Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Okunmayı ve Yorumlanmayı bekleyen kitaplar

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

21 Nisan 2014 Pazartesi

Cemile


Başta Fransız şair Louis Aragon olmak üzere bazı kaynaklar Cemile için "dünyanın en güzel aşk hikayesi" ifadesini kullanmışlar. bir gün bu blog meşhur olursa bende hiç değilse o bazı kaynaklar arasında yer alabilmek onuruna erişmek için diyorum ki "Cemile dünyanın en güzel aşk hikayesidir" 

Aslında biraz düşününce bu hikayeyi beğenmek için somut bir sebebiniz yok. aksine normal şartlarda beğenmeyeceğiniz, hatta yerden yere vuracağımız bir aşk hikayesi bu. Zira bize yakışmayan, delikanlıyı bozacak herşeyi içinde barındırıyor. 

Mesela Cemile... Asker Süleyman'ın karısı, köyün hem en delisi, hem en güzeli, kaynanasının en kıymetlisi, evin direği, iki hanenin gelini...

Mesela Danyar... Kimine göre savaş yorgunu, kimine göre savaş artığı... Köylünün de ki acıdığı, de ki kucak açtığı, güvendiğinden mi yoksa zararsız bellediğinden mi bilinmez köyün dullarının, gelinlerinin yanlarına kattıkları, ayağı topal, yüreği dimdik kendi halinde bir adam.

Bir de Seyit... Yengesinin yasak aşkına göz yuman, göz yummayı bırak gizliden gizliye arka çıkan, arka çıkmayı da bırak bir yaz akşamı dağların arasında, ay ışığının altında, at arabasının üstünde, başı Danyar'ın omzunda giden Cemile'nin resmini yapan, bu sırrı sadece bize anlatan, abisi yerine Cemile ile Danyar'dan taraf tutan, Cemile'nin kiçine bala'sı, asker Süleyman'ın kardeşi...

Yani bırakın dünyanın en güzel aşk hikayesi ilan etmeyi, yerin dibine soksak bu aşkı kimse ağzını açıp tek kelime edemez.

Gelgelelim savaş var, Bir yanda Sovyetler, bir yanda Almanlar... Ama buz gibi çağıldayan dereler, sapsarı yaz akşamları, hayatından memnun kuş, böcek yüzlerce mahlukat... Ter kokan atlar, üstüne çiğ düşmüş otlar, tekeri gıcırdayan arabalar, elleri nasır tutmuş insanlar... Cemile'nin yasak aşkı dahil herşey ama herşey yazar nasıl becerdiyse küçük bir çocuğun pastel boyadan resmi kadar masum ve sade. Savaşın tüm ıztırabı burnunuzun direğini sızlatsa da bir kenarından o hayatın içinde olmayı istiyorsunuz.

Abartmıyorum Aytmatov, yola düşen bir ağaç dalının 30 küsur sayfa tasvirini yapsa insan sıkılmadan büyük bir hayranlıkla okur. Maalesef benim becerim onun yeteneğini tarif etmekte çok yetersiz. manzara tasvirleri, karakter derinlikleri muazzam. 

Fakat edisyon yazarın hakkını vermekten çok ama çok uzak. Bu kitabın bu ebatlarda yayınlanması bile skandal bence. Hiç değilse kapak olarak, Seyit'in hikayede tüm detaylarıyla anlattığı resim birine çizdirilip kullanılsaydı. kimbilir belki bir gün yazarın tüm eserleri kuvvetli bir yayınevi tarafından, tek cilt, sert kapak, kendi tabirimle tuğla edisyon olarak yayınlanır.

Dediğim gibi aynı hikayeyi başkasından dinlesem topa tutardım ama Cengiz Aytmatov'un anlatımıyla okuyunca Süleyman'ın omzuna vurup "Boşver be Süleyman, sana kız mı yok?" diyesim geliyor.


19 Nisan 2014 Cumartesi

Buz Gibi Soğuk - Tess Gerritsen


rizzoli, isles, polisiye, kitap yorumu
Açılışta Amerikan filmlerinde veya romanlarında sık sık karşılaştığımız; sahte bir peygamber etrafında toplanan, "Ahret" ismini verdikleri kendi kurdukları kasabalarında, kendi dünyalarında yaşayan insanların arasındayız. Bu kasabaların çoğunda olduğu gibi bu Ahret'te de telefon, telsiz ve elektrik yok. 

On altı yıl sonra kasabanın yakınlarında bir şehre konferans için gelen Maura Isles, konfrans sonrası eski okul arkadaşları ile birlikte kısa bir kayak tatili yapmak ister. Karda mahsur kalınca mecburen bu yukarda bahsettiğim, telefon, telsiz, elektrik ve her nedense artık hiçbir canlının bulunmadığı kasabaya sığınırlar. Sorun, kasabada kimsenin olmamasından çok, bu insanların yemeklerini bile yarım bırakacak kadar ne acelelerinin olduğudur.

Maura'nın kayboluşundan sonra onu aramak için Wyoming'e gelen Jane Rizzoli ve eşi ajan Gabriel Dean, hem Maura'yı bulmak, hem de kasaba da neler döndüğünü anlamak isteyeceklerdir.

Gerilimin son sayfaya kadar düşmemesi bir yana zaman zaman korku filmlerinde bazen yaptığınız gibi (yaptığınız gibi diyorum çünkü ben korku filmi seyretmem, korkarım) bakmamak, okumamak için başınızı öte çevirebilirsiniz.

Çeviri tek kelime ile süper. Hele ki Martı Yayınlarıın berbat çevirilerinden sonra... Onlar hakkındaki görüşlerim için lütfen bakınız. Sanırım sadece küfürlere çok küçük bir otosansür uygulanmış. Bence gereksiz. Zira kitap zaten küçüklerin okuyacağı bir kitap değil. (Eğer ki Amerika'da söz konusu eylem için gerçekten düzmek kelimesi kullanılıyorsa bilemem) Çevirinin de etkisi olmakla birlikte bugüne kadar okuduğum tüm Rizzoli&Isles kitapları içinde en iyisi.  Jane'nin çok ortalarda gözükmediği, neredeyse tamamen Maura'nın etrafında dönen bir macera. Diğer kitaplardaki gibi bol otopsi sahnesi yok ama başlarda verilen küçük ipuçlarının son sayfalarda tek tek bir yerlere bağlanması çok güzel. 


Kısacası bir kaç küçük mantık hatası dışında eleştirecek, ti'ye alacak bir şey bulamadığım bir kitap oldu. Tavsiye ederim. Sadece idefix'teki tanıtım filmini beğenmedim.  O kadar...



1 Nisan 2014 Salı

Kaplan ! Kaplan ! - Alfred Bester

        
ışınlanma, kitap yorumu, bilim kurgu
Kitap insanoğlunun en büyük hayallerinden biri düşünce gücü ile bir yerden bir yere naklin (sıradan bilim kurgularda ışınlama, çizgi romanlarda teleport, bu kitaptaki adı ile jaunteleme) keşfedilmesi ile başlıyor. Ondan sonra zaten 2400 yılına atlıyoruz.

Saldırıya uğrayan gemisinde mahsur kalan Gully Foyle günler süren beklemenin ardından kendisini almadan geçen "Vorga" isimli geminin ardından intikam ateşi ile yanmaya başlar, olaylar gelişir. Bilim kurgu tekniğinin çok üzerinde bir anlatımla insan ırkının açgözlülüğü ve toplum eleştirisinin düşmanlığı Dünya Klasikleri seviyesinde anlatılmış olması  su katılmadık bir bilim kurgu bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Tıpkı bende olduğu gibi... Özellikle ilk 4 bölüm aşırı derecede sıkıcı geldi. Arkasından 5 ve 6 bölüm ile hızlanan tempo, sonrasında giderek düştü ve son bölümde neredeyse dayanılmaz bir hal aldı. Gelecekteki  yaşamın kaotik olması klişesini saymazsak (ki kitabın yazıldığı tarih itibari ile bu klişenin öncüsü olabilir, saymayalım) kurgu açısından kusursuz olduğunu söyleyebilirim.


Çeviri idare eder seviyede olmakla birlikte ölçü birimlerinin bizim kullandığımız değerlere çevrilmemesi sıkıntı. 4 yarda uzunluğunda bir mesafeyi bir kaç saniyede geçmek iyi bir şey mi mesela, hiç bir fikrim yok. Öte yandan ilk bakışta kapak tasarımı her ne kadar etkileyici görünse de, kitabı okuduktan sonra çok saçma bir hal alıyor. Kapaktaki kaplan ve insanın gayri ahlaki birleşiminden doğmuş gibi duran yaratığın konumuzla alakasız olmasından kapağı çizen arkadaşın kitabın içeriği hakkında hiç bir fikri olmadığını anlıyoruz. Sanırım sadece arka kapaktaki tanıtımın sadece ilk cümlesini okuyup, kitap ismini birbirine bağlamış. Yani hadi kitabı okumaya üşendin - kaldı ki bu Türkiye standartlarında bir hayal - hiç değilse googleden kitabın orijinal ismini aratıp görsellere bakaydın. Bi yukarıda senin yaptığın kapağa bak, bir de dünyadaki örneklerine, hiç olmuş mu?


  
ışınlanma, bilim kurgu, kitap yorumu ışınlanma, bilim kurgu, kitap yorumu  ışınlanma, bilim kurgu, kitap yorumu






 
UA-57355180-1