile karşımızda olacağına inanıyorum.

Başarılar…
fanastik kurgu, macera, künye


Orijinal Adı: Kader Taşı (Kılcın Öyküsü - Birinci Kitap) 
Yayın tarihi: Ekim 2017 (1. Baskı)
Yazar: Tolga Eligül
Ebat: 12.5 x 19.5 cm
Sayfa: 356
ISBN: 9786052307038
Goodreads Puanı: 4.67









19 Kasım 2017 Pazar

Bütün Kuralları Yık! - Alper Kaya

polisiye, Alper Kaya
 Beyaz tavşanı takip ederken, ince ve uzun bire geçit buldum. Ölüm kadar ince, pişmanlık kadar uzun. Soluk al, soluk ver. Çünkü köşe başında seni bekliyor. Beyaz tavşan, artık biraz kırmızı. Kan kırmızısı.

Biz Komiser Tahsin’in Oğlak Yayınlarından çıkacak yeni baskılarını bekleyip dururken, hiç hesapta olmayan bir anda yapan Alper, bizleri Bütün Kuralları Yık! ile tanıştırdı. 2017 Tüyap Kitap Fuarı’nda hem yaklaşık iki yıldır sanal âlemden tanıştığım yazar ile el sıkışma hem de imzalı kitabını alma şansına eriştim.

Bütün Kuralları Yık! normal yaşantısında radyocu, diğer hayatında ise kiralık katil olan Nazım’ı anlatıyor. Yıllardır prensiplerine bağlı bir kiralık katil olarak iyi bir kariyer yapan Nazım, son işinden sonra hasbel kader kurallarından birini esnetince, tesadüfen kendine kurulan tuzağı fark eder. Kendine kurulan tuzağı ortaya çıkarmak isteyen Nazım, ilk kuralı esnetmenin getirdiği şansa inanarak, sıra ile tüm kurallarını terk etmeye başlar.

Kitap, Alper Kaya’nın ünlü serisi Komiser Tahsin’den aşina olduğumuz sade anlatımın izlerini taşıyor. Ancak bu kez yan karakter tahlilleri daha hafif geçilip, olayın kendisine odaklanılmış. Kiralık katil Nazım, tıpkı Komiser Tahsin gibi, karanlık ve kirli siyasi ilişkiler ağında ayakta kalma savaşı verirken, benzetmeler, tasvirler, aforizmalar gibi edebi terimlerle vakit kaybetmiyor; amacına odaklanmış bir vaziyette işine bakıyor.

Alper’i tanıyanlar hayatında ne denli polisiye odaklı olduğunu ve yazın hayatını buna göre planladığını bilirler. Hal böyle olunca ister istemez kitabı okurken siz de dedektifçilik oynamaya başlıyorsunuz ve ister istemez birkaç yerde kendinizce hatalar ya da tuhaflıklar buluyorsunuz. Yazarın bunları “bakalım dikkatli bir okur musunuz?” diye kontrol etmek için bıraktığı deliller olup olmadığından emin değilim. Ayrıca aramızdaki hukuku ve çok yakında yayınlanacak olan kitabım nedeni ile yorum yapma sırasının Alper’de olduğunu göz önünde bulundurunca asıl ve ağır tşk içeren eleştirilerimi özelden yapacağım. Ancak yine de bloğumun korunması gereken bir şanı olduğunu düşünerek şu noktaya değinmesem çatlarım;

Bir yerlerde film makarası diye bir şey geçiyor. Film makarasının nasıl kopyalandığını bilmiyorum ama konu o değil; sadece 2017 yılının sonlarında olduğumuzu ve en az 10 yıldır en profesyonel makinelerde bile sd kart kullanıldığını hatırlatmayı bir borç bilirim. Yazar burada makaralı film makinelerini kullanmakla ne yapmak, nereye varmak istemektedir? 


Polisiye, Alper KayaOğlak Yayınları’ndan çıkan kitabın kapağında ucuna susturucu yerine mikrofon takılı tabanca görseli, Nazım’ın çifte kimliği düşünüldüğünde harika. Her şey bir tarafa kitabı okuyan bir grafiker ile karşı karşıya olduğumuzu düşünürsek, Türkiye şartlarında bu bir mucize. Ancak “ü” harflerinin noktaları üst tarafa doğru hizalanamamış (bu belki sadece bendeki kitaptadır) olması ve en alttaki “y” harfinin diğer harflerle aynı hizada olmaması bana pek doğru gelmedi. Aynı şekilde iç sayfalarda çok az (hatta sol sayfaların sağında hiç) kenar boşluğu bırakılmasını beğenmedim.

Bunlar dışında 133 sayfalık uzunluğu, Amerikan polisiyelerini aratmayan olay akış hızı ile son derece okunabilir bir roman. Bir gecede (hatta birkaç saatte) bitirilebilir, “ağbi okumak istiyorum ama çabuk sıkılıyorum yeaa” diyenlere hediye edilebilir, Alper’in çağrıldığı her kolektif işe bulaşmayıp, enerjisini sadece kendi eserlerine verse çok daha güzel şeylerin olacağının habercisi bir kitap.


Alper Kaya, künyeEğer kitabı merak ettiyseniz ve almayı düşünüyorsanız, buraya tıklayabilirsiniz. 



Orijinal Adı: Bütün Kuralları Yık!
Yayın tarihi: Kasım 2017 (1. Baskı)
Yazar: Alper Kaya
Ebat: 12 x 21.5 cm
Sayfa: 133
ISBN: 9789753299329
Goodreads Puanı: 4.33

 
UA-57355180-1