18 Temmuz 2014 Cuma

Saplantı

"...Boşa vakit kaybı olduğunu düşünüyorsanız henüz başındayız, hemen bırakın ve o muhteşem hayatınıza geri dönün. Yapacak çok daha iyi bir işim yok diyorsanız işte size bir meşgal, ilginizi çekeceğini düşündüğüm cidden berbat bir geçmişim var."
Ben yerimden kalkmaya üşenip, milletin yazdığı kitaplara burun kıvırırken, hemşehrim Gözde benden çok daha iyisini yapmış ve bir kitap yazmış. Merak ettim, Havsa'nın -bildiğim kadarıyla- ilk yazarının kitabını okudum.

Kitap, Edirne'nin Havsa ilçesinde başlıyor. En büyük aksiyonu iş makinelerinin patlattığı su borusundan fışkıran suyu seyretmek olan bir halkın mensubu olarak Havsa'dan ne macera çıkar ki dedim kendi kendime. Netekim haksız da çıkmadım, adamımız Efe bir kaç sayfa sonra önce yetimhaneye, ardından da Malkara'ya göç etti.

Kitapta son dönem yerli dizilerinden aşina olduğumuz bolca sahne mevcut. İlk 100 sayfa sıkıcı sayılabilir ama daha sonra "hele şükür" diyorsunuz. Bunun yanı sıra hikayenin birinci tekil kişi tarafından anlatılması ve anılarını tarih sırası ile hiç geri dönük olay anlatmadan aktarması günlük havası vermiş. Hikayede -bence- gereğinden fazla bilinmeyenin olması ve yazarın kendine bunların hepsine açıklama getirmek zorunda hissetmesi final kısmını biraz boğmuş. Zira bazı olayların adını koymadan da satır aralarında tüm detaylarını verdiğinden ne olduğunu iyi kötü tahmin edebilmiştik. Sanırım bazı şeyleri okura bırakmakta fayda var. Kitabın başında öksüz, ezik Efe'nin daha lise yıllarında meyhane ortamlarında çevre yapmasını, müdavim sınıfına dahil olmasını yadırgasam da, yazarın meyhane jargonuna hakimliği dikkat çekici.


Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden, amcası ve kendisini sevmeyen yengesinin yanında yaşayan Efe, bir gün büyük adam olmaya yemin eder. Oysa hayatın onun için planladığı bir sürü başka şey vardır. Amcasının yanında çiftlik işleri ile dolu, monoton bir yaşam süren Efe'nin kader çizgisi, çiftliğe gelen hizmetçi aile ile değişmeye başlar. Sonrasında bazı kısımlar dediğim gibi tahmin edilebilir olmakla birlikte, merak uyandıran ve sıkmayan bir anlatım var.

Kitabı Sokak Kitapları Yayınları yayınlamış. Son zamanlarda siz de dikkat ettiniz mi bilmem, nerde bir kitap sever bloğunda, nerde bir sosyal paylaşım sitesinde kitap resmi paylaşılacak olsa, yanında mutlaka bir kedi resmi, görseli veya kedi bağlantılı bir şey var. Sokak Kitapları Yayınları'nın da ya bu akıma uymuş ya da bu akımı başlatmış logosu sinir bozucu. Kediler bu kadar sömürülmemiş olsa aslında güzel sayılabilecek bir logo. Ancak bugüne kadar okuduğum kitaplar içinde en düzgün redakteye sahip. Göze batacak hiçbir imla, yazım hatasına rastlamadım. Bu açıdan gerçekten tebrik etmek gerek. Bir de kitap sitelerinde kitabın görseli nedense ön cepheden değil açılı olarak verilmiş. (saplantılıyım, takılıyorum) Yayınevinin tarzı mıdır dedim ama yok, değil. Başka kitaplarının hepsi ön cepheden taranarak verilen görseller. Neden böyle yapılmış anlamadım. 312 sayfa olan ve başladığı yerde biten kitap okuduğum en iyi ilk kitap değil belki ama gelecek adına umut verici. Umarım çok daha iyi olarak devamı gelir.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1