Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


19 Ekim 2017 Perşembe

Başlangıç - Dan Brown

         
origin,başlangıç, langton
Eskiden otobüste tek başına geçirilen birkaç dakika, işe yürüyerek gitmek veya bir randevuyu beklemek gibi insanın yalnız kalıp düşünebileceği sessiz zamanlar artık katlanılmaz geliyordu. Farkında olmadan insanların elleri sürekli telefonlarına, kulaklıklarına, oyunlara gidiyor; teknolojinin bağımlılık yapan çekimine karşı koyamıyorlardı. Geçmişin mucizeleri, yepyeni olana duyulan açlıkla silinip gidiyordu.


Dan Brown ne zaman kitap çıkarsa yer yerinden oynuyor. Edebi yanını bilemem ama ilgi çekmeyi kesinlikle çok iyi başarıyor.

Bu kitap hazırlanırken de çevirmenlerin, bir odaya kapatılması, dışarı ile görüştürülmemesi vs. derken, epey bir yaygara koptu.

Kitap her ne kadar dilimize "Başlangıç" olarak çevrilmişse de, biz çizgi roman hayranları biliriz ki Origin kelimesini Türkçe'de en iyi Köken karşılar. Neyse bu tercihe açık bir konu, kitabın geneline bakınca çok da önemli değil zaten.

Çocukken de bunu yapardık ama büyürken bir yerlerde bıraktık.

Her Langton macerası gibi yine katedraller, manastırlar, dinler tarihi arasındayız. Her kapının altından bir heykel, resim, sanat eseri, o sanat eserinin içinden çıkan derin anlamlar (sanatçının kendisi bu kadar derin anlam yüklememiştir) çıkıyor. Ancak bu kez çok önemli bir fark var. Langton'un eski öğrencisi, dahi çocuk Edmond Kirsch, dinlerin sonunu getirecek bir keşif yaptığını iddia ediyor. Tüm dinlerin ortak merakı olan ve kendince cevaplandırdıkları "Nerden geliyoruz, nereye gidiyoruz" sorularında Kirsch, tamamen bilimsel ve kesinlikle reddedilemez cevaplar getirmiştir. Elbette bu keşfin ortaya çıkması pek çok din adamının işine gelmediğinden, keşfi tüm dünyaya duyurmak oldukça zorlu olacaktır.

Pek çok yerde, ana konudan bağımsız bol bol yukarıda bahsettiğim sanat eserlerinden bahsedilmiş. Hatta sanat müzesinde geçen ilk 150 sayfada neredeyse müzedeki tüm eserlerin katalog bilgileri nokta atlanmadan verilmiş. Bu noktada ister istemez tüm eserleri google amcaya sorup, neye benzediklerini görmek istiyorsunuz. O yüzden kitabı okurken, internet bağlantınızın olmasına dikkat edin.

Arkadaşlar, Tanrı'nın var olmadığını kesin bildiğimi söylemiyorum. Tek söylediğim, bu evrenin ardında ilahi bir kudret varsa, onu tanımlamak için yarattığımız dinlere bakıp kahkahalarla gülüyordur.

Gelgelelim kendi adıma açıklanan keşfi pek de tahmin edilemez ya da dinlerin temelini sarsıcı olarak bulmadım. Çok bilgim yok ama nereden geldik sorusuna pandeistler de yıllardır buna benzer şeyler söylüyor. Ayrıca nereye gidiyoruz sorusuna benzer bir cevap vermek için de Kirsch kadar dahi olmaya gerek yok. Açıkçası ilk baştaki anlatımlarla hedef o kadar yükseldi ki; ben roman kurgusu dışında gerçek hayatta da tartışmalara yol açabilecek bir teori bekledim. Bunun dışında sayın yazar, umarım finale kimsenin şaşırmasını beklemiyordur. 

Altın Kitaplar'ın yayına hazırladığı Başlangıç sanırsam biraz aceleye gelmiş. Pek çok yer de imla da ciddi sıkıntılar var. Ayrıca Dan Brown kitaplarının bulabildikleri her boşluğuna "Da Vinci şifresi Yazarı" yazmalarındaki mantığı anlamadım. Dan Brown lan bu… ne yani? Bunu yazmasanız tanımayacaklar mı yazarı? Adam üstüne kaç kitap çıkardı, hala mı da vinci?

Geçmişini hatırlamayanlar, onu tekrar yaşamaya mahkumdur.

Yine de 533 sayfalık uzunluğuna rağmen, su gibi akıp gidiyor, hiç sıkılmadan okuyabiliyorsunuz. Ancak yine de okuyacaksanız biraz ucuzlamasını bekleyin derim, zira hali hazırdaki satış fiyatı bence pahalı.  

Pahalı demişken, okuduğum bu kitabı sayfamı takibe alan bir kişiye hediye etmek istiyorum. Çekiliş şartları aşağıda ve eğer katılmak isterseniz linke tıklamanız yeterli. Link sizi doğrudan katılım sayfasına götürecek. Son katılım 31 Ekim…
başlangıç, origin, çekiliş
künye



Orijinal Adı: Origin
Yayın tarihi: Ekim 2017 (1. Baskı)
Yazar: Dan Brown
İngilizce'den Çeviri:  Petek Demir İncek
Ebat: 13,5 x 21,5 cm
Sayfa: 536
ISBN: 9789752123267
Goodreads Puanı: 3.94

8 Ekim 2017 Pazar

Yedikuleli Mansur - Mehmet Berk Yaltırık

korku, edebiyat, vampir
Rakija. Erik rakısı da derler. Bizim oralardan… Belki bir daha içme fırsatın olmaz, tatmadan gittim dünyadan demezsin!

Sabahın altısında yorum yapmak da adet oldu. Gerçi keyfimden değil, Aral efendi yüzünden eleştirel yaşamım yeni bir boyut kazandı. Aslında pek şikâyetim yok, nicedir yapmak istediğim bir şeydi, hayata geçirmeye Aral vesile oldu.

Bu kez yine memleketten, Edirne’den bir yazar var. (Aslen Adana’lı ama 17 seneden beri burada yaşıyor. Bu onu en az benim kadar Edirne’li yapar.) Edirne Kitap Okur Grubu’nda ayın kitabı sırasını bana verince aklıma birden geliverdi, pat diye söyleyiverdim adını. Bir tek Edirne’li olması ile değil, Kayıp Rıhtım, gölge e-dergi, Seyfettin Efendi ve daha birçok platformda ismi karşıma çıkan songulyabani Mehmet Berk Yaltırık ve kitabı Yedikuleli Mansur karşınızda…

Mansur’un hikâyesi 1500’lü yılların ortasında, zorbazlar, kabadayılar, kulağı kesikler bıçkın delikanlılar, itler, kopuklar, aşufteler ve daha pek çokları arasında geçiyor. Elbetteki insanlar dünyasına ait bu karakterlere, yazarlık uzmanlık alanı olan yeraltı dünyasının canavarları, ecinnileri, urdalakları, hortlakları eşlik ediyor.

İşte tüm bu ahval dâhilinde, bir tas sıcak çorbaya hasret ama zorbazlığa namzet, şahsına Yedikuleli mahlasını münasip bulup yakıştıran Mansur, İstanbul gecelerinin heyulası Ases Ahmet’in, ne idüğü belirsiz bir gulyabani tarafından katledilmesini üzerine yollara düşer. Gayesi, bileğinin kuvveti, gölgesinin heybeti ile İstanbul’un tüm tekmil kabadayılarının birden karşısında susta durdukları Kara Şaban’ın çırağı olup, racon, besa ve yiğitlik adına öğrenmek, sokaklarda göğsünü gere gere, topuk vura vura, nara ata ata yürümektir.

korku, vampir, edebiyat
Lakin elbetteki işler bu kadar basit değildir. Mansur Kara Şaban’a kapulandığı daha ilk günden hem öte dünyanın mahlûklarını, hem de bu dünyanın bil cümle cadılara taş çıkartacak kadar acımasız insanlarını karşısında bulur. 

Mansur bir yandan zorbazlık sanatını öğrenir, bir yandan da İstanbul’u ecinni belasından temizlemeye çalışırken biz de sürükleyici bir macerayı okuyup duruyoruz. Toplantıya gelecek diye değil ama Edirne’li yazarlar içinde kesinlikle en profesyonel işi kitap. Tarih doktorası yapan yazar, özel ilgi alanı olan Anadolu ve Balkan efsaneleri hakkındaki bilgisini de ustalıkla kullanmış.

Yedikuleli Mansur’un hikayesi gerçekten sürükleyici, kendi adıma beğendim. Okurken pek çok kere kendimi Kara Şaban ve Mansur’un ardında, ceketim omuzlarımda, ayakkabılarımın üzerine basmış, topukları takırdatarak yürürken buldum. (Kitaptaki racona ters ama benim hayalimdeki kabadayı profili bu şekilde ne yapayım?)

“Toprak ayağına torpil geçiyorsun, bu kitabın hiç mi kötü yanı yok?” diye merak edenler; sıradaki paragraf sizin için…


Evvela, her ne kadar akıcılığı çok etkilemese de, konunun akıcılığı içerisinde, anlamını bilmeseniz bile bir şekilde fikriniz olsa da, çok fazla eski kelime var. Belki biraz daha sade dil kullanılabilirdi. (Ancak yine de bu husus tartışmaya açık, herkes başka bir fikir ileri sürecektir.) İkinci olarak da önsözde ve dipnotlarda kitabın pek çok noktasının gerçekle alakalı olmayıp, kurgusal olduğunu belirten itirafları, dürüstçe bulmakla beraber, romanın tadını ciddi derecede kaçırdığını düşünüyorum. Tüm bunlar kitabın sonunda da açıklanabilir, okur “ben gerçek sanmıştım, meğerse adam ne kurgulamış arkadaş” diye hayıflandırılabilirdi. (Belki inanmayacaksınız ama “hayıflandırılabilirdi” kelimesi için word hata vermiyor.) Aynı şekilde karakterler türkü mırıldandığında dipnotla “o yıllara uzanıp uzanmadığı meçhul olup, kurgu icabı zikredilmiştir.” demek yerine, mısraların Türkçe karşılığını vermek, çok daha güzel olacaktı. Son olarak romanın zaman kurgusunu da yadırgadım. Kara Şaban ve tayfasının her yere yürüyerek gittikleri ve ciddi mesafeler kat ettikleri göz önüne alınırsa, her şeyin bir güne sığması pek makul gelmedi. Öte yandan Kırım’a göz açıp kapayıncaya kadar gidip gelmelerini hiç yadırgamadığım düşünülürse belki sıkıntılı olan benim zaman algımdır; bilemem.

Kitap, İthaki’den çıkmış ve 2 baskı yapmış. İthaki’nin kendine has fiziki kalitesi her zamanki kusursuz olmakla birlikte yer yer imlada sıkıntılar göze çarpıyor. İçeriğin tüm orijinalliğine rağmen kapağın ciddi derece Oktay İhsan Anar kapaklarına benzemesi hoş olmamış. (Not: Toplantıda da bunu belirttik, lakin Oktay İhsan Anar’ı bu türün piri olarak kabul ettiği için bunun normal olduğu cevabını alınca, sağ elimizi sol omzuma götürüp “eyvallah” dedik) 




künyeVelhasıl masal, hurafe, kocakarı hikâyesi ya da adına her ne derseniz deyin, bu alandaki akademik bilgisi, bunları anlatmak, aktarmak istemede ki hevesi ile güzel bir adam tanıdık. İnşallah sadece yazdığımız kitapları tartışmak için değil, kahvede çay içmek içinde bir araya geliriz.


                                                       

Yayın tarihi: Mart 2017 (2. Baskı)
Yazar: Mehmet Berk Yaltırık
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 296
ISBN: 9786053756484
Goodreads Puanı: 4.48










26 Eylül 2017 Salı

Ufak Şeyleri Dert etmeyin - Richard Carlson

kişisel gelişim, kitap yorumu
Yaratılan bir bardak er geç kırılacaktır.

Bu kez elimde kişisel olarak gıcık olduğum kişisel gelişim türüne ait bir kitap var. "Amerika'da ilk defa bir kitap bir yılda 5.7 milyon sattı" iddiası bir tarafa "Huzurlu olmak istiyorsanız UFAK ŞEYLERİ DERT ETMEYİN Hepsi de ufak şeylerdir." yazan, tam sayfa bir başlığı var.


İçeriğe gelince, her biri birer ikişer sayfadan ibaret 100 madde de evrenin sırları, hayatın mucizeleri ayaklarımızın altına serilmiş ve her madde bir başlıkla taçlandırılmış. Ufak Şeyleri Dert Etmeyin, bu mucizeler listesinin ilk maddesi. Söz konusu maddeler arasında Övgü ve Yergi Aynı Şeydir (Md.33), Rastgele İyilikler Yapın (Md.34), Postayla Evlat Edinin (Md.57), Bu da Geçer (Md.90) gibi maddeler, açıklamaları ile birlikte verilerek, hayatımızın geri kalanında daha mutlu olabilmek için yapmamız gerekenler sıralanmış.

Tüm kişisel kitaplarında olduğu gibi bu da, akıllı, mantıklı, bir şekilde uygulamak mümkün olsa mutlaka işe yaracak, onlarca güzel tavsiye içeriyor. Lakin türdeş tüm kitaplar gibi bu kitap da aynı ve o önemli soruyu cevapsız bırakıyor; "Bu tavsiyelere uymayı nasıl başaracağız?"

Misal şöyle bir bölüm var: "Trafikte sakin kalmayı deneyin. Yoksa sinirleriniz erken yıpranır, enerjiniz tükenir, günün geri kalanını sürekli stres altında geçirirsininiz. Oysa 2 saniyelik bir sabır gösterisinin sizi daha pozitif, daha mutlu bir insan yapar. 2 saniye kendiniz tutmanın hayatınızda yapacağı değişikliğe inanamayacaksınız."

Vauvvv. Dostum, birden nasıl aydınlandım, anlatamam. Bende sorunum ne diyordum. Meğersem hep o ki saniye yüzündenmiş. 

kişisel gelişim

Maddeler halinde hazırlandığından, bir ders kitabı algısıyla okuduğumdan olsa gerek, aklımda neredeyse hiçbir şey kalmadı. (Yukarıdaki not aldığım için hatırlıyorum.) Ki hoş kalmış olsa bile maddeleri hayata uygulamaya çalışmaktansa, ameliyatla sinirlerinizi aldırmak daha kolay, tatbiki daha mümkün gibi görünüyor. Ancak hatırladığım kadarıyla maddelerin tümü "koy götüne rahvan gitsin" ya da "takma kafanı, siktiret" mantığı baz alınarak oluşturulmuş. "Başınıza kötü bir şey geldiğinde 100 sene sonra bunun bir önemi olup olmayacağını düşünün. Önemi olmayacağını anladığınızda ne kadar rahatladığınıza inanamayacaksınız" diye madde var mesela. Gerisini anlayın işte.

Kısaca her kişisel gelişim kitabı gibi, teoride mükemmel, pratikte uygulaması neredeyse imkansız önerilerle dolu. Muhtemelen gerçek yaşama ait tek faydası yazarına olmuştur. Zira çeşitli yayın evlerinde onlarca baskı yapmış ve hala satışta olan bir kitap.

Sahi, aranızda hiç kişisel gelişim okuyarak ufku açılan, idealindeki ruh haline kavuşan biri var mı?

Ufak Şeyleri Dert etmeyin - Richard Carlson


Orijinal Adı: Don't Sweat The Small Stuff... and It's All Small Stuff
Yayın tarihi:  2006 (9. Baskı)
Yazar: Dr. Richard Carlson
İngilizce'den Çeviri: Esat Ören
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 155
ISBN: 9789753371179
Goodreads Puanı: 3.52

16 Eylül 2017 Cumartesi

Sunset Park - Paul Auster

roman, kitap yorumu, pdf
Bir kadının bedeninden dünyaya gelirsin, doğduktan sonra sağ kalmayı başarırsan, yaşamını sürdürebilmen için annenin seni besleyip bakması gerekir ve doğduğun andan öldüğün ana kadar başından geçen her şey, içinde kabaran her duygu, her öfke patlaması, her ihtiras dalgası, her gözyaşı, her kahkaha, ömrün boyunca hissedeceğin her şey, ister mağara adamı ol, ister astronot, ister Gobi Çölünde, ister Kuzey Kutbu’nda yaşa, senden önce yaşamış herkesin hissettiği şeylerdir.






Bu kez yorum yok. Aslında var ama burada yok. Bundan sonra bazı yorumlarım xyazar.com adlı, yepyeni genel kültür portalında olacak. Aşağıdaki resimden de anlayacağınız gibi Aral ile birlikte, sabahın 06:00'sında yaptığımız kitap yorumunu buradan okuyabilirsiniz... 

roman, kitap yorumu, pdf






Ø      Orijinal Adı: Sunset Park
Ø      Yayın tarihi: Ocak 2011 (1. Baskı)
Ø      Yayınevi: Can Yayınları
Ø      Yazar: Paul Auster
Ø      Ebat: 12,5 x 19,5 cm
Ø      Sayfa: 208
Ø      ISBN: 9789750712548
Ø      Goodreads Puanı: 3.56

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Koğuş - Robin Cook

tıp, cinayet, gerilim, doktorSanırım o eski bol okumalı, bol yorumlu, bol edebiyat dolu günler geride kaldı. Yani tamamen kalmadıysa bile bir kat derine indi ve tekrar yüzeye çıkması için biraz beklemem gerekecek. Zira Ilgın Hanım’a kardeş geldi. Çok kısa bir süre sonra gerek fotoğraflarda gerekse site logosunda ve bilumum yerlerde Aral Efendi de yer alacak. Ancak bunun ne zaman olacağı konusunda net bir tarih yok.

Bu nedenle bu süreçte daha hafif, kafa yormayan, nerede kalmıştım, ne olmuştu diye düşünmeyeceğim kitaplar okumaya gayret edeceğim. İlk olarak da Robin Cook’un Koğuş isimli romanını seçtim. Facebook üzerine ben hariç herkesin mesajlarına cevap vermesine darılıyor olsam da doktorun benim edebi hayatımdaki yeri ayrıdır. Bunu kitapları hakkındaki diğer yorumlarımda da görebilirsiniz.


Robin Cook’un ülkemizdeki ilk kitabı Heykel, 1978 de yayınlanmış. O günden bu güne son kitabı olan Denek ise 2015’de. Birkaç gün önce Amerika’da piyasaya çıkan “Charlatans”ı merakla bekliyorum. Acaba bu zaman aralığında kitapları halen yayınlanan başka bir yabancı yazar var mı?


1984 tarihli Koğuş, maalesef bildiğimiz gibi. Ben gibi daha önce birkaç Robin Cook romanı okuduysanız, kolaylıkla olay örgüsünü ve sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Çoğu kitabında olduğu gibi yine bir hastane, hasta yataklarında yaşanan ani ölümler, kısıtlı tıbbi ve maddi kaynakları daha verimli kullanmak adına uygulanan prosedürler, kokuşmuş Amerikan sağlık sistemi, işinde son derece başarılı ama aynı oranda kendini beğenmiş, bencil, sinir bozucu, ego manyağı erkek doktor karakterimiz, onun yanında bu doktora delice bir sevgiyle bağlı, akıllı, alçak gönüllü, sağduyulu, ezik ama tüm bu ezikliği, pasifliğine rağmen olayı çözecek kadın karakter… Kısaca doktorun kitaplarında onlarca kere tekrarlanan standart şablonunun üzerine oturtulmuş sıradan bir kitap. 

İlk okuduğum kitaplarından biri olsaydı belki daha fazla keyif alırdım ama 15 Robin Cook kitabının ardından çok sıkıcı geldi. Aksiyondan uzak, gerilimi düşük… Konunun tahmin dilebilir olması bir tarafa, finali tahmin edemeyelim diye yapılan bayat numaralar da iç kararttı. Nerde Jack & Maura serisi nerede bu.

tıp, gerilim, doktor, cinayet1984 yılında basılan bir kitap için çevirisi fevkalade. Bunu sık sık söylüyorum ama fırsat bulursanız mutlaka eski tarihli kitaplar okumayı deneyin. Sadece çeviriden bile Türkiye’nin o günkü sosyo-kültürel yapısı hakkında fikir edinebilirsiniz. Mesela 1984 yılında ülkemizde hala “dansçı” diye bir meslek grubu yokmuş, dansöz denmeye devam ediliyormuş. Yine gördüğümüz kadarıyla bugün –maalesef- bir hakaret olarak kullanılan “geri zekalı” tabiri o günlerde sadece tıbbi bir teşhisten ibaretmiş. 

Altın Kitaplar tarafından basılan ve benim bir sahaftan bulduğum kitap, toza, neme ve yıllara gayet iyi dayanmış. Her ne kadar sayfalar önce ıslanıp sonradan kurumuşsa da hepsi sapasağlam duruyor. 

Son olarak kitabı benden önce okuyarak ilk sayfaya 7 Nisan 1984, son sayfaya da 23 Nisan 1984 diye imza atan Nilgün’e sevgiler. Burayı okursan bil ki kitabın artık emin ellerde…
künye



   Ø  Orijinal Adı: Godplayer
   Ø  Yayın tarihi: Şubat 1984 (1. Baskı)   
   Ø  Yazar: Robin Cook
   Ø  İngilizce'den Çeviri: Esat Ören
   Ø  Ebat: 12,5 x 19 cm 
   Ø  Sayfa: 398
   Ø  Goodreads Puanı: 3.7

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Kitap Okumanın 14 Faydası


Kitap okumak sadece gününüzü güzelleştirmekle kalmaz, zihne ve bedene de birçok faydası var! Kitap okumanın size yaşattığı zevk bir yana, yalnızca bu faydaları için dahi kitap okumayı bir alışkanlık haline getirebilirsiniz! İşte kitap okumanın zihne ve beyne sağladığı 14 fayda: 

Ø      Okumak beyindeki mevcut nörol yolları harekete geçirir. Biz bunu kitap okurken beyninizde kıvılcımlar çaktığı şeklinde de ifade edebilir tabii.

Ø      Şiir okumak beynin aktivitesini arttırdığı gibi elastikliğini de artırır.

Ø      Sık sık kitap okuyan kişilerin beyninde yaşlılığa bağlı fonksiyon kaydı %32 oranında daha azdır.

Ø      Sözgelimi bir roman okurken yeni karakterler, olaylar, durumlar gibi aklınızda tutmanız gereken birçok şeyle karşılaşırsınız. Bu da beyninizde yeni bir hatıra oluşmasını sağlar ki bu sayede yeni sinapslar oluşur ya da var olan sinapslar kuvvetlenir. Bu da kısa süreli hafızanızın gelişmesini sağlar.

Ø      Bu alanda yapılan çalışmalar göstermiştir ki yüksek sesle kitap okumak depresyondan musdarip olan kişilere iyi gelmektedir.

Ø      Depresyondan mustarip kişiler için en ideal kitapların da özyardım konulu kitaplar olduğunu söylemeden geçmeyelim. Özyardım kitapları şiddetli depresyonda olanlarda daha da etkilidir. Üstelik sadece kitapları okumanın değil, başlığın kendisinin dahi kişilere yarar sağladığı gözlemlenmiştir!

Ø      Görünen o ki okumanın sadece beyin kıvrımları üzerinde değil, stres üzerinde de oldukça kuvvetli bir etkisi var! Araştırmalara göre okumak stresi %68 oranında düşünüyor.

Ø      Sıklıkla kitap okuyan ileri yaşlardaki kişilerde Alzheimer görülme oranı 2,5 kat daha azdır!

Ø      Yatmadan evvel kitap okumak bedeninize uyku vaktinin yaklaşmakta olduğu sinyalini verir. Bu da bedeninizin yavaş yavaş uykuya hazırlanmasını ve sonuç olarak da daha rahat uyumanızı sağlar.

Ø      Okuma alışkanlığı olan çocuklar komplike konuları anlamada konusunda okuma alışkanlığı olmayan çocuklara göre daha başarılıdırlar.

Ø      Daha okula başlamadan önce kitaplarla tanıştırılan çocukların okul hayatının daha kolay üstesinden geldiği gözlemlenmiştir.

Ø      Çocuğunuzun bir çocuk kitabı okurken öğreneceği ortalama yeni kelime sayısı aynı süre zarfında televizyon izlerken öğrendiklerinden %50 daha fazladır.

Ø      Araştırmalar göstermiştir ki bir amaç uğruna hareket eden karakterleri okumak kişilerin kendi amaçlarını gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları motivasyonu artırmaktadır.

Ø      Kitaplardaki girift ilişkileri okumak ve çözümlemek kişilerin kendi hayatlarındaki ilişkileri anlamakta ve yönetmekteki becerilerine de olumlu yönde katkı sağlar. 
Kaynak: sabitfikir.com

23 Temmuz 2017 Pazar

Gölge Oyunları - Sir Arthur Conan Doyle


Sherlock Holmes
Yaratan'ın iyiliğinin en büyük teminatı, bana kalırsa çiçeklerde bulunuyor. Diğer tüm şeyler, güçlerimiz, arzularımız, yiyeceğimiz, hepsi varlığımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan şeyler. Fakat bu çiçek ekstra… Kokusu ve rengi hayatı renklendiren bir şey, koşul değil.


Sen bunca zaman, onlarca polisiye oku, hatta edebiyat dünyasında muhabbetin olan üç beş kişiden biri iyi bir polisiye yazarı (bkz. Alper Kaya) olsun ama hiç Sherlock Holmes okumuş olma. Olacak şey değil maalesef durum buydu. Özel bir nedeni olmamakla birlikte Sherlock Holmes, nedense hiç ilgimi çeken bir dedektif olmamıştı.

Aslında yine ilgimi çekti sayılmazdı. Edine Kitap Fuarına gittiğimizde Sevgi merak edip almıştı Gölge Oyunları'nı. Ondan sonra da çeşitli nedenlerle, aylarca komodinin üzerinde sürüklenince "yazıktır, günahtır" diye aldım ben okudum. Son zamanlarda yerlerde sürünen okuma tempoma rağmen bir iki günde bitti.

Başlamadan önce, bu okuduğum ilk ve tek Sherlock Holmes kitabı. Bu nedenle diğer tüm kitaplar ya da maceralar aynı tarzda mı yazılmış bilmiyorum. Bu nedenle bu incelememin sadece bu kitaba yönelik olduğunun altını çizmek isterim.

dedektif sherlock holmesKitap 10 adet, Holmes tarafından çözülmüş hikayeden oluşuyor. Ana kurgu gereği olaylardan biri hariç hepsi, çözüldükten sonra, Holmes'in en yakın arkadaşı, ortağı ve aynı zamanda biyografi yazarı olan Dr. John Watson tarafından kaleme alınmış. (Bazı kaynaklar Dr. Watson'un bizzat Sir Arthur Conan Doyle'nin kendisi olduğundan bahsediyor.) sadece son olayı Holmes'in ağzından dinliyoruz.

Hal böyle olunca maceralar anlık aksiyondan kısmen uzak kalmış. Yani alışıldık polisiyelerde olduğu gibi kahramanlarla birlikte olayın içine girip katili kovalamıyoruz. Biz hiç görmeden, farkında olmadan Holmes bir yerlere girip çıkıyor, ardından eşsiz gözlem ve çıkarımda bulunma yeteneği ile yan yana koyduğu verileri değerlendirip, sonuca ulaştıktan sonra kısa bir brifing ile bizleri aydınlatıyor.

detektif sherlock holmesDikkatimi çeken şeylerden biri de Dr. Watson'un, bu kitapta yer verdiği davalar kadar, olayların yer ve zaman anlatımında yer verdiği sadece ismen geçen diğer davalar oldu. Bir davayı anlatırken, bir sürü başka davaya referans veriyor. Örneğin, Londra Köprüsü Cinayeti'ni çözdüğü kış ya da tıpkı Blackburn Olayı'nda olduğu gibi vs. eğer başka kitaplarda da bu davalar varsa, korkunç bir alt yapıdan söz etmemiz mümkün.

Yine her olay, yaklaşık 30-40 sayfada sonuçlanıyor. Sir Arthur, yaratıcılığını uzun bir kitap yazmak yerine kısa ve birbirinden farklı çözümlemeler içiren hikayeler yazmakta kullanmış ki takdir edilesi bir hareket. Bu kitaptan rastgele seçilecek bir macera, günümüz yazarları için rahatlıkla 350-400 sayfalık bir kitap malzemesi olur. Hatta araya biraz "Rum mezeleri, rakı içme adabı ve nerde o eski Beyoğlu" geyikleri ekleyebilirseniz 600 sayfaya ulaşmanız işten bile değil. İngiliz mimarisi hakkında da pek çok detay içeren kitap Tutku Yayınları'ndan çıkmış. Birkaç ufak tefek hatayı görmezden gelirsek, önemli bir yazım ya da kelime hatası yok. Geleneksel polisiye kitaplarının aksine, kan, gözyaşı ve gerilimden uzak, dillere destan İngiliz soğukluğunun hakkın veren, dinlendiren ve sakinleştiren bir polisiye. 
dedektif, künye


Orijinal Adı: The Great Shadow
Yayın tarihi: Ekim 2015 (4. Baskı)
Yazar: Sir Arthur Conan Doyle
İngilizce'den Çeviri: Füsun Dikmen
Ebat: 14 x 21 cm
Sayfa: 336
ISBN: 9786054756131
Goodreads Puanı: 3.66

 
UA-57355180-1