27 Nisan 2015 Pazartesi

Dede Korkut Hikayeleri

Dede Korkut gelip boy boyladı, soy soyladı.

Bu Oğuzname’yi düzdü, koştu, böyle dedi,
Hani dediğim Bey erenler?
Dünya benim deyenler?
Ecel aldı, yer gizledi,
Fani dünya kime kaldı?
Gelimli gidimli dünya
En son ucu ölümlü dünya!




Bundan sonra her siparişe, Türk mitleri ya da semavi dinler öncesini anlatan bir kitap ekleyeceğim. Yönümü değiştiriyorum.

Açılışı Dede Korkut Hikâyeleri ile yaptım. Bu hikâyeleri çok ama çok uzun zaman önce ilkokul yıllarımda, evimizin karşısındaki kütüphaneden bulup okumuştum. Tek hatırladığım, elimdekinin o yıllar için bile eski bir kitap olduğuydu. Soylama kısımlarını atlayarak okuduğumu hatırlıyorum. Son birkaç yıldır yetişkinler için olan versiyonlarını arayıp duruyordum. En sonunda Kabalcı’nın bu işe el attığını duyunca düşünmeden aldım.

Kitapta hikâyeler başlamadan önce Dede Korkut ve dönem hakkında ansiklopedi tadında bilgiler var. Gayet güzel ve yerinde. Anlatılana göre aslı 24 hikâyeden oluşmaktaymış. Günümüze 12 tanesi ulaşmış. Dede Korkut derler kişi de Bayat boyundan Kara Hoca’nın oğlu imiş. Ben pek inanmasam da 295 yıl yaşadığı iddia ediliyor. 10. Oğuz hükümdarı Kayı İnal Han’ın baş müşaviri imiş.

Doğruya doğru, hikaye olarak anlatımı, heyecan, macera aman aman çok iyi değil. Daha çok döneme ait Türk örf ve adetlerini öğreten bir belgesel gibi düşünmek gerek. İslamiyet ile ilişkilendirilmesinde takvim olarak kafam basmasa da, içindeki pek çok öğe Cüneyt Arkın filmlerinde bol bol kullanıldığı için tanıdık. Allah, peygamber, dua, cennet, cehennemin cirit attığı Arap masallarının aksine bu Türk masalında cinsellik yok denecek kadar az. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Boyu’nda çobandan hamile kalan peri kızı, başka bir hikayede Oğuz beylerinin yedi gün uyuması gibi öğeler nedense bana İslamiyet öncesi Türklerin bilmemiz gereken yığınla efsanevi özellikleri olduğu hissini uyandırdı.
Kitabın sonuna gayet kapsamlı bir Öztürkçe-Türkçe sözlük konmuş ki en beğendiğim bölüm buydu. Öylesine bakınırken bile bir sürü harika Türkçe kelime gördüm. Gökçe’nin meğerse ne güzel anlamı varmış.

Dediğim gibi Kabalcı’dan çıkan kitap muazzam. Çokça kullanılan aşina olmadığım kelimelerden ötürü yazım yanlışı varmı bilemem. Saedce bir yerde aynı paragraf iki kez tekrarlanmıştı. Onun dışında bir hata gözüme çarpmadı. Sade, gösterişsiz bir kapağın tam ortasına bir at minyatürü yerleştirilmiş. Tarihimizin tarafsız yüzünü öğrenmek açısından faydalı bir eser. Tavsiyemdir…

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1