21 Nisan 2014 Pazartesi

Cemile


Başta Fransız şair Louis Aragon olmak üzere bazı kaynaklar Cemile için "dünyanın en güzel aşk hikayesi" ifadesini kullanmışlar. bir gün bu blog meşhur olursa bende hiç değilse o bazı kaynaklar arasında yer alabilmek onuruna erişmek için diyorum ki "Cemile dünyanın en güzel aşk hikayesidir" 

Aslında biraz düşününce bu hikayeyi beğenmek için somut bir sebebiniz yok. aksine normal şartlarda beğenmeyeceğiniz, hatta yerden yere vuracağımız bir aşk hikayesi bu. Zira bize yakışmayan, delikanlıyı bozacak herşeyi içinde barındırıyor. 

Mesela Cemile... Asker Süleyman'ın karısı, köyün hem en delisi, hem en güzeli, kaynanasının en kıymetlisi, evin direği, iki hanenin gelini...

Mesela Danyar... Kimine göre savaş yorgunu, kimine göre savaş artığı... Köylünün de ki acıdığı, de ki kucak açtığı, güvendiğinden mi yoksa zararsız bellediğinden mi bilinmez köyün dullarının, gelinlerinin yanlarına kattıkları, ayağı topal, yüreği dimdik kendi halinde bir adam.

Bir de Seyit... Yengesinin yasak aşkına göz yuman, göz yummayı bırak gizliden gizliye arka çıkan, arka çıkmayı da bırak bir yaz akşamı dağların arasında, ay ışığının altında, at arabasının üstünde, başı Danyar'ın omzunda giden Cemile'nin resmini yapan, bu sırrı sadece bize anlatan, abisi yerine Cemile ile Danyar'dan taraf tutan, Cemile'nin kiçine bala'sı, asker Süleyman'ın kardeşi...

Yani bırakın dünyanın en güzel aşk hikayesi ilan etmeyi, yerin dibine soksak bu aşkı kimse ağzını açıp tek kelime edemez.

Gelgelelim savaş var, Bir yanda Sovyetler, bir yanda Almanlar... Ama buz gibi çağıldayan dereler, sapsarı yaz akşamları, hayatından memnun kuş, böcek yüzlerce mahlukat... Ter kokan atlar, üstüne çiğ düşmüş otlar, tekeri gıcırdayan arabalar, elleri nasır tutmuş insanlar... Cemile'nin yasak aşkı dahil herşey ama herşey yazar nasıl becerdiyse küçük bir çocuğun pastel boyadan resmi kadar masum ve sade. Savaşın tüm ıztırabı burnunuzun direğini sızlatsa da bir kenarından o hayatın içinde olmayı istiyorsunuz.

Abartmıyorum Aytmatov, yola düşen bir ağaç dalının 30 küsur sayfa tasvirini yapsa insan sıkılmadan büyük bir hayranlıkla okur. Maalesef benim becerim onun yeteneğini tarif etmekte çok yetersiz. manzara tasvirleri, karakter derinlikleri muazzam. 

Fakat edisyon yazarın hakkını vermekten çok ama çok uzak. Bu kitabın bu ebatlarda yayınlanması bile skandal bence. Hiç değilse kapak olarak, Seyit'in hikayede tüm detaylarıyla anlattığı resim birine çizdirilip kullanılsaydı. kimbilir belki bir gün yazarın tüm eserleri kuvvetli bir yayınevi tarafından, tek cilt, sert kapak, kendi tabirimle tuğla edisyon olarak yayınlanır.

Dediğim gibi aynı hikayeyi başkasından dinlesem topa tutardım ama Cengiz Aytmatov'un anlatımıyla okuyunca Süleyman'ın omzuna vurup "Boşver be Süleyman, sana kız mı yok?" diyesim geliyor.


2 yorum:

  1. Bence Aytmatov'un yeteneğini güzel anlatmışsınız :) Süleyman olarak bahsettiğiniz Cemile'nin kocası -bendeki çeviride Sadık olarak geçiyor- o da kendi kendine "etraf karı kız kaynıyor" diyerek kendini avutuyor zaten hikayenin sonunda :)

    YanıtlaSil
  2. Çeviriler arasında epey fark varmış. :)

    YanıtlaSil

 
UA-57355180-1