Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


2 Aralık 2017 Cumartesi

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé
—Beni tanıdın demek!
 —Tanımak mı? Evet, daha gelenin sen olabileceğini düşünmeden tanıdım. Yürüyüşünden. O kaygısızca salınarak yürüyüşünden; bir tek sen böyle yürürsün, sen yürürken dünyanın bütün yolları düzmüş veya önündeki görünmez bir varlık yolları senin için düzeltiyormuş gibi geliyor insana. Ve karda geldin… Yürüyerek, öyle mi?

E.K.O.G.’ un Kasım ayı kitaplarından ikincisi de bitti. Yine Lou Andreas-Salomé’nin yazdığı Arayışlar. Diğer kitap Feniçka’dan okuması kesinlikle daha zor, anlaşılması bir o kadar güç.

Çocukluğundan beri Benno’ya büyük bir tutku ile bağlı olan Adine, en büyük hayalini gerçekleştirir ve onunla nişanlanır. Ancak bu uğurda son derece yetenekli olduğu ressamlıktan vazgeçtiği yetmezmiş gibi bir de Benno’nun istediği şekilde evinin kadını, çocuklarının anası olmak zorundadır. Gelgelelim bu dayatma ve zorlama hayat, Adine’nin katlanabileceğinden çok daha zordur. Bunun sonucunda günden güne solmaya ve hastalanmaya başlar. Gösterdiği fedakârlıkların karşılığı olarak hastalıklı bir hayat olarak aldığı yetmezmiş gibi bir de biricik aşkı Benno tarafından terk edilir. Girdiği bunalımdan kurtulmak için annesi ile birlikte uzun bir Avrupa yolculuğuna çıkan Adine ( buna da ayrıca gıcığım, nasıl bir hayat bu, kafana göre yolculuğa çık, yıllarca geri dönme, nereden geliyor bu değirmenin suyu) geri döndüğünde Paris’e bir atölye açıp ressamlığa başlar ve kısa sürede sanat çevrelerine kendini ispatlar. Bir gün Benno’nun hal hatır soran, dostça bir mektubu üzerine eski hayatına kısa bir ziyaret yapmaya karar verir geri döndüğünde pek çok şey bıraktığı gibi olsa da Benno ve Adine arasındaki roller çoktan değişmiştir.

Arayışlar - Lou Andreas-Salomé


Feniçka’da olduğu gibi bu kitapta da uzun, gerçekten uzun, anlaması ve kavraması zor pek çok cümle var çevirmenin gerçekten takdire şayan olan başarısı, maalesef bu cümleleri anlamamı kolaylaştırmadı. Okurken gerçekten çok zorlandım ve sıkıldım

Feniçka gibi Arayışlar’da İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış. Kapakta kendini resmeden korkunç bir kadın var. Umarım Adine bu değildir. Feminizm ya da kadınların zafer kazandığı kitapları okumaktan hoşlananlar belki beğeneceklerdir ama ben beğenmedim.                                   



Arayışlar - Lou Andreas-Salomé




                 Ø     Orijinal Adı: Eine Ausschweifung
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053328520
            Ø      Goodreads Puanı: 3.85





Feniçka - Lou Andreas Salomé


Feniçka - Lou Andreas Salomé
Aşkı nasıl hayal ederdin? Ah, çok basit. Son derece sade  ve sağlıklı. Sanırım hiç de şeytani ve romantik sayılamayacak şeylerle karşılaştırırdım aşkı. Her gün açlığımızı giderdiğimiz o kutsal, doyuran ekmekle; her gün evimizi açtığımız temiz havayla. Sonuç olarak her şeyi borçlu olduğumuz, ama haklarında pek öyle tumturaklı laflar etmediğimiz en önemli, en doğal, en güzel şeylerle…

Edirne Kitap Okur Grubu olarak bu ay bir yerine kısa kısa iki kitap okumaya karar verdik. Bunlardan biri şu an elimde tuttuğum Lou Andreas-Salome’nin yazdığı Feniçka.

Aslı adı Fiona İvanovna Betyagin olan ama dostlarının hitap ettiği şekliyle Fenya ya da Feniçka, Rusya’da doğmuş, Avrupa’da uzun ve meşakkatli bir eğitim hayatı görmüş, özgür ruhlu, genç bir kadındır. Öğrenim hayatı boyunca, kadın olması nedeni ile gördüğü önyargılara aldırmadan yaşamaya alışmıştır. Yıllar sonra ülkesine dönmüş ve kendine yıllardır hayal ettiği hayatı kurmaya başlamıştır. Dar görüşlü ve tutucu insanlar arasında doğruluğuna inandığı yaşam tarzını sürdürmeye ve kadınlık gururunu korumak için çaba harcarken, Paris’ten tanıştığı eski dostu Max Werner onu ziyarete gelir. 

Werner’in ziyaretinden sonra roman, her şeyiyle tıpkı bir Rus klasiğine bürünüyor. Bitmek bilmeyen, uzun misafirlikler, ziyaretler, kalabalık yemekler, yemek sonrası toplantıları ve tüm bunların ortasına Fenya ve Max’in bitmek bilmeyen felsefi tartışmaları… Çoğu yerde sıkılmakla birlikte; şu cümleyi anlamaya çalışırken beynimde birkaç milyon hücre çırpınarak can verdi; “Kendi düş gücü ona bir oyun mu oynuyordu, yoksa Fenya öylesine iffetli görünmek istemesine rağmen gizemli bir biçimde kendisini ele veren ateşli renklerle tuhaf bir esrime yaratan çiçeklerle sarmalanmış bir geç Raphael dönemi figürünün stilize edilmiş sadeliğini, ruhsallığını ve inceliğini mi hatırlatıyordu?” Çevirmenin üstün yeteneğini bir tarafa koyuyorum ama yüzümün sol tarafına felç geldi. Böyle bir cümle olabilir mi ya?

Feniçka - Lou Andreas Salomé
İşbu felsefik, sosyo-kültürel ve kadının toplum düzenindeki yeri üzerine yapılan seviyeli tartışmalarının nedensiz bir şekilde gerilmesi ile tarafları  birden ateş basmasını, doktorasını yaparken feministliğin kitabını yazmış Fenya’nın liseli bir kız gibi olur olmaz her şeye küsmesini, yine Fenya’nın Max’i evine istediği gibi davet edebiliyor, yanında her yere gidebiliyorken, sevgilisi ile bu kadar gizli bir aşk yaşamasını, kitabın tamamında karakterin ismi Fenya diye geçerken, kitabın adının Feniçka olması anlam veremediğim şeyler.

İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitabın kapağında anladığım kadarıyla Feniçka değil (sayfa 32’de açıkça tasvir edilmiş oysa) yazarın kendisi resmedilmiş. Kendi adıma çok tatmin edici, huzur verici bir kitap olmadı ama elbette pek çok beğenen çıkacaktır.
Feniçka - Lou Andreas Salomé


     
            Ø      Orijinal Adı: Fenitschka
            Ø      Yayın tarihi: Eylül 2017 (4. Baskı)
            Ø      Yazar: Lou Andreas-Salomé
            Ø      Almanca'dan Çeviren: İlknur İgan
            Ø      Ebat: 12,5 x 20,5 cm
            Ø      Sayfa: 80
            Ø      ISBN: 9786053327837
            Ø      Goodreads Puanı: 3.81








29 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Yılbaşı Öyküsü - Vladimir Dudintsev


öykü, kitap yorumu

En değerli düşüncelerin, sırf bu amaçla saatlerce masa başında oturduktan sonra bulduklarımız değil de, hiç uğraşmadan, örneğin sokakta yürürken kendiliğinden doğan düşünceler olduğu bilinen bir gerçektir.

Eşimle her yıl gitmeye gayret ettiğimiz İstanbul Tüyap Kitap Fuarı ritüellerimizden biri de sahafların salonuna mutlaka uğrayıp, asla bulamayacağımız bir kitabı sorarken rasgele görüp beğendiğimiz bir kitap alıp geri dönmektir. Geçen yıl Zecharia Sitchin’den Gökyüzüne Merdiven isimli kitabı ararken yerine Murathan Mungan’ın Yüksek Topuklarını, bu yıl ise yine bulamadığımız Cüneyt Arkın-Adını Unutan Adam yerine şu an elimde tuttuğum Vladimir Dudintsev’in Bir Yılbaşı Öyküsü isimli kitaplarını aldık. Ne alaka demeyin, zira bu alışverişleri yaparken belirli bir mantık yürütmedik.

En acı sözler daima küçük harflerle yazılır.

Güneş ışınlarının bilinmeyen özellikleri üzerine araştırma yapan bir laboratuarda çalışan kahramanımız, çok az bir zamanının kaldığını öğrenince, zamanını daha iyi kullanması gerektiğinin farkına varır. Artık eskisi gibi rakipleri ile gereksiz tartışmalara ayıracak vakti yoktur. Bunun yerine bir yıllık bir zaman zarfında birkaç yıllık hayat yaşamak zorundadır.

öykü kitap yorumuMuhtemelen (tam emin değilim) Rus folklorunda bir anlamı olan bir Baykuş, baştan sonra kadar karakterimizi izliyor. Karakter demişken, kitaptaki hiçbir kimsenin ismi verilmemiş. Bunun yerine Bay S., şefimiz, muzip arkadaşımız gibi tamlamalar kullanılmış. Sadece ve sadece 54 sayfalık bir kitap olmasına rağmen, hayata dair onlarca güzel söz öbeğine sahip. 

Yaşam yalnız bir kere yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla içmek gerek.

Tezgâhındaki kitapların tanesini 3, üç tanesini 10 TL’ye satan bir garip sahaftan aldığımız Bir Yılbaşı Öyküsü, Gelenek Yayınları tarafından 1999 yılında (ilk baskı 1974) olmasına rağmen matbaadan yeni çıkmış gibi pırıl pırıl. Muhtemelen bugüne kadar hiç kimse kapağını açmadan benim elime geçti.

Özellikle satın almanızı tavsiye edemem ama tesadüf ederseniz mutlaka bir şans verin derim.                          
künye
         


           Ø      Orijinal Adı: A New Year's Tale 
            Ø      Yayın tarihi: Aralık 1999 (2. Baskı)
            Ø      Yazar: Vladimir Dudintsev
            Ø      Çeviri: Hale Yıldırım
            Ø      Ebat: 13,5 x 21 cm
            Ø      Sayfa: 54
            Ø      ISBN: 9786050036039
            Ø      Goodreads Puanı: 3.91


21 Kasım 2017 Salı

Kader Taşı - Tolga Eligül

fantastik kurgu, macera
 Ne yaptığını bilmiyordu, ne yapacağını biliyordu.


Sonunda bu da oldu; meşakkatli bir yolculuk sonunda aralarına dâhil olduğum Kent Kitap Yazarlarından bir arkadaşımın kitabını yorumluyorum. Kent Kitap’ın 2017 Tüyap Kitap Fuarında en çok ilgi gören kitaplarından biri olan Tolga Eligül’ün ve “Kılıcın Öyküsü” serisinin ilk kitabı Kader Taşı incelemesine hoş geldiniz.

Kılıcın Öyküsü - Birinci Kitap

Kitap, Oathis’in gördüğü hayalle gerçek arası bir rüya ile başlıyor. Açık söylemeliyim ki; bugüne kadar okuduğum ilk bölümler içinde en ağır olanlarından biri. Isınmadan maça başlamak gibi bir anda kendinizi pek çok bilmediğiniz, tanımadığınız isim içinde buluyorsunuz. Dolayısıyla tavsiyem, özellikle başlangıçta kendinize sakin ve huzurlu bir kitap okuma ortamı hazırlamanız.

Sonraki bölümde, kitabın kahramanı ya da diğer kahramanlar arasında en ön planda olanı Malkhi ile tanışıyoruz. Annesi ve babasını küçükken kaybeden Malkhi, kaderinin peşinde sürüklenirken öğrendiği aşçılık ve demircilik hünerleri ilerleyen zamanda onun hayatını şekillendirecektir.


Hikâye birkaç koldan aynı anda ilerlediği için, birkaç cümle ile basitçe tarif edilebilecek bir konusu yok. Anlatmaya çalışırsak; türlü siyasi ve askeri manevralarla kendi krallığını kurmaya çalışan Orithi’nin gelecek planları içindeki en büyük hedef Bolic kentini fethetmektir. Bu amaçla kent içine yerleştirdiği askerlerin ise asıl görevlerinin haricinde, kendi dünyaları ve kendi aralarında açlık, hayata kalma ve âşık olma gibi pek çok sorunları vardır. Bu arada kuşatma nedeni ile zor günler geçiren Bolic Beyi’nin birdenbire ortaya çıkan gizemli yardımcısı, işleri onlar için daha da zorlaştıracaktır. Dahası savaşın seyrini değiştirecek olan silahın henüz kimse farkında değildir.

fantastik kurgu, macera
Kitabın ilk yarısına kadar birbirinden farklı zaman ve mekânlarda seyreden hikâyeler bir araya toplandıktan sonra okumak son derece kolaylaşıyor ve ilk baştaki pek çok bölük pörçük detay anlam kazanmaya başlıyor. Genel olarak hızlı bir akışa sahip olsa da hikâyeleri bir bütün olarak değerlendirme çabası, neresi olduğu hakkında bir fikrimizin olmadığı bir coğrafyada bahsedilen şehirler ve yüksek prodüksiyonlu bir filmi andıran kalabalık ana karakter sayısıyla, ilgi ve konsantrenizi sonuna kadar canlı tutmanız gerekiyor. Bu nedenle plajda, otobüste, kuyrukta birer ikişer sayfa okuyarak bitirebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Enikonu vakit ve emek harcamanız gerekiyor.

Kanımca kitabın en büyük eksikliği, uygun bir yerine olayların geçtiği bölgelere ait bir harita eklenmemiş olması. Umarım devam kitaplarında ya da bu kitabın sonraki baskılarında bu eksiklik giderilir. Bir de yabancı dille pek arası olmayan biri olarak karakter isimlerinde Kharkym, Qysha, Xalyp gibi dilimizin dönmediği isimler yerine Cratos, Orithi, Baboo gibi isimler tercih edilirse okuma hızımızın daha iyi olacağını düşünüyorum.

Kapak ve baskı kalitesine gelince; daha kendi yayınevimi kötüleyecek kadar delirmediğime göre, elbette muhteşem (:

Şaka bir yanda anlatmaya değer bir kelime ya da baskı hatasına rastlamadım. Sadece adı “Kılıcın Öyküsü” olan bir seriye ait bir kapakta gladyatör kılıklı birinin resminin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Umarım sonraki kitaplarda, konunun ruhuna ve adına daha uygun kapaklar görürüz.


“Bir serinin ilk kitabı için nasıldı?” diye bir soru sorulacaksa eğer, ikinci kitabı merak ettirecek, satın aldıracak kadar iyi diye cevap verebilirim. Bunu başarabilen bir ilk kitap amacına ulaşmıştır. Kendi yazarlık serüvenimden de öğrendiğim gibi  gerek yazım, gerekse basım aşamasında akla hayale gelmeyen pek çok deneyim kazanılıyor. Tolga Eligül’ün de bu tecrübelerini hayal gücü ile birleştirince çok daha iyi bir devam kitabı ile karşımızda olacağına inanıyorum.

Başarılar…
fanastik kurgu, macera, künye


Orijinal Adı: Kader Taşı (Kılcın Öyküsü - Birinci Kitap) 
Yayın tarihi: Ekim 2017 (1. Baskı)
Yazar: Tolga Eligül
Ebat: 12.5 x 19.5 cm
Sayfa: 356
ISBN: 9786052307038
Goodreads Puanı: 4.67









19 Kasım 2017 Pazar

Bütün Kuralları Yık! - Alper Kaya

polisiye, Alper Kaya
 Beyaz tavşanı takip ederken, ince ve uzun bire geçit buldum. Ölüm kadar ince, pişmanlık kadar uzun. Soluk al, soluk ver. Çünkü köşe başında seni bekliyor. Beyaz tavşan, artık biraz kırmızı. Kan kırmızısı.

Biz Komiser Tahsin’in Oğlak Yayınlarından çıkacak yeni baskılarını bekleyip dururken, hiç hesapta olmayan bir anda yapan Alper, bizleri Bütün Kuralları Yık! ile tanıştırdı. 2017 Tüyap Kitap Fuarı’nda hem yaklaşık iki yıldır sanal âlemden tanıştığım yazar ile el sıkışma hem de imzalı kitabını alma şansına eriştim.

Bütün Kuralları Yık! normal yaşantısında radyocu, diğer hayatında ise kiralık katil olan Nazım’ı anlatıyor. Yıllardır prensiplerine bağlı bir kiralık katil olarak iyi bir kariyer yapan Nazım, son işinden sonra hasbel kader kurallarından birini esnetince, tesadüfen kendine kurulan tuzağı fark eder. Kendine kurulan tuzağı ortaya çıkarmak isteyen Nazım, ilk kuralı esnetmenin getirdiği şansa inanarak, sıra ile tüm kurallarını terk etmeye başlar.

Kitap, Alper Kaya’nın ünlü serisi Komiser Tahsin’den aşina olduğumuz sade anlatımın izlerini taşıyor. Ancak bu kez yan karakter tahlilleri daha hafif geçilip, olayın kendisine odaklanılmış. Kiralık katil Nazım, tıpkı Komiser Tahsin gibi, karanlık ve kirli siyasi ilişkiler ağında ayakta kalma savaşı verirken, benzetmeler, tasvirler, aforizmalar gibi edebi terimlerle vakit kaybetmiyor; amacına odaklanmış bir vaziyette işine bakıyor.

Alper’i tanıyanlar hayatında ne denli polisiye odaklı olduğunu ve yazın hayatını buna göre planladığını bilirler. Hal böyle olunca ister istemez kitabı okurken siz de dedektifçilik oynamaya başlıyorsunuz ve ister istemez birkaç yerde kendinizce hatalar ya da tuhaflıklar buluyorsunuz. Yazarın bunları “bakalım dikkatli bir okur musunuz?” diye kontrol etmek için bıraktığı deliller olup olmadığından emin değilim. Ayrıca aramızdaki hukuku ve çok yakında yayınlanacak olan kitabım nedeni ile yorum yapma sırasının Alper’de olduğunu göz önünde bulundurunca asıl ve ağır tşk içeren eleştirilerimi özelden yapacağım. Ancak yine de bloğumun korunması gereken bir şanı olduğunu düşünerek şu noktaya değinmesem çatlarım;

Bir yerlerde film makarası diye bir şey geçiyor. Film makarasının nasıl kopyalandığını bilmiyorum ama konu o değil; sadece 2017 yılının sonlarında olduğumuzu ve en az 10 yıldır en profesyonel makinelerde bile sd kart kullanıldığını hatırlatmayı bir borç bilirim. Yazar burada makaralı film makinelerini kullanmakla ne yapmak, nereye varmak istemektedir? 


Polisiye, Alper KayaOğlak Yayınları’ndan çıkan kitabın kapağında ucuna susturucu yerine mikrofon takılı tabanca görseli, Nazım’ın çifte kimliği düşünüldüğünde harika. Her şey bir tarafa kitabı okuyan bir grafiker ile karşı karşıya olduğumuzu düşünürsek, Türkiye şartlarında bu bir mucize. Ancak “ü” harflerinin noktaları üst tarafa doğru hizalanamamış (bu belki sadece bendeki kitaptadır) olması ve en alttaki “y” harfinin diğer harflerle aynı hizada olmaması bana pek doğru gelmedi. Aynı şekilde iç sayfalarda çok az (hatta sol sayfaların sağında hiç) kenar boşluğu bırakılmasını beğenmedim.

Bunlar dışında 133 sayfalık uzunluğu, Amerikan polisiyelerini aratmayan olay akış hızı ile son derece okunabilir bir roman. Bir gecede (hatta birkaç saatte) bitirilebilir, “ağbi okumak istiyorum ama çabuk sıkılıyorum yeaa” diyenlere hediye edilebilir, Alper’in çağrıldığı her kolektif işe bulaşmayıp, enerjisini sadece kendi eserlerine verse çok daha güzel şeylerin olacağının habercisi bir kitap.


Alper Kaya, künyeEğer kitabı merak ettiyseniz ve almayı düşünüyorsanız, buraya tıklayabilirsiniz. 



Orijinal Adı: Bütün Kuralları Yık!
Yayın tarihi: Kasım 2017 (1. Baskı)
Yazar: Alper Kaya
Ebat: 12 x 21.5 cm
Sayfa: 133
ISBN: 9789753299329
Goodreads Puanı: 4.33

7 Kasım 2017 Salı

İncir Kuşları - Sinan Akyüz

suada begiç hatiboviç
Kim bilir, şimdi ne kadar da güzeldir ölüm. Kahverengi toprakta huzur içinde uyumak, başının üzerinde hafifçe esen yelin kuru otlar arasında çıkardığı hışırtıyı dinleyip hoş seda bulmak… Ve her şeyden önemlisi içinde bulunduğu anı unutmak, hayatı ve bu hayatta yaşayan günahkar insanları bağışlamak…


Güzel Edirne'min güzel insanlarının bir araya gelerek kurduğu, yerel basının yakıştırdığı kısaltmayla E.K.O.G.'un Ekim ayı kitabı İncir Kuşları ile huzurdayım. Kasım ayı kitabının, benim kitabım olmasını hala saf duygularla umut ederken, kitabın yorumuna başlıyorum.

Kitabımız, 1992 yılında ve sonrasında, eski adıyla Yugoslayva'da yaşanan soykırım ve diğer katliamlar çerçevesinde, konservatuar eğitimi alan Boşnak Suada isimli kadının hayatını ve başından geçen, maalesef korkunç olayları konu alıyor. Açık konuşayım, kitap olsun, film olsun bu tarz içerikleri olan hiçbir yapıtı okumuyor, dinlemiyor, seyretmiyorum. Yapana da hayret ediyorum. Kendimi sıkmak, buhrana sokmak, kasıtlı olarak, bilerek üzmek anlamsız geliyor. Maksat yaşananlar hakkında bilgi edinmek, fikir sahibi olmaksa belgesel ya da haber programı, bilemedin otobiyografi gibi bir şeyi tercih etmek gerek diye düşünüyorum. Bence kitap (daha doğrusu tür olarak roman) dediğin şey insanı rahatlatmalı, zihni boşaltmalı; kitap insan güzel vakit geçirtecek bir şey olmalı.

Kitabın kapağına bakar bakmaz 45. baskı olması dikkatimi çekiyor. İster istemez beklenti büyüyor. Ancak okumaya başladıkça bunca baskının tek sebebinin insanların gerçekte yaşananlara gösterdiği ilgi olduğunu düşünüyorum. Kitabın ilk basıldığı dönemde çıkan haberlere, blog yazılarına, reklâmlara bakınca da insanların bu duygularının sömürülmesine yönelik pek çok yazı ile karşılaşıyorum.

Gerçekte yaşananların iğrençliği, acımasızlığı, korkunçluğu ve dayanılmazlığını bir kenara bırakıp (ki evet bu çok zor) kitaba sadece edebi bir eser olarak bakmaya çalıştığımızda maalesef elimizde bir şey kalmadığını görüyoruz. Zira kitap edebi anlamda kesinlikle facia… Dümdüz, basit bir anlatım var. Tarık ve Suada'nın birbirlerine hitap edişleri korkunç. İfeta Teyze'nin olaylara bakış açısı, tahminlerini aktarışı, haber sunan bir spiker kıvamında… Muhabbetin tıkandığı her yerde yazarı kurtaran tek şey Aişa'nın lezzetli pitaları… Haftanın yedi günü, günde üç öğün pita pişen bir ev…  Düzen kurgu, edebi anlatım, hiçbir şey yok. Teyze mutfaktan erik kompostosu almaya gidiyor, sofraya döndüğünde elinde şarap kadehi… Aliya İzzetbegoviç'in kaçırılması var ama akıbeti yok… Ne bir tasvir, ne bir betimleme... Daha da bir sürü eksik, kayıp parça. Belki daha çok daha fazla şey bulacaktım ama Suada'nın esir alınmasından sonra konu iyice berbat bir yere gidince, yüzümü buruşturmaktan anlatım tekniğine kendimi veremedim. Kısaca yazar, gerçekte yaşananların vahametinin arkasına saklanarak geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmayı başarmış.

suada begiç

Bu arada araştırdığım kadarıyla gerçekte Suada Begiç diye bir piyanist yok. Farklı bir isim kullanılmıştır diyeceğim ama kitapta anlatılan Suada, geçmişinden utanmamayı öğrenmişti, bu nedenle gerçek ismini saklayacağını düşünmüyorum. Bunun dışında konu ile ilgili olan birinin bilmediği, gazete ya da haberlerden duymamış olabileceği ekstra bir detay içermiyor. Zaten en arkadaki kaynakçada verilen kitap ve film isimlerine baktığımızda, elimizde tuttuğumuz kitabın "derleme" bir kitap olduğu açıkça ortada. Umarım yapılan, "Bosna'da yaşananlardan ekmek çıkarma" çalışması değildir ve bu düşünce sadece benim terbiyesizliğimdir.

Alfa Yayınlarından çıkap kitap kapağı, doğal olarak Mostar Köprüsü ile bezenmiş. Kullanılan yeşil - turkuaz tonu beğendim. Bunun dışında içeriği itibarıyla okumakta gerçekten zorlandığım bir kitap oldu. Umarım benzer bir olay dünyanın hiçbir yerinde bir daha yaşanmaz ve kimse kitabını yazmaz.



Ø     Orijinal Adı: İncir Kuşları
Ø      Yayın tarihi: Ağustos 2017 (45. Baskı)
Ø      Yazar: Sinan Akyüz
Ø      Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Ø      Sayfa: 328
Ø      ISBN: 9786051064390
Ø      Goodreads Puanı: 4.14


19 Ekim 2017 Perşembe

Başlangıç - Dan Brown

         
origin,başlangıç, langton
Eskiden otobüste tek başına geçirilen birkaç dakika, işe yürüyerek gitmek veya bir randevuyu beklemek gibi insanın yalnız kalıp düşünebileceği sessiz zamanlar artık katlanılmaz geliyordu. Farkında olmadan insanların elleri sürekli telefonlarına, kulaklıklarına, oyunlara gidiyor; teknolojinin bağımlılık yapan çekimine karşı koyamıyorlardı. Geçmişin mucizeleri, yepyeni olana duyulan açlıkla silinip gidiyordu.


Dan Brown ne zaman kitap çıkarsa yer yerinden oynuyor. Edebi yanını bilemem ama ilgi çekmeyi kesinlikle çok iyi başarıyor.

Bu kitap hazırlanırken de çevirmenlerin, bir odaya kapatılması, dışarı ile görüştürülmemesi vs. derken, epey bir yaygara koptu.

Kitap her ne kadar dilimize "Başlangıç" olarak çevrilmişse de, biz çizgi roman hayranları biliriz ki Origin kelimesini Türkçe'de en iyi Köken karşılar. Neyse bu tercihe açık bir konu, kitabın geneline bakınca çok da önemli değil zaten.

Çocukken de bunu yapardık ama büyürken bir yerlerde bıraktık.

Her Langton macerası gibi yine katedraller, manastırlar, dinler tarihi arasındayız. Her kapının altından bir heykel, resim, sanat eseri, o sanat eserinin içinden çıkan derin anlamlar (sanatçının kendisi bu kadar derin anlam yüklememiştir) çıkıyor. Ancak bu kez çok önemli bir fark var. Langton'un eski öğrencisi, dahi çocuk Edmond Kirsch, dinlerin sonunu getirecek bir keşif yaptığını iddia ediyor. Tüm dinlerin ortak merakı olan ve kendince cevaplandırdıkları "Nerden geliyoruz, nereye gidiyoruz" sorularında Kirsch, tamamen bilimsel ve kesinlikle reddedilemez cevaplar getirmiştir. Elbette bu keşfin ortaya çıkması pek çok din adamının işine gelmediğinden, keşfi tüm dünyaya duyurmak oldukça zorlu olacaktır.

Pek çok yerde, ana konudan bağımsız bol bol yukarıda bahsettiğim sanat eserlerinden bahsedilmiş. Hatta sanat müzesinde geçen ilk 150 sayfada neredeyse müzedeki tüm eserlerin katalog bilgileri nokta atlanmadan verilmiş. Bu noktada ister istemez tüm eserleri google amcaya sorup, neye benzediklerini görmek istiyorsunuz. O yüzden kitabı okurken, internet bağlantınızın olmasına dikkat edin.

Arkadaşlar, Tanrı'nın var olmadığını kesin bildiğimi söylemiyorum. Tek söylediğim, bu evrenin ardında ilahi bir kudret varsa, onu tanımlamak için yarattığımız dinlere bakıp kahkahalarla gülüyordur.

Gelgelelim kendi adıma açıklanan keşfi pek de tahmin edilemez ya da dinlerin temelini sarsıcı olarak bulmadım. Çok bilgim yok ama nereden geldik sorusuna pandeistler de yıllardır buna benzer şeyler söylüyor. Ayrıca nereye gidiyoruz sorusuna benzer bir cevap vermek için de Kirsch kadar dahi olmaya gerek yok. Açıkçası ilk baştaki anlatımlarla hedef o kadar yükseldi ki; ben roman kurgusu dışında gerçek hayatta da tartışmalara yol açabilecek bir teori bekledim. Bunun dışında sayın yazar, umarım finale kimsenin şaşırmasını beklemiyordur. 

Altın Kitaplar'ın yayına hazırladığı Başlangıç sanırsam biraz aceleye gelmiş. Pek çok yer de imla da ciddi sıkıntılar var. Ayrıca Dan Brown kitaplarının bulabildikleri her boşluğuna "Da Vinci şifresi Yazarı" yazmalarındaki mantığı anlamadım. Dan Brown lan bu… ne yani? Bunu yazmasanız tanımayacaklar mı yazarı? Adam üstüne kaç kitap çıkardı, hala mı da vinci?

Geçmişini hatırlamayanlar, onu tekrar yaşamaya mahkumdur.

Yine de 533 sayfalık uzunluğuna rağmen, su gibi akıp gidiyor, hiç sıkılmadan okuyabiliyorsunuz. Ancak yine de okuyacaksanız biraz ucuzlamasını bekleyin derim, zira hali hazırdaki satış fiyatı bence pahalı.  

Pahalı demişken, okuduğum bu kitabı sayfamı takibe alan bir kişiye hediye etmek istiyorum. Çekiliş şartları aşağıda ve eğer katılmak isterseniz linke tıklamanız yeterli. Link sizi doğrudan katılım sayfasına götürecek. Son katılım 31 Ekim…
başlangıç, origin, çekiliş
künye



Orijinal Adı: Origin
Yayın tarihi: Ekim 2017 (1. Baskı)
Yazar: Dan Brown
İngilizce'den Çeviri:  Petek Demir İncek
Ebat: 13,5 x 21,5 cm
Sayfa: 536
ISBN: 9789752123267
Goodreads Puanı: 3.94

 
UA-57355180-1