9 Ocak 2015 Cuma

Tuğra

Behemehâl Aşk

"İnsanın şu hayatta satmadığı ne vardır? Kaçış yok evlat, her nefes yeni bir nefes almak için satılır. Kim bilebilir ki son kaç nefestir geriye kalan?"

Osmanlı döneminde geçen kitapları genelde sevmem. Kitaba özel değil, dizileri, filmleri benzer program ya da yayınları da sevmiyorum. Zira öyle bir algı yaratılıyor ki, canına yandığım memleketinde sanki herkes molla, herkes sultan, nazır, ulema, evliya, muallim, musikişinas ya da bilmedin en az bir şey başı vs. Ülke ülke değil, sanki çatısı yeşim taşından koskoca bir saray ve tüm tebaa bu sarayın içinde ilim, irfan, edebiyat ve muhabbetle, ipek döşekler içinde yaşayıp gidiyor. Dizilere bir baksanıza, harem ağası dediğin adamda bile bir afralar, tafralar, kıraatlar, kelamlar, Osmanlıca şiirler, gazeller, divan edebiyatından nadide örnekler. Oysa ben pazarda şerbet satan Nedim aganın, kadınlara fistan diken Nigar'ın, bacacı Numan'ın, kayıkçı Rıza'nın hayatını merak ediyorum. Bu açıdan şimdiye kadar beklentime en yakın kitap İskender Pala'nın Katre-i Matem isimli kitabıydı. Tuğra'da kısmen aynı klasmanda, ancak tam istediğim sıradan insanlar değil de, nispeten kalbur üstü denebilecek asilzadeler arasında geçiyor. Ama yine de sadece saray ve konaklar içinde tıkılıp kalmamış. İstanbul'un gündelik hayatından bolca örnek ve anlatı mevcut. Bu hayat masalsı geliyor bana, beğeniyorum...

Kitap Turan Bey ile başlıyor. Turan Bey iki santim daha kısa olsa aynı ben... Yoksa geniş omuz, kır düşmüş şakaklar falan hepsi bende mevcut. Turan Bey antikacı... Dükkanın adı da Tuğra... Çoğu antikacı gibi Osmanlı dönemine ve Tuğralara karşı özel bir ilgisi var. Ancak zaman konusunda saplantılı ve zamanın aşılabilirliliği, zamdan yolculuk gibi konularla yakından ilgili. Belli bir anda istemdışı olarak zamanda yolculuğu gerçekleştiriyor ve kendini 1878 yılında, Turatekin isimli Abdülhamit karşıtı bir muhalifin suretinde buluyor ve burada tamamen bambaşka bir maceraya atılıyor. Zaman yolculuğuyla geçmişe giden Turan Bey'in şimdiki hayatındaki herkesin, herşeyin geçmişte bir karşılığı var. Turan Bey'in doğruluğu, ya da yanlışlığına karar verdiği şeylerin arkasında gizlenen gerçekler 1878'de yaşadığı olayların içinde saklı. 

Kitabın ,ilk bölümündeki anlatım ilginç, değişik. Bugüne kadar başka bir yerde böyle bir üçüncü kişi anlatımı gördüm mü hatırlamıyorum. Üçüncü kişi anlatımı, tiyatro oyunundaki anlatıcı ya da oyunculara sahnenin detaylarını anlatan bir yönetmen gibi. Hemen örneklendirelim;

"Tığ işi perdenin deliklerinden odaya sabah güneşi giriyor. Geceden aralık kalmış pencereden içeri sabah serinliği dolmuş. Ürpererek uyanıyor. Gözlerini ovuşturup, tatlı tatlı esniyor. Güzel rüyalar görmüş olmalı. Üzerindeki ipek saten işli battaniyeyi bir kenara toplayarak bacaklarını yataktan sarkıtıyor. çıplak ayaklarının ucuna basarak aynalı etajerinin önündeki pufa oturuyor. Uykudan şişmiş gözleriyle aynaya bakıyor. Uzun kirpiklerinin ardından aynaya bakan bu gözler, güzelliğiyle Turatekin'in başını döndüren Türkân'ın gözleridir." 

Birinci bölümün sonuna kadar bu şekilde devam eden anlatım, ikinci bölümün başlangıcıyla alışık olduğumuz şekle dönüyor. Hayatın cilveleri, kaderin ağları gibi olgular işlenirken yerli dizi formatına çok yaklaşılmış. Ancak sömürü, ajitasyon, hamaset kesinlikle yok. Ha bir de 87. sayfa da Turgut Bey ve Turatekin'in tartışmaları bugüne taş ediyor gibi geldi. Kimden yana olduğu belli değil ama her iki tarafın politik  politik söylemleri ile günümüzdeki söylemler arasında ciddi derecede benzerlikler var.

İlk bölümde yer yer zamandayolculuk.com isimli bir siteden alıntılar yapılmış. Açtım nedir ne değildir bakayım istedim ama siteyi bakıma almışlar. Açılış 15 Ocak diyor ama kısmet. Unutmazsam tekrar bakacağım. 

Kitap, akıcı ve kolay okunuyor. İlk bölümün son kısmı hariç, anlamak, algılamak için fazladan bir şeyler yapmanızı gerektiren bir kısım yok. Öte yandan geçmiş dönemden bahseden bu tür eserlerin bir handikabı var. Yazarken o dönemin Türkçesini mi, yoksa bugünün Türkçesini mi kullanacaksınız? Yazar dengeyi iyi tutturmuş gibi duruyor. Ama yine de bir yerlerde Türkân'ın "Lavaboya gidiyorum" demesini yadırgadım. O dönemde bu tabirin kullanıldığını pek sanmıyorum. Kaldı ki bırak Osmanlı'yı benim küçüklüğümde bile yoktu bu tabir. Yukarı da demek istediğim buydu işte. Halk neyse de acaba o dönemin burjuvaları nasıl bir tabir kullanıyordu. yüz numara mı, hela mı? Diyaloğun geçtiği yer itibari ile bu ikisi kullanılamaz gibi geliyor. Zira sohbet elit bir ortamda geçiyor. Peki ama acaba ne? Benimki de böyle bir garip merak işte...

Kitabın gerçekten alınma kahramanı Sultan Abdülhamit Han, karakter, kişilik, bilgi, hafıza, alçak gönüllülük gibi özellikleri ile göklere çıkarılmış. Kendisi hakkında bir araştırmam olmadı, tarafsızım ama bir tarafı olanlar bu hususu da bilsinler istedim. Lakin olanca naifliğine rağmen verdiği sürgün kararı ile bir padişahın her zaman önce padişah olduğunu, iyiliği, güzelliğinin de bir yere kadar olduğunu yüzümüze tokat gibi çarptı. 

Kitabın satır aralarında önemli, güzel tarihi bilgiler var. Sırıtmadan, hikayeye usulünce yedirilmiş. Kitabın sonuna da alıntı yapılan yer belirtilmemiş ama muhtemelen Abdülhamit'in hatıralarından bir alıntıya yer verilmiş. Doğrudur, yanlıştır, sultan haklıdır, haksızdır bilemem ama şu noktaya değinmeden edemem; Sen ki neslinin üç kıtada hükümdarlık sürdüğü, ekonomisini, iktisadını başka memleketleri fethetme üzerine kurduğu bir hanedanın soyundan gel, sonra da Avrupa'nın büyük ülkelerinin dünyayı bölüşme çabalarına sitem et. Valla kusura bakmayın. Fırsatını bulsan aynısını siz yapmaz mıydınız padişahım? 

Kent Kitap'tan çıkan kitabın kapağı, kapaktaki korkunçlu adama rağmen güzel. (Maksadım Aldülhamit'e hakaret etmek falan değil, yanlış anlaşılmasın. Ama bakışlarda ürkütücü bir yan yok mu sizce de?) Valla Ilgın'ın resmini çekene kadar göbeğim çatladı. Renk ve özellikle yazı karakteri içerikle uygun. Tam ortadaki tuğra sanırım Abdülhamit'İn tuğrası, emin olamadım. Görsele bakınca benziyor ama ustasından olsa gerek her çizimde farklılıklar mevcut. Tasavvufi yönünün yoğun olduğunu bildiğim Şebnem Pişkin'in "fantastıkî kurgu" olarak isimlendirebileceğim kitabı gerçekten okunmaya değer. Sadece Turan Bey'in hayatının devamı ile ilgili biraz daha mı bilgi verilse, oraya tekrar dönülse miydi diye düşünüyorum. 
Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman Abdülhamit, Osmanlı, İstanbul şebnem pişkin tasavvuf


0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1