3 Ekim 2014 Cuma

Daha On Yedi

     Akranlarım arka sokaklarda misket oynarken silah tutuşturdular elime. Çek vur dediler babanın katilini. Nasıl yapardım? Nasıl kıyardım ümit dolu yıllarıma?

     Kolay olmadı ama yaptım. Çünkü Nevada’da töre her şeyden önce gelirdi.

    O ufacık, minicik, sevgi pıtırcığı ellerim oyundan alınıp silahla daha o zaman tanıştırıldı ve bir daha da ayrılmadı. İlkin içeri attılar kısa bir süre. Yaş haddinden serbest kalıp, koruyucu aileye verilmeden önceki birkaç ayı ıslahevinde geçirdim. Bazen geriye dönüp bakıyorum da çocukluğuma ait tek hatıralarım, daha doğrusu çocuk olarak tek hatıralarım o ıslahevine ait. Çünkü oradan çıktıktan sonra bir daha asla çocuk olma şansım olmadı. Koruyucu ailemle tanıştığım andan itibaren kendimi nedensiz, saçma bir dünyanın içinde, hayatta kalmak için çocuk değil yetişkin, zayıf değil güçlü olmak gerektiği gerçeğinin içinde buldum. Bu arada koruyucu aile dediğim de su matarasına bile içki dolduran bir ayyaş ile onun cadaloz karısından ibaretti. Ben ise onların korumaya söz verdikleri bir çocuktan çok evin işlerini yaptırabilecekleri ve para vermek zorunda olmadıkları bir uşaktım. Zaten benim bu sahte kahramanlığımın temellerini onlar attılar desem yalan olmaz. Her Allah’ın günü dayak yerken dövüşmeyi, ceza olarak aç bıraktıklarında karnımı doyurmak için avlanırken de nişan almayı, ateş etmeyi öğrendim. Yoksa zannettiğiniz gibi birilerinden eğitim falan almadım. Yaşam felsefem basitti. Ya avsın. Ya avcı. Bakmayın siz şimdi ihtiyarın dibimden ayrılmadığına. Kocakarı ölünce sahipsiz kaldı, eh tabi biz de iyi kötü ekmeğimizi elimize aldık, para kazanıyoruz ya mecbur iyi geçiniyor benimle. Yoksa yarım şişe viskiye satmazsa beni ne olayım…
    Velhasıl kelam çocukluk zor geçti. Aslında tam da geçti sayılmaz. Daha yaşımız ne ki? Kocakarı ölünce kendimize yeni kapı ararken girdik bu kaleden içeri. Ne kadersiz başım varmış ki daha içeri girer girmez kalenin itleri çevirdi etrafımı başladılar alay etmeye. Gücendim tabi, zoruma gitti. Gelgelelim ne kadar da kolpa bir yermiş ki burası bacak kadar çocuktan dayak yiyecek kadar çapsızları rancer diye içeri doldurmuşlar. E haliyle okumuşun olmadığı yerde keçi nasıl Abdurrahman Çelebi olursa bizde burada adamcıkların arasında adamdan sayıldık. Sözüm ona şanlı şerefli Nevada Rancerleri. Hadi oradan be. Gel benden dayak ye. Ondan sonra hala işine devam et. Başkası olsa kahrından ölürdü be. Hay sizin haysiyetinize Onbeş yaşında kopilden medet uman kopuklar sürüsü sizi. Ya tamam bizim de kendi çapımızda marifetlerimiz var ama aynı zaman da akıl mantık da var be ağabeycim. Benim etim ne budum ne… Bak hala yaş haddinden meyhaneye girdik mi alkol alamıyoruz. Bu pırpırlar olmasa içeri bile almayacaklar. Sosyal mesaj vericez diye süt içmekten içim ekşidi resmen.
     Ah ulan Konyakçı. Bunlar hep senin işin aslında. “Ooğlum bak iki dakika akıllı ol, hem düzenli hem havalı iş, devlet memurusun sonuçta garanti maaş” diye kandırdı beni. Meğersem kendini benim menajerim ilan edip sınırsız yerli içkiye imzalamış mukaveleyi. Zamanında bir uyansaydım ben işe yemiştim seni Konyakçı. Aslında şimdi bile bir versem istifamı saniye sürmez koyarlar seni kapı önüne. Zati bunu bildiği için her göreve peşimden geliyor gölge gibi. Başıma bir şey gelse kimse yüzüne bakıp bir kaşık su vermez açlıktan ölür. Zerre umurumda değilsin Konyakçı biliyon mu? Hani hatun bir ağzından kaçırsa “kaçır beni Tom” diye. Alllaaaaahhh !!! Dakika durmam. Satmışım Nevada Rancerleri’nin anasını. Yansın bu Kulver Kalesi. Ondan sonra Salasso’yla beraber sana mutluluklar Konyakçı. Ama nerdeeee? Ne inat bir hatuna düşmüşüm yarabbi. Nuh diyor peygamber demiyor. Of ulan of. Köprünün orta gözü; sular apardı düzü. Ah ben öleydim Suzan Suzi, Colorado nehri ayırdı bizi. Varsa yoksa Nevada, görev, Kulver. Ne zaman öpüşücez kızım biz? Sırf hır çıksın, dağıtayım açılayım diye barlarda limonata içtim, hasretinden prangalar eskittim, kederimden Konyakçı’yı geçtim be. (tamam, hiç görmediniz ama siz zaten olayları “bu maceranın sonu” yazan yere kadar takip ediyorsunuz)
    Bazen çok daralıyorum be forum. Alıp başımı buralardan gitmek istiyorum. On beş yaşında yüzbaşılık ağır geliyor anlatabiliyor muyum? Konyakçı’yla, Doktor’la takılana kadar yaşıtlarımla köpek kovalamak, derede yüzmek, donuma kurbağa doldurmak istiyorum. Daha basit bir şekilde anlatmak gerekirse sadece çocuk olmak istiyorum işte. Hele bir büyüyelim gene gelir ranger oluruz. Zaten bu dangalaklar bu kafayla devam ettikleri sürece daha bir kırk yıl bana muhtaç kalırlar. Kendimi nasıl hayal ediyorum biliyor musun forum? Böyle bir yamacın başındaymışım. Kollarım iki yana açık. Rüzgâr kâhküllerimi okşuyo anne eli gibi. Etrafta ne barut kokusu ne at teri. Kulaklarımda çocukların kahkahaları. Ellerimde bilyelerim, topacım. Üstümde kiraz ağacında yırtılan gömleğim. Uçurumun dibinden yukarı doğru sesler beni çağırıyor, rüzgar yüzümü serin serin yalarken yere çarpma sesimi hayal meyal duyuyorum...


   

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1