Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

22 Mart 2017 Çarşamba

Kahire'nin Yanan Melekleri - Parker Bilal

kitap yorumu, özeti, pdf,
Geçmişi hiçbir zaman arkamızda bırakmayız, tam olarak değil. Sadece bir süreliğine bir kenara koyarız.

Genelde seri olan kitaplara karşı ön yargılıyım. İlk kitabı aldıktan sonra, beğenmesem bile devam kitaplarını da almak zorunda hissediyorum kendimi. Ama bu kez durum farklı. Aldığımız istihbarata göre tamamı on kitap olan, dünyada şimdilik 5, ülkemizde sadece 3 tanesi yayınlanan Makana serisinin ikinci kitabını büyük bir istekle aldım ve okudum. Üçüncü kitap Hayalet Koşucu şimdiden sepette ve önümüzdeki ay verilecek siparişi bekliyor.

Sudan'da yaşanan İslami darbeden sonra Mısır'a kaçan, kaçarken canından can bırakan, yorgun, yaralı, yüreği buruk kahramanımız Makana yine iş başında. Bu kez kendi gibi sığınmacı olan Talal'ın müstakbel kayın pederine gelen tehdit mektuplarını araştırmak için kiralanıyor. Ancak Makana, ilk başta basit bir vaka gibi görünen mektupları araştırırken, kendini İslami terörist örgütlerin, dinler arası çatışmaların, uluslar arası komplocuların, eski darbecilerin, silah kaçakçılarının ve daha nicelerinin arasında buluyor.

İlk kitap Kahire'de Kayıp da olduğu gibi, yine sürükleyici bir polisiye ile birlikte, alt metin olarak daha o zamanlardan duyulmaya başlayan "Arap Baharı"nın ayak seslerinden bahsedilmiş. Pek çok noktada ülkemizdeki yakın tarih ve gündem ile ilgili benzerlikle kurmak mümkün.

Bu, Kıpti toplumunun ilk kez hedef alınışı değildi. Arada sırada birileri diğerlerinin aklına yüzde 14 azınlığın, geri kalan yüzde 86'nın yaşam tarzına karşı ölümcül bir tehlike olduğu fikrini sokardı.

kitap yorumu, özeti, pdfHer nedense bu kez Makana, geçen üç yıl içinde epey toparlanmış gibi geldi bana. İlk kitaptaki o pejmürde, yılgın ve yorgun adam nispeten daha derli toplu, hareketleri daha bilinçli, daha bir kendinden emin, hatta kendine özel şoför tutacak kadar maddi imkânları düzelmiş bir halde. O anti kahraman havası biraz zayıflamış gibi geldi. Açık konuşayım bu Makana'yı geçen seferki kadar beğenmedim.

Keşke orijinal kapakları kullansa dediğim Kırmızı Kedi Yayınevi, bu kez farklı bir çevirmenle çalışmış. Bu kez birbirine geniş zaman kipleri ile bağlanmış bileşik cümleler pek yok ama yer yer hatalar göze çarpmıyor değil. Bunun yanı sıra eğer mümkünse son okumayı yapan kişiden paranızı geri isteyin. Zira okumadan, okudum deme olma ihtimali yüksek. Hikâyenin geldiği yer itibari ile Kuran'dan bahsedilen bir yerde, apaçık "Allah kelamı" olması gereken bir kelimeyi "Allah kelimesi "olarak geçmesi bence yapılmaması gereken bir hata. Çevirmenin bu tür şeyleri atlamasını kısmen anlayabilirim ama son okuma zaten bunun için var.  "Allah kelimesine sokaktan aldığınız ucuz bir romanmış gibi davranamazsınız." Olmuş mu sizce, olmamış.

Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Ne istediğimize karar veremiyoruz. Batı'yı mı yoksa Doğu'yu mu, İslam'ı mı yoksa sekülerliğin keyfini mi istiyoruz? Hepsine birden sahip olabileceğimizi düşünüyoruz.

Umarım 10 kitabın hepsi aynı yayınevi tarafından yayınlanır ve umarım kapak sırt teması serinin tüm kitaplarında ortak bir payda da buluşur, Can Yayınlarının Danilov Beşlemesi'nde okura yaptığı şu saygısızlığı yapmaz.  Ufak tefek kusurları da olsa, pek çok yönüyle bize benzeyen Makana reisi bağrımıza basmaya her daim hazırız. Kendisinden tek ricam, artık kapısı kilitlenen, en azından kapısı olan bir ikamet tutması. Böyle tehlikeli bir hayat süren adamın avvama denen yol geçen hanında işi ne? Her gün iş dönüşü ayrı bir gerilim çekilir çile mi yahu?

Şaka bir tarafa liselerde, fikir kulüplerinde, ilgili fakültelerde, insanların beyinlerinde bir "acaba" sorusu sordurması için bile olsa okutulması elzem olan bir macera romanı olduğunu düşünüyorum.
kitap özeti, künyesi


Orijinal Adı: Dogstar Rising: A Makana Investigation
Yayın tarihi: Haziran 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: İdil Dündar
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 336
ISBN: 9786059908955
Goodreads Puanı: 3.74

12 Mart 2017 Pazar

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

roman, kitap yorumu, pdf
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak demek değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.



Evet, Edirne Kitap Okur grubunda 4. ay ve 4. kitabım. Bu kez Türk edebiyatından bir roman okumaya karar vermiştik ve klasikler arasından Şubat ayı kitabı olarak Sabahattin Ali'den İçimizdeki Şeytan'ı seçtik. Bu sayede Sabahattin Ali'den sadece Kürk Mantolu Madonna'nın, Madonna'nın hayatından bahsetmediğini bilmekten daha fazlasını edinme şansı yakaladım.

Kitabın en başında Selim İleri'nin yazdığı bir önsöz var ama birkaç kötü deneyimden sonra bu gibi önsözleri okumama kararı aldığım için okumadım. Ya kitabın sonu hakkında tatsız bir ipucu veriyorlar ya da içerik hakkında benim ölsem aklıma gelmeyecek çıkarımlarda bulunup kendimi geri zekâlı gibi hissetmeme neden oluyorlar.

Genel olarak baktığımızda bu romanın size özetleyebileceğim belirli bir konusu yok. Bir benzerini Paulo Coelho'nun Elif isimli kitabında olduğu gibi daha çok iç hesaplaşmalar, insanların kendi ya da karşısındakinin kişiliğini irdeleyen monologlar ve o dönemin siyasi, edebi hayatına ilişkin yorumlamalar var.

Torpille yerleştiği postane memurluğuna ara sıra uğrayan Ömer, bir gün vapurda gördüğü Macide'nin hayatının kadını olduğu hissine kapılır ve peşine düşer ve hemen ardından kaderin cilveleri onların bir araya gelmelerine kolaylık sağlar. Ancak Ömer'in ruhunun derinliklerine saklı, uyuşuk, tembel, başıboş, avare, düşüncesiz, sorumsuz bir şeytan varken, bu birlikteliğin ne kadar süreceği belli değildir.

Her dönem romanı gibi, ülkemizin bugünkü günlerine bir köprü olma niteliği taşıyor. Baktıkça, okudukça şaşırıyorsunuz. 1940 yılından bu yana (kitabın ilk basıldığı yılı, yazıldığı yıl olarak kabul ediyorum) toplumun çarpık ahlak anlayışı, bu anlayışla şekillenen mahalle baskısı, torpil, rüşvet, adam kayırmacılık, bankamatik memurluk, -günümüzdeki karşılığı ile - insanların like alma hevesi, yeteneksiz şairler ve komedyenler,  edebiyatın, sanatın ve müziğin yozlaştığına dair sohbetler… Yahu neredeyse 80 senedir bir ülkede hiç mi bir şey değişmez.

Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş.


roman, özet, pdf, indirRoman baştan sona kasvetli bir ortamda geçiyor. Bunu anlatımın başarısı olarak söylüyorum; her an kötü bir şey olacak hissi bir türlü yakamı bırakmadı. Kitabı okurken , yine benzer klasiklerden uyarlanan Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu gibi dizilerden sahneler önümden geçip durdu. Hatta zaman zaman 'acaba bu kitabın dizisi neden çekilmedi' diye sordum kendime. Bence birkaç sezonluk bir tv dizisi için son derece müsait.

İçindeki "gevşeği" temize çıkarmak için hayalinde bir şeytan uyduran Ömer üzerinden son derece sağlam bir dönem eleştirisi yapılmış. İşin acı tarafı yapılan eleştirilerin güncelliğini koruması. 80 sene boyuna bir arpa boyu yol gidememiş, onca soruya bir cevap verememiş olmamız gerçekten ilginç.  Durumu "Etrafına daha aklı başında adamlar toplayabilirdin" diyen Ömer'e Nihat'ın verdiği cevap gayet güzel özetliyor. " Lüzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım. Bu gençleri romantik bir takım emellere bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık…"

Kitap Yapı Kredi Yayınlarında 45. baskısını yapmış. Çok merak ediyorum acaba bunca yılın ardından yapılan baskılar daha güncel bir Türkçe ile yapılamaz mı? Böyle olması kitabın orijinalliğinden, güzelliğinden ya da özünden çok şey alır mı?  Bu hali ile yeni nesil kitaba, sadece Sabahattin Ali'nin popülaritesi nedeni ile ilgi gösterir diye düşünüyorum.
künye, özet, pdf


Orijinal Adı: İçimizdeki Şeytan
Yayın tarihi: 2016 (45. Baskı)
Yazar: Sabahattin Ali
Ebat: 14 x 21 cm
Sayfa: 267
ISBN: 9789753638036
Goodreads Puanı: 4.33













4 Mart 2017 Cumartesi

The Witcher Son Dilek - Andrzej Sapkowski

video gane, kitap, özet, pdf
İnsanlar, canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekarlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’nin onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.


The Witcher, bilgisayar oyunları ile arası benden daha iyi olanların muhtemelen çok daha yakından tanıdığı bir karakter. Maalesef benim mouse yardımı ile oynana oyunlara aram hiçbir zaman iyi olmadı. Bu bloğun yazarı çocukluğunun sınırlarını 90’lı yıllarla çizmiş ve çeşitli nedenler yüzünden o yıllarda yapamadığı şeyleri gerçekleştirmeden yeni eğlencelere geçmemeye ant içmiş biri. Ben sağ sol tuşlarının, atari kollarının adamıyım. Bilgisayarımda hala Mame emülatörü kurulu ve kendimi indirmek zorunda hissettiğim binlerce rom var. Kısaca evin için hala “yu vin pörfek” nidalarıyla çınlıyor.

Bu kitabı bana geçenlerde arkadaşım Güneş getirdi. Üç günde bir okumadın mı diye sorup duruyor. Aslını sorarsanız, kitabı nasıl bulduğumdan çok, geri getirecek miyim diye merak ediyor; biliyorum. Bu nedenle kendisine bu satırlar aracılığıyla her kitap kurdunun ezbere bildiği bir atasözünü bilmiyorsa öğretmek, biliyorsa tekrar hatırlatmak isterim: “Kitaplığından kitap veren adam aptaldır, aldığı kitabı geri getiren adam, ondan daha aptaldır.”

The Witcher, kitap iken pc oyununa uyarlanmış bir seri. Bu açıdan bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Anladığım kadarıyla bizim Orta Dünya dediğimize benzer bir evrende geçiyor. Elfler, cüceler, druidler, ejderhalar, strigalar, drakonitler, mantikorlar ve saha onlarca, faydalı faydasız yaratık cirit atıyor. Hayatını bir Witcher olarak kazanan Gerald ise cüzi bir ücret karşılığı bu yaratıklardan insanlara zarar verenleri ortadan kaldırıyor.


video game, özet, pdf,



Genel olarak kitap üzerinde konuşacak, tartışacak pek bir şey yok. Temposu hızlı, sürükleyici, Gerald’ın arada bir ettiği beylik lafları saymazsak felsefi derinlikten uzak. Klasik kurt adam, vampir, ejderha ve onları avlayanları konu alan kitap ve filmlerden ayrılan bir özelliği yok.

Yazılan ilk Witcher kitabı olmamakla birlikte, kronolojik olarak en geriden başlayan kitap olması nedeni ile ülkemizde ilk olarak serinin Son Dilek isimli kitabı basılmış. Anlatım iki farklı koldan ilerliyor. Bir kolda bir striga avında yaralanan Gerald’ın tedavi sürecini “Mantığın Sesi” isimli bölümlerle takip ederken, bu bölümlerin aralarında Gerald’ın maceralarını konu alan bölümler eklenmiş. Son Dilek bu maceralardan sonuncusu. Gerald’ın başından geçen doğa üstü olaylarda Güzel Çirkin, Pamuk Prenses ve Alaattin’in Sihirli Lambası gibi masallardan esinlenilmiş. (Bu gece insan gündüz kirpi olan çocuğun masalını tam çıkaramadım) saydığım masallar Witcher evrenine uyarlanmış.


Orijinali Lehçe olan kitap, önsözde bahsedilen zorunluluklar nedeni ile Almanca kopyalarından çevrilmiş. Kapakta bir ejderha ile çarpışan Gerald tasvir edilmişse de kitabı okurken benim kafamda canlanan Gerald, internette bulduğum şu resme daha çok benziyordu. Baskı ve çeviriyi beğendim. Birkaç küçük kelime hatası dışında göze batan bir sıkıntı yoktu.

Dedim ya, temposu hızlı. Arka kapak yazıları her ne kadar yine "yok artık" dedirtse de üzerinde kafa yoracağınız, durup düşüneceğiz bir anlatım barındırmadığından, 400 sayfalık kitap 3-4 gün içinde bitti. Yolculular ve otel odaları için ideal. Lakin, eğer devamı çıkarsa, kendi adıma devam edeceğim bir seri değil. Anca Güneş devam eder de okumam için bana getirirse o başka.





Orijinal Adı:
 Ostatnie Zyczenie
Yayın tarihi: Kasım 2016 (1. Baskı)
Yazar: Andrzej Sapkowsi
Almanca'dan Çeviri: Regaip Minareci
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 400
ISBN: 9786052990186
Goodreads Puanı: 4.2



26 Şubat 2017 Pazar

Seksi Numara - Melis Ben


porno, erotik, roman
Melis Ben. Gerçek ismim değil tabii. Özgür ismim o benim. İçimdeki her isteği sonuna kadar bağırdığım ismim. Ama bu kitapta ismim dışında her şey gerçek.



Kitabın konusu, türü ve doğası gereği, yaptığım alıntılar ya da kendi yorumlarımda kullandığım kelime ve tabirler rahatsız edici olabilir. Bilginize…










uyarı


Seksi  Numara adının da vaat ettiği gibi müstehcen, kitap sitelerinin kategori algoritmasına göre erotik, bana sorarsanız düpedüz pornografik bir roman. Benzer başka bir roman okumadığım için porno dozu diğerlerine oranla ne seviyede bilmiyorum. Anladığım kadarıyla, sadece internet yorumları ile haklarında fikir sahibi olduğum, Pucca ya da Melisa P. kitapları  gibi  genç ve yalnız bir kadının başından -yatağından- geçenleri anlatan bir kitap. Tek fark, Melis'in yatağından sadece bir erkek geçiyor.

Melis Ben, her ne kadar ismim dışında her şey gerçek dese de, ben bunun kitabı pazarlamak için yazılan bir reklâm metni olduğunu düşünüyor ve oldukça akıllıca buluyorum. Yalan yok, bu kitapta anlatılanların gerçek bir kadının gerçekten yaşamış olabileceği hissiyatı son derece tahrik edici.

Başlarken benzer kitap okumadım dedim ya, evet okumadım ama laboratuarda deney tüplerinin içinde de büyümedim. Ergenliğimizde -ki videonun karaborsa, vcd'nin ise icat edilmediği yıllara rastlar- Penthouse, Kral, Hustler gibi dergilere göz atmamış değilim. Bilenler bilir, bu dergilerin forum köşeleri olurdu. Kimbilir hangi abuk sabuk insanlar, masa başında oturur, sırf dergide boş kalan yerler dolsun diye, sanki dünyanın en şanslı insanlarıymışlar da, en olmadık ihtimaller onların başına gelmiş gibi ilginç hikâyeler yazarlar, biz de bunları gerçek sanıp, elimiz ayağımız titreyerek okurduk. Durumu en güzel özetleyen bir karikatür için buyurun. Yemin ediyorum o zaman ki libidomuzu, jeneratöre bağlamanın bir imkânı olabilseydi, kesinlikle orta ölçekli bir Afrika ülkesinin bir kan aylık elektrik ihtiyacını karşılayabilirdik. Ama imkân verilmedi işte.

İşe bak, porno bir roman okurken, lise anılarımı hatırlayıp hüzünlendim, iyi mi?

Mutsuz ve cinsel yönden yetersiz bir evliliğin ardından yalnız yaşamaya başlayan Melis, kasıklarında yanan ateş ile kavrulup gitmektedir. Ancak etrafındaki erkeklerin hiçbirini hayatının itfaiyecisi olmaya layık bulmadığı için sorunlarını geçici olarak manuel yöntemlerle çözmeye gayret etmektedir. Bir gün aklına kendine bir hat çıkarıp, rasgele insanlarla sanal seks yapma fikri gelir. Gelgelelim ilk talihli Erhan, ona aradığı her şeyi fazlasıyla, hem de sadece telefonda sunmuştur. Varın bir de gerçekten karşılaştıklarında neler olacağını düşünün.

Düşündünüz mü? Eh artık kitabın sonunda ne olacağını yüzde seksen biliyorsunuz, isterseniz okumayı bırakabilirsiniz. Kitabın sonrası büyük oranda tahmin ettiğiniz gibi ilerliyor, gidin bir duş alın. Artık, asansörde, hamburgerci de, ev de, merdivenler de, elbette araba da, (her nasılsa mutfak tezgahı ve piyano es geçilmiş) karşılaştıkları herhangi bir yerde. Aralarında muhteşem bir ten uyumu var. Tek sorun, tek başına on İtalyan aygırının kudretine sahip Erhan'ın aynı zamanda su katılmadık bir öküz olması. Ama ne gam. Adamın tek gecede altı seferi var, o kadarcık öküzlük hakkı değil mi? (Bu arada yazar farkında olmadan Grup Vitamin'in on yıllar önceki bir teorisini doğruluyor. Lütfen bakınız ilk albümden Fatoş isimli şarkı, son mısra; Kızlar öküzü sever.)

Kitabın asıl sorunu şu ki; kadının kendine layık gördüğü isim her ne kadar Melis ise de, ruhu tam anlamıyla bir Kezban. O medeni, rahat, kendine güveni tam, erkek egemen ahlak anlayışına meydan okuyan tavırları hep maske. İş Erhan'ın maço tavırlarına gelince hep kendine bir mazeret uyduruyor, bildiğin hoşlanıyor, yok dur hoşlanmıyor, kendi de itiraf ettiği gibi resmen ıslanıyor. Sadece, "Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla" klişesiyle kendini kandırıyor. Ve de bir çok kadın gibi karşısındaki, sevdiği, seviştiği gerçek insanı değil, kendi hayalinde yarattığı, onun suretini seviyor. Yok ben bunu eğitirim de, öküz ama benim elimde minnoş kedi olur da, istediğim kıvama elbet getiririm de. Bok getirirsin afedersin. Kaç yaşında adam, olsaydı bu zamana kadar olurdu. Eyy kadınlar, karşınızdaki adamın hal ve tavırlarının tek nedeninin, bugüne kadar sizinle karşılaşmadığından kaynaklandığı sanrısından vazgeçin. Alacağınız mal bu. Bilip de alın, sonradan hayal kırıklığı yaşamayın.

Porno sahnelerin anlatımı gayet başarılı olsa da genel açıdan anlatımı beğenmedim, eksik buldum. Yazarın yaşını bilmiyorum ama 20'li yaşların ortalarında olması gerek diye düşünüyorum. Yoksa "Manyak gibi tatlı bir hatunum, Ama ele gelirim, bence çok acayip ele gelirim" gibi cümlelerin yanı sıra "Ay ama bu çok tatlı ya, Ben yerim ki bunu yerim yerim, Of ama ya" gibi ponçik tabilerin başka açıklaması yok. Buyurun bir örnek; "Gözüm o kadar dönmüştü ki, kapıyı bakmadan açtım. Geleni tanımıyordum. Ama o beni tanıyordu. Bana gülümseyişinden beni tanıdığını anlıyordum. Esmer kalın bir şeydi. Filinta değildi ama erkek erkek duruyordu. Fazla erkekti. Hatta ben erkeğim diye bağırıyordu. Bunu yapan, sanırım gözleriydi. Yok, yakışıklıydı galiba. Gözlerine bakmaktan anlayamıyordum ki. Bunun bakışları benimle kapının önünde sevişiyordu."

Ancak küçük bir ayrıntı, yazarın gerçek yaşının yanı sıra, diş sağlığına gösterdiği özen konusunda da bize bir fikir veriyor. Melis Erhan öküzünden bahsettiği bir yerde "Bir kere o diş macununun tüpü ortasından sıkılıyorsa al başına belayı." diyor. Oldu mu be Melis'ciğim? Ortasından sıkılıyor diye eski formuna dönmeyen, dipte kalan kısmını kurutan diş macunu tüpü mü kaldı? Ben 38 yaşındayım hayal meyal hatırlıyorum o teneke tüpleri. Sen de ya hala 90'lı yıllardan kalma bir diş macunu stoğu var ya da macun tüplerinin geldiği aşamayı fark etmeyecek kadar uzun bir süredir diş fırçalamıyorsun. Lütfen diş macunu stokladığını söyle.

porno, erotik, roman, melisHer ateşli sevişme sahnesinin ardından, felsefi, kadına ve kadının toplumdaki yerine dair kısa aralıklar verilmiş, iyi olmuş. Biz de o arada gidip elimize yüzümüze bir su vurup kendimize geliyoruz. Lakin bu felsefi tartışmalarda Melis'in kendi tarzıyla; "Yatak üç günlük. Kişilik ömürlük. Erkek de kadın da bunu iyice bilmeli. O çok önem verdiğin çükün bir gün kalkmayacak. O bomba göğüslerin bir gün altına koyduğunda beş tükenmez kalemi birden tutacak, düşürmeyecek. Sarkacaksınız. Buruşacaksınız. Bozulacaksınız. Birlikteliğinizin tek nedeni seksse de sıçacaksınız. Çünkü çük-am fingirdeşmesinden sonra yaşanacak çok uzun yıllar olacak önünüzde ve siz sevmediğiniz, saygı duymadığınız bir kişilikle o yılları beraber geçirmek zorunda kalacaksınız."

Ha unutmadan, uygunsuz (gerçi kime göre, neye göre) kelime kullanımın geldiği nokta da bu; " Niye sikiyorum ki ben? Amsam ya? Iyy çok çirkin. Amdığımın terlikleri. Amarım. Amdır git. Amılmış herif. Amcık. Ama o zaten var. Sikcik var mı peki? Sikini amayım. Aha bak bu güzelmiş. Birisi bana amını sikerim dese, esas ben senin sikini amarım desem ne yapar acaba? "

Sonuçta tahrik etmiyor mu, evet ediyor. Eğer amaçlanan buysa oldukça başarılı. Liseli gençlerin fantezi dağarcığına onlarca malzeme vereceği kesin. Sadece böyle bir kitap yazmanın, basmanın amacına kafam basmıyor. Belki de Seksi Numara, benim için yanlış bir kitap değil de, ben Seksi Numara için yanlış bir okurumdur, bilmiyorum.

Denizaltı Yayınlarından çıkan kitap ilk olarak Wattpad'de yayınlanmış. Yeterince ilgi çekmiş olacak ki basılmış. Ancak basılırken wattpad'den olduğu gibi kopyalanıp baskıya verilmiş. Anlaşılan o ki editör arkadaşın elleri, bu kitapla ilgilendiği esnada başka şeyle meşgulmüş. Zira editör dokunuşu falan hak getire. Birbirinden ayrılması unutulmuş kelimeler, noktalama işaretlerinden sonra verilmeyen boşluklar, ayrı yazılmayan soru ekleri ve daha niceleri. Hatta aynı sayfada yazı karakterleri birbirinden farklı olan paragraflar bile var; korkunç.

Seksi Numara, şömizli kapakla satışa sunulmuş. Üst kapakta sadece yazarın ismi var. Çeşitli ortamlarda daha rahat raflara konulabilmesi için bence mantıklı düşünülmüş. Alt kapakta ise telefon kordonuna dolanmış bir hatun var. (al bak bu da 90'lardan. Kordonlu telefon mu kaldı yahu?) Ancak Melis, kapağı yapan arkadaşın da aklını başından almış olmalı; nasıl bir fotoshop yaptıysa kadının göğsünün olması gereken yerden omuzu çıkıyor. Sağ omuzu dikkatli bakın. Tövbe bismillah, tuvalette ekmek mi yemiş, annesinin bedduasını mı almış, böyle bir garip olmuş kadın. Uzuvları yerine getirecek doğru açıdan bakacağım diye benim şeklim bozuldu. 

Neyse, uzattığımın farkındayım ama inanın kitabı okurken aldığım notların birçoğunu yazıma almadım. Bu yorumun ardından hala kitabı okumak isteyenlere son bir uyarında bulunup kaçıyorum; Eğer alacaksanız ikinci el değil, yeni bir kitap alın, sayfalar yapışabilir. Sonradan travma yaşamayın.
porno, erotik, roman



Orijinal Adı: Seksi Numara
Yayın tarihi: Ocak 2017 (1. Baskı)
Yazar: Melis Ben
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 272
ISBN: 9786056711336
Goodreads Puanı: 3.50










11 Şubat 2017 Cumartesi

Kahire'de Kayıp - Parker Bilal

Kahire'de Kayıp - Parker Bilal
       Levhada Akıl Hastalıkları İçin Askeri Hastane yazılıydı. Aklını kaybeden askerleri bir zamanlar buraya getiriyor olmalıydılar. Makana belki de artık orduda deli yoktur, diye düşündü, belki de işleri onlar yürütüyordu.

Hayat güzel tesadüflerle dolu. İnsanın hiç aklında olmayan bir kitabı birden bire karşısına çıkarabiliyor; bambaşka bir amaçla aldığım, Türkiye'nin tek polisiye dergisi sloganıyla yayın yapan 221B'nin sayfalarında reklâmını gördüğüm bu kitap gibi.  Reklam her ne kadar aman aman ilgi çekici değilse de, derinlerde bir yerde "beni oku" diye seslendi sanki. Ben de bu sese kulak vermekle kalmayıp, üstüne üstlük, Edirne Kitap Okur grubundaki kitap önerme hakkımı bu kitaptan yana kullandım. Sağ olsunlar, beni kırmadılar, kabul ettiler. Ben "ya beğenmezlerse rezil olur muyum?" diye düşünürken, toplantıdan önce gelen ön incelemelerin, tıpkı benim izlenimlerim gibi olumlu olduğu görünce rahatladım. Eğer biraz kendimi beğenmeme müsaade buyurursanız, sanırım bir kitap eleştirmeni olarak artık iyi kitabın kokusunu bir dergi reklâmından bile alabildiğimi iddia edeceğim.


- Bir Makana Vakası - 


Kahire'de Kayıp, Sudan asıllı yazar Jamal Mahjoup'un Parker Bilal mahlası ile yazdığı, -bu noktada bir eleştirim var; eğer yazarın gerçek ismine bu kadar kolay erişebileceksek, mahlas kullanmanın anlamı ne?- Detektif Makana serisinin ilk kitabı. Türkiçe bir kaynağa göre bu seri 10 kitaptan oluşurken, Goodreads'de şimdilik 5 kitap var, Türkiye'de ise sadece ilk üçü yayınlanmış.

Sudan'lı idealist polis komiseri Makana, (bu arada, yorumu yazarken dikkat ettim, Makana'nın ne ön ne de soyadı ya da başka takma bir adı yok, sadece Makana) Sudan'daki İslami darbeden sonra değişen siyasi yapıya ve otoriteye karşı koymaya kalkınca, ölümden kurtulmak için Kahire'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Burada da pek parlak bir hayatı olmasa da, kendi çapında dedektiflik yaparak yaşamını sürdürmeye (buna yaşamak denirse tabi) çalışmaktadır. Bir gün Kahire'nin önemli adamlarından biri tarafından, ünlü bir futbol kulübünün ortadan kaybolan yıldız oyuncusunun yerini bulmak üzere kiralanır. Bu, Makana'nın özel dedektiflik kariyerinde bir dönüm olabileceği gibi Kahire'de ki sığınmacı kimliğini de sıkıntıya sokacak bir görevdir. Makana, bir yandan kayıp futbolcuyu bulmaya çalışırken, bir yandan da Mısır'ın yozlaşan ahlak ve adalet sisteminin yanı sıra Sudan'ın ardından Kahire'de de duyulmaya başlayan İslami devrimin ayak sesleri ile de boğuşacaktır.

Kitap pek çok yönden, okuduğum bir çok polisiyeden iyi. Türün takipçilerinin de bildiği gibi, polisiye romanlar çoğu kez edebi açıdan zayıf olurlar. Sayfalarca karakter tahlilleri, karşılıklı çıkarımlar, aforizmalar, tasvirler pek bulunmaz. Hatta alıntı yapacak tek bir cümle bile bulamazsınız kimi zaman. Çünkü o romanın işi önce aksiyondur ve okur bu durumdan şikâyetçi değildir. Öte yandan polisiyeye edebiyat bulaştırmak da her babayiğidin de harcı değildir. Yapacağım, edebi derinliği olan bir polisiye yazacağım derken, ismi lazım değil ünlü bir Türk polisiye yazarı gibi kendinizi fırında lüfer tarifi verirken, Rum meyhanelerinde meze kültürü geyiği yaparken bulabilirsiniz. Ama neyse ki Kahire'de Kayıp öyle değil. Ilgın'ın ellerinde gördüğünüz bu kitap, sadece bir iki yerde dozunu kaçırsa da, genel olarak polisiye ve edebiyatın sihirli bir iksir gibi tam tadında harmanlandığı bir kitap olmuş.

-Demokrasi aşk gibi, mutlu olmamız ve yerimizden kımıldamamamız için uydurulmuş bir yalan.
-Bazıları aynı şeyi din için de söyleyebilir.

Polisiye ve edebiyatın güzelliği bir yana, alt metinde bize çok tanıdık gelen ve inşallah başımıza gelmez dediğim, bugünlerimize bolca gönderme içeren, ders niteliğinde anlatımlar var. Keşke bu kitabı daha çok insan okusa da Makana'nın başına gelenlerden ders çıkarsa diyorum. Ancak şunu da belirtmeliyim ki; Makana'nın Sudan'da ki tutumuna bakınca idealistlik ile kalın kafalılık arasında incecik bir çizgi olduğunu görüyorum. Kendi adıma benzer bir durumda ben çok daha farklı bir tutum izlerdim diye düşünüyorum.

Çevirmenin ilginç bir üslubu var. Birleşik cümleler birbirine geniş zaman kipiyle bağlanmış. "Anayoldan ayrılır, toprak yolsan sola dönerken…" ya da "Makana sigarasını yakar, derin bir nefes çeker ve dumanı gökyüzüne üflerken…" gibi. Alışık olmayınca yadırgıyorsunuz. Bir de bolca Mısır'a özgü kelime, tabir ve nida, orijinal dilinde bırakılmış. İyi hoş da aramızda Mısırca bilen çok az kişi var. Keşke bu tip kelimelerin anlamları dipnot olarak verilseydi.

Kırmızı Kedi Yayınları kaç yıllık bir yayınevi bilmiyorum. Üzerlerine alınmasınlar ama blog, facebook, instagram ve bilumum internet ortamındaki kedi-kahve-kitap ilintili paylaşımlardan gına geldi. Mümkünse değiştirin abi yayın evinin adını. (Şaka)

Umarım serinin devamı gelir. 11.02.2016 tarihli toplantıdan sonra ilk işim, toplantı resimleri ile birlikte yayın evine mail atmak olacak. Serinin devamının takipçiyiz, basmazsanız, biz dükkanınızı basarız diye. En kısa zamanda Makana'nın ve yazarın gerçek ismi ile çıkardığı diğer kitaplarını da alıp kitaplığıma katacağım. Uzun lafın kısası, uzun süreden beri denk gelmediğim lezzette, harika bir kitaptı. Okuyunuz, okutunuz…


Kahire'de Kayıp - Parker Bilal




Orijinal Adı: The Golden Scales: A makana Mystery
Yayın tarihi: Şubat 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: Ali Cevat Akkoyunlu
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 335
ISBN: 9786059908207
Goodreads Puanı: 3.67



24 Ocak 2017 Salı

Huzursuzluk - Zülfü Livaneli


Biz, bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını yakalayamadan aşağıya düşmüştük.

Merhamet Zulmün Merhemi Olamaz…

Ben bugüne kadar hiç Zülfü Livaneli okumadım. Hadi dedim facebook sayfamı beğenen iki takipçime bu kitabı hediye edeyim; bu vesile ile bende okuyayım. Hazır lafı açılmışken hatırlatayım; siz bu yorumu ne zaman okursunuz bilmiyorum ama 31 Ocak 2017 gece yarısına kadar sol taraftaki beğen butonundan ya da buradan sayfama giderek sayfamı beğenebilir ve çekilişe katılmaya hak kazanabilirsiniz

Reklâmları geçtiğimize göre devam edelim. Aslen Mardin’li olan gazeteci İbrahim, bir gün çalıştığı gazetenin üçüncü sayfasını hazırlarken, eline ulaşan haberlerden birinde Mardin’den çocukluk arkadaşı olan Hüseyin’in öldüğünü öğrenir. Biraz eski günlerin hatırına, birazda burnuna gelen haber kokusu ile yollara düşen İbrahim, soluğu Mardin de alır. Burada çocukluk arkadaşı Hüseyin’in, IŞİD zulmünden kaçan Ezidi bir kıza aşık olduğunu ve bu nedenle ailesini ve hatta tüm Mardin’i karşısına aldığını öğrenir. İbrahim’in bundan sonraki tek amacı Meleknaz isimli bu Ezidi kıza ne olduğunu bulmaktır.

İlk 30 sayfa sonunda şu notu almışım kenara; “Başıma bir iş gelemeyecekse beğenmedim.” Ne yazık ki kitap bittiğinde de fikrim değişmedi. Densizliğimi mazur görün ama baştan sona ucuz popülizm kokusu aldım ben. Medeniyetlerin beşiği Mardin, dinler ve kültür mozaiği teması, IŞID zulmü, islamofobi, plaza insanlarının ruhsuzluğu ve sığlığı, tüketim toplumunun vefasızlığı, hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye ve daha niceleri… tek filme 16 tane sosyal mesaj sığdırıyor diye alay ettiğimiz Mahsun Kırmızıgül kitap yazsa, ortaya ancak böyle bir şey çıkardı.

Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanlarında bile neşelidir.

kitap yorumu, özeti, pdf, konusuDoğan Kitap’tan çıkan Huzursuzluk sadece 154 sayfa ve inanın bana bu iyi bir şey. Finalde bence havada kalan pek çok nokta oldu. Böyle mağrur, dik başlı ve inatçı bir kızı nasıl ikna edebildiğine mutlaka değinilmeliydi diye düşünüyorum.

Kapak ise apayrı bir olay. Diyelim ki İbrahim’in kitap boyu elinden düşürmediği, hikayenin baş karakterlerinden Tavusé Melek figürü işli mendil ile bezeli bir kapak yapmak istemediniz; olabilir. İyi ama kitapta Ezidi adetlerinden bahsederken, Ezidilerin mavi kapılardan geçmediğini, hatta mavi renkten uzak durduğunu söylemediniz mi? E o zaman kapak neden mavi tonlarında? Ezidiler okumasın diye mi? Garip…

Yine de olumsuz görüşlerimin sadece bu kitaba yönelik olduğunu ve Sayın Livaneli hakkındaki genel görüşlerimde en ufak bir değişikliğe neden olmadığının altını çizmek isterim. Zülfü Livaneli bilgi birikimine saygı duyduğum, şarkılarının pek çoğunu bağıra bağıra söylediğim bir insan kendi hatırlar mı bilmem ama 2004 yılı Babaeski festivalindeki konseri gibi bir konseri ömrümün sonuna kadar bir daha görebileceğimi sanmıyorum. Ahmet Koç’un yokluğundan olsa gerek Edirne konserinden aynı keyfi alamamıştım. Bu da buraya not düşülsün Sevgiler, saygılar…



Orijinal Adı: Huzursuzluk
Yayın tarihi: Ocak 2017 (1. Baskı)
Yazar: Ömer Zülfü Lİvaneli
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 160
ISBN: 9786050939828
Goodreads Puanı: 4.46






 
UA-57355180-1