Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

23 Eylül 2014 Salı

Atahunalp Urumgalatlı'nın Amel Defteri

kitap yorumu, kitap özeti, pdf,
Yazara bizzat söz verdim, kitabın ismi ile alay etmeyeceğim. Ancak zabıt katibi halimle bile kitabın ismini yazmak yerine kopyala yapıştır yaptığımı da itiraf etmeliyim.

Öncelikle son zamanlarda en iyi -Türk yazarlar arasında hiç olmadığı kadar hem de- kurgulardan birine sahip. Osmanlı Saray Tabiplerinden ve hiç yaşlanmama hastalığından muzdarip Atahunalp Urumgalatlı bir sahilde hafızasını yitirmiş bir şekilde kendine gelir. Sahile bitişik yamaçlarda kurulu bir çiftliğe ulaşan Atahunalp, burada kendisi gibi hafıza zayıflığı olan torunları, torunlarının torunları ile birlikte 140 küsur yıllık hafızasının peşinde olan bir örgütten sakladıklarını öğrenir. Hem kaybolan hafızasını, hem de peşindekilerin kim olduğunu öğrenmek isterken kendini bir garip maceranın içinde bulunur. Dahası hafızasında bir şeyler canlandıkça kafası daha da çok karışacaktır.

Kitapta, özellikle başlarda yaşına göre konuşmayan Mehveş Hanım'ın diyaloglarını biraz yadırgamakla beraber, yazarın Tükçe Dilbigisi kurallarına tamamen uygun ancak tv'de, radyoda ya da benzer kitaplarda kullanılan genel geçer Türkçe'den farklı kullanımları dikkat çekiyor. Bazı sitelerde "yazarın kötü Türkçe kullanımı" diye bahsedilse de ben alışılmadık diye yorumluyorum. "Önemsiz" yerine "mühimsiz", "tanıdık" yerine "aşina", "bir çuval incirin pestil olması" bu kullanımlardan birkaçı iken kelime dağarcığıma kattığı "iştiyak" kitabın başka bir artısı.

Atahunalp, bir taraftan kendine torunun torunu Nevdila ile birlikte kayıp hafızasına ulaşmaya çalışırken, bir taraftan da çiftlikte yaşayanların gerçek ailesi olup olmadığından şüphelenmektedir. Karşılaştığı olaylarla hafızası parça parça yerine gelen Atahunalp, Nikola Tesla ile 1913 yılına dayanan bir dostluğunun olduğunu hatırladığında çok şaşırır. Ancak bu hafızasının tamamına kavuştuğunda öğreneceklerinin yanında bir hiçtir.

Şimdiki zaman ve parça parça gelen hatıralar arasında geçişler güzel. Hafızasını kaybeden birinin davranışları, konuşmaları hakkında tereddütlerim olsa da hafıza konusunda da araştırma yaptığını söyleyen yazar tereddütlerimi giderdi. Araştırma demişken; yazarın daha önceleri facebooktan benim gibi geveze bir arkadaşa serzenişinden yola çıkarak, bu tip eleştirilere maruz kalmamak adına Nikola Tesla'yı bizzat kitabına almak yerine, Nikola Tesla'dan esinlenip hayali bir karakter yaratabilirdi diye düşünüyorum.

Yine kayıp hafıza temalı eserlerdeki; geçmişi ararken eskiden yaptığı hatalardan ders almak, yeniden hatırlanan hafıza ile beraber ortam etkisi ile karakter değişimi, ölümsüzlük temalı eserlerdeki uzun yaşamın nimet mi, lanet mi olduğu sorunsalı bu kitabında değinemeden geçemediği klişelerden. Ancak son 100 sayfa içerisinde ard arda gelen iki ters köşe gerçekten iyiydi. Bu noktada hikayenin serim bölümü biraz daha kısa tutulup, final bölümü biraz daha uzatılarak kişilik çatışması biraz daha derinleştirilebilirse, son 100 sayfayı bir kerede okumak zorunda kalmaz, ilk ters köşeyi algılamaya çalışırken gelen ikinci şaşırtmaca yüzünden beynim karıncalanmaz, son kısmı sindirmek için biraz daha vaktimiz olabilirdi. 


Bir de başlangıç bölümünde yazanları tekâmülde dördüncü boyuta geçmeyenlerin anlamayacakları, bu nedenle okumasına gerek olmadığı iddia ediliyor. Dördüncü boyuta geçmeyenlerden ziyade dinden çıkmaktan korkanların okuması gerek bence. Neden böyle denmiş anlamadım. (Lan bi dakika, yoksa...)

kitap yorumu, pdf, kitabı nasıl, özeti
Bu yazarın tercihi mi bilmiyorum ama sansüre hayır. Bu kitabı okuyacak yaşa gelmiş bir insan bu zamana kadar elbet "siktir" diye bir kelime duymuştur. Kaldı ki bu kelime "s.ktir" olunca başka anlam ifade etmiyor. Hem kitap boyu süregelen Mehveş Hanım'ın soft porno tadındaki sohbetlerinin yanında siktir ne ki?

Kitap "devam edecek" modunda bitirilmiş olsa da sanırım devam etmeyecek, ziyanı yok. Zaten geride herhangi bir soru işareti bırakmıyor. Ama zannımca dizi uyarlamasına çok uygun bir konusu olan kitap dizi olarak çekilirse, ilerleyen sezonlarda kitabın kaldığı yerden devamı kurgulanabilir.


Profil Yayınlarından çıkan kitap kelime hataları ile dolu. Kimsenin ekmeğine mani olmak istemem ama bence yayınevi editörü ile sözleşmesini gözden geçirmeli. Gerçi kitabın bu hali ile bir editör kontrolünden geçtiğinden bile emin değilim. Belki de tavsiyemi yayınevi işe bir editör almalı olarak değiştirmeliyim. Ön kapak ve sırt kısmındaki sütlü kahve tonları ile bezeli kapak çok güzel ama arka kapağa gelince boya bitmiş gibi. Nedendir bilemedim. Arka kapak demişken; arka kapaktaki tanıtım yazısı kitabın finaline gölge düşürüyor. Sanki ipucu vermeyecek şekilde düzenlense daha iyi gibi. Yine de 14–15 TL civarındaki fiyatı ile kitap alışveriş listesinin üst sıralarına konması gereken güzel bir kitap.


Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman, kitabının konusu, Mehmet Mollaosmanoğlu, atahunalp urumgalatlı, kitap yorumu, ölümsüzlük. Nicola tesla, pdf oku, pdf indir, kitap yorumu, kitap konusu. Kitap özeti






4 Eylül 2014 Perşembe

Alnıma İnen Satırlar



"Öyle bir susuyorki, hiçbir şey söylemiyor
Dudağının kıvrımlarına ben kocaman
Bir ünlem koyuyorum, ama şaşırmıyor"

Ben şiirden pek anlamam. Sadece Atilla İlhan'dan "Sen Benim Hiçbirşeyimsin"'i beğenirim. Ha bir de her yaşıtım gibi zamanında bağıra bağıra söylediğimiz İbrahim Sadri'den "Ben Sevdim mi Adam Gibi Severim" hala ezberimde. Bunun dışında Hakkı Yalçın'ın ve ergenlik dönemi tanrılarımdan Ahmet Selçuk İlkan'ın (Allah'ım ne kötü bi gençlik yaşamışım ben) imzalı bir kitabı elimde mevcut. Şiiirle ilgili olayım bu. Bu nedenle yorumumu ciddiye almamakta özgürsünüz.

Kırıntı Edebiyat'ın Twitter kampanyasından hediye olarak geldi bu kitap. Aldım elime roman okur gibi okudum, bitirdim ama sanırım yanlış yaptım. Şiir kitabı bir kerede değil, havaya girdikçe, içinden rastgele bir kaç şiir seçip sesli okunsa daha keyifli olur gibi geliyor. Yine de "Gidebilirsin Sevgilim" ve "Tanrıyor musun Beni?" isimli şiirler dikkatimi çekti. Kalanını da tekrar dediğim gibi okumak gerek ama anladığım o ki şiir şimdilik benim branşım değil.

Şairin tarzı mıdır yada bu bir tarz mıdır emin olmamakla birlikte mısraların ayrıldığı yerlerde sıkıntı var gibime geldi yadırgadım. Kimbilir ben roman okumaya alışık olduğumdan bu tip cümle kuruluşlarına aşina değilimdir, bilemedim ama

Saklardım, göğsüme bastırıp
Belki de ağlardım!
Günahım bilirdim, soyunmazdım aynalara
Karşı bunca güvenle

veya 

Ben beklerim şafağı
Sizin yerinize, mukayyet olurum
Uykularınıza, kaçmasın diye


gibi mısralarda, mısranın sonlandığı yerlerde ve virgül kullanımları bana garip geldi. Ancak dediğim gibi belki şiir budur ve ben bunu bilmeyecek kadar şiirden uzağım.

Bir de şir kitabı cidden riskli bir iş. Düşünsenize 10 şarkılık bir albümde bile bir kaç şarkı güzelken diğerleri çoğu zaman boşluk doldurmak için yapılmış gibi. Böyle bir şiir kitabı hazırlamak için ciddi bir zaman ve üretkenlik gerekiyor olmalı. Ha bir de yazmazsam ölürüm, lise zamanlarından beri şairlerin sadece kendilerinin hissedebildikleri duyguları mısralara dökmelerine sinir oluyorum. "Eskimiş bir plağın detone esrikliği" gibi soyut bir kavramı somutlaştırmaya çalışırken migrenim tuttu. Ne olur yapmayın abiler. Herkes sizler gibi hissiyatlı insanlar olmayabilir. Hayır, içimizden biri alır bunu kız arkadaşına yollar, terkedilir, sebep olur üzülürsünüz. 

Lakin Yayınlarından çıkan kitabın kapağını çok beğendim. Favori renklerim -ki Havsaspor'un da renkleridir- siyah ve kırmızının uyumu süper. 78 sayfalık kitabın tek eksiği en başta bir index bölümünün olmaması.

1 Eylül 2014 Pazartesi

Şeytan Zehiri

Robin Cook'un çoğu kitabında olduğu gibi bu kitabı da kitabın geneline temel olacak bir ölüm sahnesi ile başlıyor. Ama ne ölüm sahnesi... Özellikle nefret ettiğim doğum, çocuk, hamilelik vs. temalı sahne, bir de yazarın detaylı ve birebir gerçekçi anlatımı ile birleşince iyice berbat bir hal alıyor. Bu ilk 25 sayfalık bölümü bitirmem neredeyse üç gün sürdü. Elime alıp iki satır okuyup bıraktım.

Sonraki bölümlerde ise tam tersi bir durum var. Bu sefer konu ilginçleşirken, anlatım kötüleşiyor. Ana karakterin gitsem mi kalsam mı, binsem mi binmesem mi, sağ kapıdan mı sol kapıdan mı gibisinden kararsızlıkları adamın içini bayıltıyor. Anlatımın rayına oturması 200 lü sayfalara yaklaşıyor. 

Ameliyat esnasında hastası feci şekilde can veren anestezi uzmanı Dr. Jeffery'nin hayatı açılan davalar sonucu kararmıştır. Kefaletle serbest kalan doktor tam ülkeyi terketmek üzereyken tesadüfen bir kaç yıl önce aynı durum sonucunda intihar eden meslektaşının notlarına ulaşınca vakalar arasındaki benzerlikler dikkati çeker ve araştırma başlar. 

Kitapta yazarın kendi kitaplarından Koma'ya göndermede bulunması ve farkında olmadan iki kitap arasında benzerlikler olduğunu ima etmesi ilginç. Bir de 1989 yılında Paris'te öldürülen bir Türk diplomattan bahsediliyor ama internette böyle bir bilgi bulamadım. Sanırım sadece kurgusal olarak verilmiş.

1990 yılında Altın Kitaplar tarafından basılan kitap 390 sayfa. Daha çok çizgi roman kapağını andıran bir kapağı var. Tercümesini biraz sıkıntılı bulsam da okunmaz değil. Ancak kitabın iyi bir Robin Cook romanı olduğu söylenemez...



 
UA-57355180-1