Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

19 Mayıs 2017 Cuma

Hayalet Koşucu - Parker Bilal

Hayalet Koşucu - Parker Bilal kapak resmi
Sana tütünün tehlikelerine dair bin tane rapor gösterebilirim. Ama hiç biri bunların verdiği rahatlığın yerine neyi koyacağımızı söylemiyor.
Jamal Mahjoup’un Parker Bilal takma ismi ile yazdığı Detektif Makana serisinin, şimdilik Türkiye’de yayınlanmış olan üçüncü ve son kitabı “Hayalet Koşucu”yu okudum. Kitayurdu verileri her ne kadar umut verici olmasa da (belki başka kaynaklarda durum daha iyidir), umarım çok daha popüler olması gerektiğini düşündüğüm bu serinin devamı, daha doğrusu tamamı yayınlanır.

Başlarken yine Kahire’deyiz. Kahire’nin keşmekeşinden, trafikteki korna seslerinden, arka sokaklarındaki ağır yaşam koşullarından bunalan Makana, yine bir iş üzerindedir. Makana, sıradan insanların dünaysında, Mısır’ın ünlü bir avukatını takip ederken, 11 Eylül saldırılarını fırsata çevirmeye çalışan küresel güçlerin dünyası, Büyük Ortadoğu Projesi için uğraşmaktadırlar.

Ancak bu kez Kahire turumuz kısa sürüyor; şüpheli bir yangında feci bir şekilde ölen Kerime’nin katilini bulmak için tutulan Makana, şüphelerinin peşinde uzağa Siva’ya gidiyor. Orada Kerime’nin katilinden bir iz ararken, istemeden de olsa şehirde işlenen diğer cinayetlerin zanlılarını bulmak için yerel polise yardım etmek zorunda kalıyor.

mısır, kahire, kitap yorumuAncak, ilk kitaptan öğrendik ki, işin içinde Makana varsa, hiçbir şey yukarıdaki paragrafta anlatıldığı kadar basit olmuyor. Önceki hayatında kör talih mıknatısı olması muhtemel Makana’nın başı kirli polisler, rüşvetçi devlet adamları, sıradan olmalarına rağmen karanlık ilişki ağlarına bulaşmış, büyük adamları tanıyan küçük haydutlar ile derde giriyor. Bu kitabın “cennet vatanımdan izler” temasında ise karşıdan bakınca ahlak timsali, namus abidesi gibi görünen ama kendi içlerinde yaşanmak kaydı ile her türlü ahlaksızlığı kanıksayan, unutan, devlet sırrı gibi saklayan, dahası failleri değil de kurbanları ya da ortaya çıkarmaya kalkanları suçlayan, top yekun bir şehir halkını görüyoruz.

Serinin ilk iki kitabına göre siyasi göndermeler ve tahlillerin kısmen daha az, ancak polisiye yönüyle çok ama çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Yazarın dili yine kusursuz. Çölün kavurucu sıcağının altında beyni pişen, fırtınanın savurduğu kum tanevcikleri gözlerine dolan Makana değil de sanki benmişim gibi hissettim sık sık.

Makana yine bildiğiniz gibi, yine melankolik, yine meraklı ve yine her zamanki gibi yürüyen bir at nalı kadar şanslı. Bu kez awamasında saldırıya uğramasa da binbir türlü ölüm tehlikesi atlattı ve hepsinden son anda kurtuldu. Lakin bu sonsuz şansının serinin son kitabına kadar gideceğini düşünsek bile akciğer kanserinden koruyacağından emin değilim. Bu kadar sigara içilir mi arkadaş? İçtiği sigara da anladığım kadarıyla bizim vakt-i zamanının Kısa Samsun’u gibi bir şey. Tam emin değilim ama galiba resmi bu. Pek bilinen bir marka değil anlaşılan resmi bulmam epey zor oldu.

dedektif makanın içtiği kleopatra sigarası

Serinin kapak resimlerini kesinlikle beğenmiyorum. Bir şeyler eksik. Belki de doğrudan, herhangi birinin çekebileceği Mısır fotoğraflarının, herhangi bir yaratıcılık unsuru eklenmeden kapak olarak kullanılması ile alakalıdır, bilemiyor. Orijinal kapaklar biraz daha iyi. (Bu arada orijinal kapak resimlerine bakarken 6 kitabın 11 Temmuz 2017 de yayınlanacağını öğrendim) Ama en azından Kırmızı Kedi sırt tasarımlarında bir bütünlük yakaladılar. Bu benim gibi kitaplarını okumak kadar kitaplıkta seyretmeyi sevenler için güzel. Umarım devamında da Can Yayınlarının Danilov Beşlemesi’ne yaptığı ihaneti yapmazlar. (İlgili resimler aşağıda)
can yayınları danilov beşlemesi
Can Yayınları Danilov Beşlemesi

makana serisi kırmızı kedi
Kırmızı Kedi Makana Serisi


       İki ve üçüncü kitaplardaki çeviri daha iyi olmakla birlikte, son okuma da yer yer eksiklikler var. Sanki çevirmen, ‘burası şimdilik böyle dursun sonra toparlarım’ demiş ama sonradan unutulup öyle kalmış gibi; ama çok önemli değil. 

Sadece heyecanlı bir polisiye olarak değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun vahalardan bataklığa dönüşümüne içeriden bir bakış açısı hakkınd fikir sahibi olmak için bile okunabilecek güzel bir kitap. Hem Mısır’ın ve Ortadoğu’nun (ve hatta ülkemizin) hem de Makana’nın burada bahsetmek istemediğim özel durumu nedeni ile tamamının yayınlanmasını istediğim enfes bir seri teşekkürler Kırmızı Kedi. 
kitabın künyesi



Orijinal Adı: The Ghost Runner: A Makana Mystery
Yayın tarihi: Kasım 2016 (1. Baskı)
Yazar: Jamal Mahjoub (Parker Bilal)
İngilizce'den Çeviri: İdil Dündar
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 348
ISBN: 9786052980187
Goodreads Puanı: 3.81

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Sizin Memlekette Eşek Yok Mu - Aziz Nesin

öykü, hikaye, aziz nesin
İstanbul’un üç bir yanı deniz. Bu kadar da değil. İstanbul’un denizi, İstanbul’un karasının koynuna kol kol sokulmuş. Yine de böyleyken, İstanbul’da denize girmek, öbür dünyada cennete girmekten zor.


Uzunca bir süredir, iş yerinde öğlen arası kitap okuma faslım sekteye uğradı. Hep bir işim çıkıyor, öğlen istirahatı kalıyor. Aylardır kalemde sürünüp dursa da aslında bir saat içinde okunabilecek bir kitap. Lakin bir saatte okunur dedimse, etkisi, anlamı, geçerliliği, her Aziz Nesin kitabı gibi yıllarca sürecek bir kitap.

“Aziz Nesin’in Aziz Nesin’den Seçtikleri” alt başlığı ile çıkmış; doğru yalan, pazarlama stratejisi ben bilmem. 22 öykünün ardına yine yazara ait 7 tane taşlama var. En yenisi yaklaşık 30 yıl önce yazılmış olmasına rağmen, sanki bu sabah baskından çıkmış, muhalif bir gazetenin köşe yazısı kadar taze. Akıl alır gibi değil. Her öykü ayrı güzellikte ve okurken tatlı bir tebessüm etmenize neden oluyor. Ancak memlekete tutulmuş bir ayna gibi bizi bize anlatırken, aynanın arkasındaki karanlığı fark edince ister istemez içinizi bir hüzün kaplıyor. Yıllardır süre gelen siyasal yaşam içinde sadece figürlerin değiştiğini, ana temanın her zaman aynı kaldığını ve bir arpa boyu yol gidemediğimiz gerçeği, yüzümüzde bir tokat gibi patlıyor.

Küçük yerde büyük görünmek kolay oluyor.

Konuk ev sahibinin eşeğidir.
öykü, hikaye, aziz nesin
Kitaplığıma nerden ya da nasıl geldiğini bilmiyorum ama zararı yok, iyi ki gelmiş. İç kapakta Temmuz 1995 yazıyor. Yine iç kapağa göre AD Yayıncılık tarafından basıldığı yazıyor ama baskıya bakarak gazete eşantiyonu gibi. Her sayfa kitaptan ayrılıp, bağımsızlığını ilan etmiş. Eğer bu “her öykü başlı başına bir kitap olabilecek kadar kaliteli” diye bilerek yapıldıysa söyleyecek sözüm yok. Sakın “eski kitap ya, ondandır” demeyin elimde çok daha eski basım kitaplar var ve hala taş gibiler. 

Dedim ya, hepsi öykü ayrı güzel olmakla birlikte; Sizin Memlekette Eşek Yok mu, Du Bakalı N’olecak ve Kazan Töreni isimli öyküler benim ilk üçüm. Diğer hepsini de dördüncü zaten… 
kitap künyesi



Orijinal Adı: Sizin Memlekette Eşek Yok Mu? 
Yayın tarihi: Temmuz 1995 (58. Baskı)
Yazar: Aziz Nesin 
Ebat: 13,51 x 21 cm
Sayfa: 159
ISBN: 9753250126
Goodreads Puanı: 4.06

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Seni Herşeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim - Laurent Gounelle

         
kitap yorumu, özeti, eleştiri, amazon
          Günbegün yoluna çıkan kaygılara karşı koymaktansa büyük ilkeler hakkında konuşmalar yapmak ne rahat şey!


Geldik Edirne Kitap Okur ile okuduğum 6. kitaba. Grup ile birlikte okuduğum diğer kitaplara yukarıdaki menüden ulaşabilirsiniz.

Bir okuma grubuna dâhil olmanın en iyi yanı, sanırım normal şartlarda okumayı aklınızdan bile geçirmeyeceğiniz kitapları okuma listenize katması olsa gerek. Bu her zaman iyi kitaplar okuyacağınız anlamına gelmese de her seferinde öyle ya da böyle farklı lezzetler tattığınız muhakkak. Bu nedenle bir okuma grubuna ait olmaktan kendi adıma mutluyum. İşte yine hakkında hiçbir fikrimin olmadığı, ancak uzun ve bir o kadar ilginç ismi, çok şey vadeden tanıtım yazısı ile tarzımın dışına bir kitap olan "Seni Her Şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim" isimli kitap.

New York Üniversitesinde felsefe profesörü olan Sandro, Amazon'da ki bir kabile ile röportaja giden karısı yerliler tarafından öldürüldükten sonra bir türlü toparlanamamıştır. Sandro ruhunun kavuşması için tek yolun, o kabileden intikam almak olduğuna karar verince, karısının cesedinin ormandan çıkaran bazen rehber, bazen de paralı askerlik yapan bir ekip ile anlaşır. Ancak Sandro, kabileyi öldürerek değil, onların yaşama sevinçlerini ellerinden alarak yok etmek istemektedir. Sandro maddi değil, manevi bir katliam planlamaktadır. Bu yüzden kiraladığı adamlar aracılığı ile kabile üyelerine modern insanın kaygılarını aşılamaya başlarlar. Türlü entrikalar yüzünden, doğa ile mükemmel bir uyum ve huzur içinde yaşayan kabile, kibir, açgözlülük, bencillik, gurur, yalnızlık, mutsuzluk, ihanet, dedikodu gibi pek çok modern dünya insanı hastalığının pençesine düşmeye başlar.

Kötülerden intikam almanın en iyi yolu, onlara benzememektir.

Ne kadar etkileyici bir konu değil mi? Bence de öyle. Ancak yazar olay bulmadaki yeteneğini kurgulamada gösterememiş. Olay örgüsünde ciddi derecede tutarsızlıklar, anlamsız durumlar, boşluklar var. Kendi adıma, yukarıdaki paragrafa bakarak en 600 sayfa civarında, derin psikolojik analizler ve iyiden kötüye, kötüden iyiye geçen karakter tahlilleri ile bezeli bir roman beklerken, sadece 316 ( o da 1,5 satır aralığı ile) sayfa bir roman ile hevesiniz kursağınızda kalıyor. Tıpkı baştan aşağı gümüş yemek takımları ile donatılmış bir masada çorbadan, direk tatlı servisine geçilmiş, ana yemek atlanmış gibi hissediyorsunuz.

İlginçtir, asıl karakteri olmayan bir roman. Çoğu olayın merkezinde ekibin lideri Krakus var ama esas oğlan o değil, zira talimatları Sandro'dan alıyor. Öte yandan Sandro da başrol oyuncusu değil. Uzun bir süre kulübesinde yatıp duruyor. Tuhaf…

kitap yorumu, eleştiri, pegasusKurguda kafama takılan diğer tutarsızlıklara gelirsek; felsefe alanında ciddi bir birikimi olan ve yetmezmiş gibi karısını öldüren kabile hakkında araştırma yapan, hatta kabile insanlarını kendilerinden bile iyi tanıdığını iddia eden Sandro'nun, Şirinler'den tek farkı mavi yerine siyah olmaları olan bu halkın tanrılara insan kurban etme gibi bir adetlerinin olmadığını bilmemesi ya da içlerine girdikten sonra 'bunlar karıncayi bile incitmez arkadaş, benim karımdan ne istediler acaba' dememesi önemli bir eksiklik. Bu bir tarafa, bu işi para için yapan Krakus'un kabileyi, modern dünya davranışları ile zehirleme işini bu kadar ciddiye alması, bunu gurur meselesi yapması ayrı bir tartışma konusu. Onu da geçtim, kabile insanlarının ilk günden itibaren Krakus ve adamlarının her dediğine sorgusuz itaat etmesi, her dediklerini harfiyen yerine getirmesi, her kapitalist uygulamanın hiç şaşmadan beklenen sonucu vermesi diğer kafama takılan noktalar.

Bitti mi? Bitmedi. İlkel olarak adlandırılan kabile para kullanmasa da yazıyı biliyor ve evler arası yazılı iletişim kurabiliyorlar. O da yetmiyor, evlerin birbirinden ayrılmasının epidemiyolojik olarak sağlıklı olup olmayacağı hakkında tartışabiliyorlar. Kabile insanı bununla da kalmıyor, Krakus'un benim bile bön bön baktığım "Belli bir benlik imgesi yanılsaması satacağız" demesine "bütün bunlara kimin ihtiyacı olur" diye karşı çıkabiliyor.

Gelelim Krakus'un adamlarından Gody isimli arkadaşa. Yemin ederim şu karakterin kitabını ayrı yazsan yeri var. Amazon'un orta yerinde hipnoz makinesi icat etti, olabilir dedik ses çıkarmadık; bütün kabileye hastalık bulaştırdı, sonra hepsini iyileştirdi, mantıklı dedik, sustuk; şamanın ilaçlarının etken maddesini bir saniyede çözdü, nasıl yaptıysa o bitkiyi şaman fark etmeden benzeri ile değiştirdi, ona da eyvallah dedik ama yerli kadınlardan birine göğüs estetiği yapmak nedir abi? Hemde silikon yerine tahta diskler kullanarak. Buna en doğal tepki rahmetli Turgay Şeren'den gelsin sana. Ameliyatın sonucu es geçildi yalnız. Kadın masada kaldıysa demek.

Pegasus Yayınlarından çıkan kitap, son derece kaliteli bir baskıya ve güzel bir kapağa sahip. Adam siluetinin boyun kısmındaki koşan çıplak kadını bu paragrafı yazarken fark ettim. Ağaç yapraklarının adamın sakla ve bıyığı gibi tasarlanması ince ve güzel bir detay. Sadece ağaçların arasından sızan güneş ışığı, kitaptaki tasvirler kadar güzel aktarılamamış. Çeviride ki "vecd ile gülümsemek, imanı gevremek" gibi birkaç küçük detaya takılmazsak rahatsız edici bir durum yok. Harf hatası, yazım yanlışı yok. Bu açıdan da başarılı.

Neticeden, yukarıda da bahsettiğim gibi, güzel bir sofradan aç kalkmak gibi. Yemek güzel ama sofradan karnımız aç kalktık işte. 
eleştiri, künye, kitap yorumu



Orijinal Adı: Le philosphe qui n'était pas sage
Yayın tarihi: Şubat 2014 (2. Baskı)
Yazar: Laurent Gounelle
Fransızca'dan Çeviri: Işık Ergüden
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 320
ISBN: 9786053432005
Goodreads Puanı: 3.66



23 Nisan 2017 Pazar

Şaman Gözü - Asu Mansur

şamanizm, ritüel, kitap özeti
        Ey atalarım. Ey göğün hanları! Ulu Kayra Han’ın adıyla sizden dileğim şudur; süldemi, sünemi, özütümü her zaman yıldızlara yakın tutmama destek olun ki bende sizlere emin adımlarla kavuşmaya devam edebileyim.”

Böyle bir kitap ne zamandır aklımdaydı. Uzun bir süreden beri eski Türklerin gelenek ve inanışları, inanç ve uygulama sistemi doğanın ve evrenin işleyişinden esinlenen kadim bir dinin varlığı ve ne yalan söyleyeyim yıllardır okuduğum çizgi romanlardaki Kızılderililerin inançları ile olan benzerlikleri nedeni ile Şamanizm ilgimi çekmekteydi. Tesadüfen bu kitaptan haberdar olunca okumamak olmaz diyerek başladım.

Kitap, başlıkta da belirtildiği gibi gerçek bir şaman olan, ancak kendisi hakkında internette bile pek fazla bilgi olmayan Asu Mansur tarafından yazılmış. 10 bölüm altında şamanizme ait uygulamalar, gündelik yaşamda uymamız gereken kurallar incelenmiş. Anlayabileceğimiz seviyede aktarılmış.

Yaratanın teni doğadır. 


Bu kitap öncesinde Şamanizm hakkında çok fazla bir bilgim olmasa da, genel itibari ile beklentilerim doğrultusunda bir inanç ve mantık sistemi ile karşılaştım. Hayatın her aşamasında kendine dünyanın ve kâinatın muazzam dengesini örnek alan bir yaşam felsefesini kabullenmek zor değil. Lakin bu örnek almanın, yürümekten su içmeye, uyumaktan, yataktan çıkmaya kadar her eylemimizi kapsıyor olması, ne yalan söyleyeyim ilk başlarda korkutucu gelmiyor değil.

Baştan anlaşalım, bu kitabı okuyarak, evrenin şifresini çözme, başarılı olmak, bundan sonra antibiyotik kullanmadan gribi atlatacak sihirleri öğrenmek gibi hayalleriniz varsa, vazgeçin. Zira her ne kadar öğretilen her sihir, (bu arda sihir ile büyünün farklı şeyler olduğunun altının çizildiğini belirtelim) her tedavi yöntemi akla mantığa son derece uygun olsa da, günlük şehir yaşamında uygulayabilmek neredeyse imkânsıza yakın gibi. Bu nedenle bu kitaptan önce, kuşkusuz bir inanç ile sonsuz ve samimi bir teslimiyet olmak üzere pek çok fedakârlığa ihtiyacınız var. Yine de kitaptaki hiçbir şeyi uygulayamasanız bile, etrafımızdaki canlı cansız her varlığın, her doğa olayının bir ruhu olduğu kabulü ile onlara iyi davranarak sürdüreceğimiz bir yaşamın bize onlarca pozitif katkı sağlayacağı muhakkak.

Satır aralarına serpiştirilen bilgilerden, pek çok atasözünün yanı sıra, değer yargılarımıza “batıl inanç” olarak işlenmiş pek çok davranışın aslında Orta Asya’da ki köklerimizden günümüze ulaşan bilgiler olduğunu anlıyoruz. Örneğin gidenin arkasından su dökmek, yemeğe tuz yerine şeker dökmenin tatsız bir olayı tatlıya bağlayacağına, sofradan çatal düşerse erkek, kaşık düşerse kadın misafir geleceğine inanmak gibi..

Yalan değil, ilk başlarda gerçekten karışık ve uyuması gereken sayısız ritüel var gibi duruyor. Ama eğer doğru anlamlandırdıysam şamanizmin temelde tek bir şartı var; taş, hava, su, toprak, ağaç, yağmur, rüzgâr ve daha aklınıza ne gelirse her şeye iyi davranmak ve yaşamımıza kattıklarından ötürü onlara teşekkür etmek. Düşünsenize ne kadar kolay ve bir o kadar zor.

kitap yorumu, şamanizm, ritüelDoğru hesapladıysam, 12 hayvanlı Türk takvimine göre Mavi Toprak Koyunuyum. Sanırım bu takvime göre pek çok iyi özellik taşıyorum. Bizim Ilgın, Kızıl Su Ejderha’sı çıktı. Kızıl olması dışında o da fena değil. Bunun yanı sıra henüz nereden bulacağımı bilmesem de kurt ya da at (belki her ikisi de) dişinde bir aksesuar taşımamın iyi olacağını öğrendim. (Kitapta tedavi yöntemini bulamadığım bel ağrılarım içinde yazara mesaj atmayı düşünüyorum. Umarım cevap verir ve yine umarım önerdiği metot benim açımdan uygulanabilir bir yol olur.) Ayrıca at nalının uğur getirdiği her ne kadar doğruysa da, kullanılacak nalın atın sol ön ayağından alınmış olması ve genel bilginin aksine uçları göğü gösterecek şekilde asılması gerekliymiş.

Gök demişken, insan organ ve uzuvlarının doğayla özdeşleştirilmesindeki mantığa şapka çıkardım. Tıbbi olarak doğruluğunu bilemem ama gerçekten mantıklı. Yürek-güneş, mide-toprak, karaciğer-orman, damar-nehir gibi. Bundan sonra kesinlikle bu benzerliklerin farkında olarak yaşamaya çalışacağım.

Yine başta görme orucu olmak üzere duyu oruçlarının son derece faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak kendi adıma kısa vadede uygulanabilir değil bir hafta gözlerim bağlı nasıl yaşarım, bu durumu kime nasıl izah ederim bilmiyorum.

Sevgilisine ya da eşine baykuş eti yediren kadın, istediği şeyleri yaptırmak konusunda hiç zorlanmaz. “Her kuşun eti yenmez” sözü atalar tarafından erkekler için söylenmiştir.

İlk başlarda etrafımızdaki her şeyin bir sahibi, bir ruhu olduğu inancının kısa süreli bir paranoyaya sebep vermesi mümkünse de, uzun vadede rüzgar iyesine burnumuza taşıdığı güzel kokular için teşekkür eden bir seviyeye ulaşmanın kimseye bir zararı olacağını düşünmüyorum.

Okudun da ne oldu, artık bir Şamanist misin diye soranınız varsa cevabım hayır. En azından şimdilik açılan bir üçüncü gözüm yok ve hayatımın geri kalanını Ulu Kayra Han’ın yoluna adama kararı almadım. Kaldı ki kitabın böyle bir amacı ya da iddiası da yok. Ancak kendi adıma bilinç seviyemin bir basamak yükseldiğini ve bundan sonra çevremde gelişen olaylara farklı bir gözle bakacağımı biliyorum. Aynı zamanda hepsi olmasa da günlük yaşantımda da birkaç değişiklik yapmak niyetindeyim. Ama böyle bir kitabı hayatımın daha erken bir evresinde ya da daha dingin bir zamanında okusam, eminim ki bundan sonraki yaşantımda çok daha köklü değişiklikler olurdu. Ne diyelim kısmet, belki başka bir yaşam formunda…
kitap yorumu, künye



Orijinal Adı: Kham Karak
Yayın tarihi: Ocak 2017 (12. Baskı)
Yazar: Asu Mansur
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 272
ISBN: 9786053111030
Goodreads Puanı: 3.19

19 Nisan 2017 Çarşamba

Çırak - Bernard Malamud

kitap yorumu, bakkal, yahudi
    Bir çocuk koştuğu yeri asla unutmaz.


Sonunda… Neredeyse bir aya yaklaştı. Sanırım okuduktan sonra yorum yapmakta en çok geç kaldığım kitap bu oldu. Son derece yoğun ve yakın zamanda da azalacak gibi durmayan bir iş temposu, akıl sağlığımı korumak için uzak durmaya çalıştığım, son derece berbat ve yakın zamanda da düzelecek gibi durmayan bir gündem arasında ancak vakit bulabildim. Saat şu an sabahın 06:30’u. Lakin bu esnada notlarımı kaybetmişim. Bakalım elde ve akılda kalanlarla neler yapabileceğim.

Edirne Kitap Okur Grubu ile (bu arada bu gruba daha telaffuz edilebilir bir isim önermeliyim) okuduğum 5. kitap. Görünen o ki, bu kitaplar sitemde ayrı bir başlık altında toplanmayı hak edecek rakama ulaşmak üzere. İlk fırsatta bir ayarlama yapmalı.

Brooklyn’de bakkal dükkanı işleten Morris’in işleri, bugüne kadar hiçbir Yahudi hikayesinde rastlamadığımız kadar kötü gitmektedir. Derken, uğradığı bir soygun sırasında yaralandıktan sonra  iyileşmeyi beklerken, teklif beklemeden kendini dükkana çırak ilan eden Frank Alpine sayesinde işleri biraz olsun düzelir. Frank, bir yandan Morris’in kızı Helen’e olan aşkından dükkanı kalkındırma planları yaparken, bir yandan da kasadan para tırtıklamaya başlar.

Acı yoksul insanlar içindi.


kitap yorumu, bakkal, yahudi
Genel olarak bakıldığında, okur üzerinde iz bırakacak, hakkında bir şeyler tartışılabilecek bir kitap değil. Ancak her sayfada, bir sonraki sayfa heyecanlı bir şeyler olacak hissi okura başarılı bir şekilde verilmiş. Okumak istemiyorsunuz ama elinizden de bırakamıyorsunuz. O dükkanın kasaveti rutubeti, Morris ve İda’nın yoksulluğu, Helen’in umutsuzluğu, Frank’ın çarpık ahlak anlayışı çok iyi yansıtılmış. Hani şu sürekli karanlık ve ıslak atmosferli yerlerde geçen, iki üç kişi ile çekilen, sanatsal açıdan harika, görsel açıdan facia festival filmleri gibi

Kafka Yayınlarının bastığı kitabın kapağını, özel bir neden olmasa da güzel buldum. Bence kitabın havasını yansıtmış. Birkaç yerde bir iki yazım yanlışı olsa da göz ardı edilmeyecek kadar değil ancak çevirmenin Yahudi karakterlerin İstanbul’un Rum Meyhanecileri gibi konuşturulmalarını beğenmedim, saçma buldum.  

Tüm bu bilgiler ışığında, iyi ki okudum diyemesem de, zaman kaybı da diyemedim. Ama tüm grubunda onaylayacağını düşündüğüm gibi, toplantı yerinin de etkisi olmakla birlikte, toplantısı en vasat geçen (benim katıldıklarım arasında) kitap olduğu kesin.
kitap künye



Orijinal Adı: The Assistant
Yayın tarihi: Şubat 2017 (1. Baskı)
Yazar: Bernard Malamud
İngilizce'den Çeviri: Seda Çıngay Mellor
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 351
ISBN: 9786054820498
Goodreads Puanı: 3.87 

22 Mart 2017 Çarşamba

Kahire'nin Yanan Melekleri - Parker Bilal

kitap yorumu, özeti, pdf,
Geçmişi hiçbir zaman arkamızda bırakmayız, tam olarak değil. Sadece bir süreliğine bir kenara koyarız.

Genelde seri olan kitaplara karşı ön yargılıyım. İlk kitabı aldıktan sonra, beğenmesem bile devam kitaplarını da almak zorunda hissediyorum kendimi. Ama bu kez durum farklı. Aldığımız istihbarata göre tamamı on kitap olan, dünyada şimdilik 5, ülkemizde sadece 3 tanesi yayınlanan Makana serisinin ikinci kitabını büyük bir istekle aldım ve okudum. Üçüncü kitap Hayalet Koşucu şimdiden sepette ve önümüzdeki ay verilecek siparişi bekliyor.

Sudan'da yaşanan İslami darbeden sonra Mısır'a kaçan, kaçarken canından can bırakan, yorgun, yaralı, yüreği buruk kahramanımız Makana yine iş başında. Bu kez kendi gibi sığınmacı olan Talal'ın müstakbel kayın pederine gelen tehdit mektuplarını araştırmak için kiralanıyor. Ancak Makana, ilk başta basit bir vaka gibi görünen mektupları araştırırken, kendini İslami terörist örgütlerin, dinler arası çatışmaların, uluslar arası komplocuların, eski darbecilerin, silah kaçakçılarının ve daha nicelerinin arasında buluyor.

İlk kitap Kahire'de Kayıp da olduğu gibi, yine sürükleyici bir polisiye ile birlikte, alt metin olarak daha o zamanlardan duyulmaya başlayan "Arap Baharı"nın ayak seslerinden bahsedilmiş. Pek çok noktada ülkemizdeki yakın tarih ve gündem ile ilgili benzerlikle kurmak mümkün.

Bu, Kıpti toplumunun ilk kez hedef alınışı değildi. Arada sırada birileri diğerlerinin aklına yüzde 14 azınlığın, geri kalan yüzde 86'nın yaşam tarzına karşı ölümcül bir tehlike olduğu fikrini sokardı.

kitap yorumu, özeti, pdfHer nedense bu kez Makana, geçen üç yıl içinde epey toparlanmış gibi geldi bana. İlk kitaptaki o pejmürde, yılgın ve yorgun adam nispeten daha derli toplu, hareketleri daha bilinçli, daha bir kendinden emin, hatta kendine özel şoför tutacak kadar maddi imkânları düzelmiş bir halde. O anti kahraman havası biraz zayıflamış gibi geldi. Açık konuşayım bu Makana'yı geçen seferki kadar beğenmedim.

Keşke orijinal kapakları kullansa dediğim Kırmızı Kedi Yayınevi, bu kez farklı bir çevirmenle çalışmış. Bu kez birbirine geniş zaman kipleri ile bağlanmış bileşik cümleler pek yok ama yer yer hatalar göze çarpmıyor değil. Bunun yanı sıra eğer mümkünse son okumayı yapan kişiden paranızı geri isteyin. Zira okumadan, okudum deme olma ihtimali yüksek. Hikâyenin geldiği yer itibari ile Kuran'dan bahsedilen bir yerde, apaçık "Allah kelamı" olması gereken bir kelimeyi "Allah kelimesi "olarak geçmesi bence yapılmaması gereken bir hata. Çevirmenin bu tür şeyleri atlamasını kısmen anlayabilirim ama son okuma zaten bunun için var.  "Allah kelimesine sokaktan aldığınız ucuz bir romanmış gibi davranamazsınız." Olmuş mu sizce, olmamış.

Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Ne istediğimize karar veremiyoruz. Batı'yı mı yoksa Doğu'yu mu, İslam'ı mı yoksa sekülerliğin keyfini mi istiyoruz? Hepsine birden sahip olabileceğimizi düşünüyoruz.

Umarım 10 kitabın hepsi aynı yayınevi tarafından yayınlanır ve umarım kapak sırt teması serinin tüm kitaplarında ortak bir payda da buluşur, Can Yayınlarının Danilov Beşlemesi'nde okura yaptığı şu saygısızlığı yapmaz.  Ufak tefek kusurları da olsa, pek çok yönüyle bize benzeyen Makana reisi bağrımıza basmaya her daim hazırız. Kendisinden tek ricam, artık kapısı kilitlenen, en azından kapısı olan bir ikamet tutması. Böyle tehlikeli bir hayat süren adamın avvama denen yol geçen hanında işi ne? Her gün iş dönüşü ayrı bir gerilim çekilir çile mi yahu?

Şaka bir tarafa liselerde, fikir kulüplerinde, ilgili fakültelerde, insanların beyinlerinde bir "acaba" sorusu sordurması için bile olsa okutulması elzem olan bir macera romanı olduğunu düşünüyorum.
kitap özeti, künyesi


Orijinal Adı: Dogstar Rising: A Makana Investigation
Yayın tarihi: Haziran 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: İdil Dündar
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 336
ISBN: 9786059908955
Goodreads Puanı: 3.74

12 Mart 2017 Pazar

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

roman, kitap yorumu, pdf
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak demek değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.



Evet, Edirne Kitap Okur grubunda 4. ay ve 4. kitabım. Bu kez Türk edebiyatından bir roman okumaya karar vermiştik ve klasikler arasından Şubat ayı kitabı olarak Sabahattin Ali'den İçimizdeki Şeytan'ı seçtik. Bu sayede Sabahattin Ali'den sadece Kürk Mantolu Madonna'nın, Madonna'nın hayatından bahsetmediğini bilmekten daha fazlasını edinme şansı yakaladım.

Kitabın en başında Selim İleri'nin yazdığı bir önsöz var ama birkaç kötü deneyimden sonra bu gibi önsözleri okumama kararı aldığım için okumadım. Ya kitabın sonu hakkında tatsız bir ipucu veriyorlar ya da içerik hakkında benim ölsem aklıma gelmeyecek çıkarımlarda bulunup kendimi geri zekâlı gibi hissetmeme neden oluyorlar.

Genel olarak baktığımızda bu romanın size özetleyebileceğim belirli bir konusu yok. Bir benzerini Paulo Coelho'nun Elif isimli kitabında olduğu gibi daha çok iç hesaplaşmalar, insanların kendi ya da karşısındakinin kişiliğini irdeleyen monologlar ve o dönemin siyasi, edebi hayatına ilişkin yorumlamalar var.

Torpille yerleştiği postane memurluğuna ara sıra uğrayan Ömer, bir gün vapurda gördüğü Macide'nin hayatının kadını olduğu hissine kapılır ve peşine düşer ve hemen ardından kaderin cilveleri onların bir araya gelmelerine kolaylık sağlar. Ancak Ömer'in ruhunun derinliklerine saklı, uyuşuk, tembel, başıboş, avare, düşüncesiz, sorumsuz bir şeytan varken, bu birlikteliğin ne kadar süreceği belli değildir.

Her dönem romanı gibi, ülkemizin bugünkü günlerine bir köprü olma niteliği taşıyor. Baktıkça, okudukça şaşırıyorsunuz. 1940 yılından bu yana (kitabın ilk basıldığı yılı, yazıldığı yıl olarak kabul ediyorum) toplumun çarpık ahlak anlayışı, bu anlayışla şekillenen mahalle baskısı, torpil, rüşvet, adam kayırmacılık, bankamatik memurluk, -günümüzdeki karşılığı ile - insanların like alma hevesi, yeteneksiz şairler ve komedyenler,  edebiyatın, sanatın ve müziğin yozlaştığına dair sohbetler… Yahu neredeyse 80 senedir bir ülkede hiç mi bir şey değişmez.

Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş.


roman, özet, pdf, indirRoman baştan sona kasvetli bir ortamda geçiyor. Bunu anlatımın başarısı olarak söylüyorum; her an kötü bir şey olacak hissi bir türlü yakamı bırakmadı. Kitabı okurken , yine benzer klasiklerden uyarlanan Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu gibi dizilerden sahneler önümden geçip durdu. Hatta zaman zaman 'acaba bu kitabın dizisi neden çekilmedi' diye sordum kendime. Bence birkaç sezonluk bir tv dizisi için son derece müsait.

İçindeki "gevşeği" temize çıkarmak için hayalinde bir şeytan uyduran Ömer üzerinden son derece sağlam bir dönem eleştirisi yapılmış. İşin acı tarafı yapılan eleştirilerin güncelliğini koruması. 80 sene boyuna bir arpa boyu yol gidememiş, onca soruya bir cevap verememiş olmamız gerçekten ilginç.  Durumu "Etrafına daha aklı başında adamlar toplayabilirdin" diyen Ömer'e Nihat'ın verdiği cevap gayet güzel özetliyor. " Lüzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım. Bu gençleri romantik bir takım emellere bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık…"

Kitap Yapı Kredi Yayınlarında 45. baskısını yapmış. Çok merak ediyorum acaba bunca yılın ardından yapılan baskılar daha güncel bir Türkçe ile yapılamaz mı? Böyle olması kitabın orijinalliğinden, güzelliğinden ya da özünden çok şey alır mı?  Bu hali ile yeni nesil kitaba, sadece Sabahattin Ali'nin popülaritesi nedeni ile ilgi gösterir diye düşünüyorum.
künye, özet, pdf


Orijinal Adı: İçimizdeki Şeytan
Yayın tarihi: 2016 (45. Baskı)
Yazar: Sabahattin Ali
Ebat: 14 x 21 cm
Sayfa: 267
ISBN: 9789753638036
Goodreads Puanı: 4.33













4 Mart 2017 Cumartesi

The Witcher Son Dilek - Andrzej Sapkowski

video gane, kitap, özet, pdf
İnsanlar, canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekarlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’nin onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.


The Witcher, bilgisayar oyunları ile arası benden daha iyi olanların muhtemelen çok daha yakından tanıdığı bir karakter. Maalesef benim mouse yardımı ile oynana oyunlara aram hiçbir zaman iyi olmadı. Bu bloğun yazarı çocukluğunun sınırlarını 90’lı yıllarla çizmiş ve çeşitli nedenler yüzünden o yıllarda yapamadığı şeyleri gerçekleştirmeden yeni eğlencelere geçmemeye ant içmiş biri. Ben sağ sol tuşlarının, atari kollarının adamıyım. Bilgisayarımda hala Mame emülatörü kurulu ve kendimi indirmek zorunda hissettiğim binlerce rom var. Kısaca evin için hala “yu vin pörfek” nidalarıyla çınlıyor.

Bu kitabı bana geçenlerde arkadaşım Güneş getirdi. Üç günde bir okumadın mı diye sorup duruyor. Aslını sorarsanız, kitabı nasıl bulduğumdan çok, geri getirecek miyim diye merak ediyor; biliyorum. Bu nedenle kendisine bu satırlar aracılığıyla her kitap kurdunun ezbere bildiği bir atasözünü bilmiyorsa öğretmek, biliyorsa tekrar hatırlatmak isterim: “Kitaplığından kitap veren adam aptaldır, aldığı kitabı geri getiren adam, ondan daha aptaldır.”

The Witcher, kitap iken pc oyununa uyarlanmış bir seri. Bu açıdan bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Anladığım kadarıyla bizim Orta Dünya dediğimize benzer bir evrende geçiyor. Elfler, cüceler, druidler, ejderhalar, strigalar, drakonitler, mantikorlar ve saha onlarca, faydalı faydasız yaratık cirit atıyor. Hayatını bir Witcher olarak kazanan Gerald ise cüzi bir ücret karşılığı bu yaratıklardan insanlara zarar verenleri ortadan kaldırıyor.


video game, özet, pdf,



Genel olarak kitap üzerinde konuşacak, tartışacak pek bir şey yok. Temposu hızlı, sürükleyici, Gerald’ın arada bir ettiği beylik lafları saymazsak felsefi derinlikten uzak. Klasik kurt adam, vampir, ejderha ve onları avlayanları konu alan kitap ve filmlerden ayrılan bir özelliği yok.

Yazılan ilk Witcher kitabı olmamakla birlikte, kronolojik olarak en geriden başlayan kitap olması nedeni ile ülkemizde ilk olarak serinin Son Dilek isimli kitabı basılmış. Anlatım iki farklı koldan ilerliyor. Bir kolda bir striga avında yaralanan Gerald’ın tedavi sürecini “Mantığın Sesi” isimli bölümlerle takip ederken, bu bölümlerin aralarında Gerald’ın maceralarını konu alan bölümler eklenmiş. Son Dilek bu maceralardan sonuncusu. Gerald’ın başından geçen doğa üstü olaylarda Güzel Çirkin, Pamuk Prenses ve Alaattin’in Sihirli Lambası gibi masallardan esinlenilmiş. (Bu gece insan gündüz kirpi olan çocuğun masalını tam çıkaramadım) saydığım masallar Witcher evrenine uyarlanmış.


Orijinali Lehçe olan kitap, önsözde bahsedilen zorunluluklar nedeni ile Almanca kopyalarından çevrilmiş. Kapakta bir ejderha ile çarpışan Gerald tasvir edilmişse de kitabı okurken benim kafamda canlanan Gerald, internette bulduğum şu resme daha çok benziyordu. Baskı ve çeviriyi beğendim. Birkaç küçük kelime hatası dışında göze batan bir sıkıntı yoktu.

Dedim ya, temposu hızlı. Arka kapak yazıları her ne kadar yine "yok artık" dedirtse de üzerinde kafa yoracağınız, durup düşüneceğiz bir anlatım barındırmadığından, 400 sayfalık kitap 3-4 gün içinde bitti. Yolculular ve otel odaları için ideal. Lakin, eğer devamı çıkarsa, kendi adıma devam edeceğim bir seri değil. Anca Güneş devam eder de okumam için bana getirirse o başka.





Orijinal Adı:
 Ostatnie Zyczenie
Yayın tarihi: Kasım 2016 (1. Baskı)
Yazar: Andrzej Sapkowsi
Almanca'dan Çeviri: Regaip Minareci
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 400
ISBN: 9786052990186
Goodreads Puanı: 4.2



 
UA-57355180-1