21 Temmuz 2015 Salı

Ihlamurlar Açarken

Edirne’li yazar gördüm mü takip etmeye çalışıyorum, neler yazmışlar, nasıl yazmışlar merak ediyorum. Bu nedenle eşimle Saraçlar Caddesinde gezerken gördüğüm bu kitabı hiç aklımda yokken alıverdim. Tam emin değilim ama kitap aynı zamanda kitaplığımdaki 300 civarı (çizgi romanlarım hariç) kitap içinde Edirne’den alınan tek kitap olma özelliğini taşıyor.

Kitap yazarın diğer kitapları gibi Trakya’nın vakti zamanındaki etnik zenginliği üzerine kurulu. Vize’de başlayan hikâyemizde; Rum bir ailenin Türk komşuları ile olan ilişkileri, sonrasında gelen Bulgar ve Yunan işgalinin ardından, dostlukların nasıl olup da düşmanlığa dönüştüğünü ve bu düşmanlığın iki gencin aşkını nasıl etkilediğini görüyoruz.

Yazar Güngör Mazlum, Edirne’nin eski belediye başkanlarından olmasının yanı sıra, aynı zamanda Edirne Yerel Tarih Grubunun bir üyesi. (Kendime not: Bu grupla yakından ilgilen) Dolayısıyla romanın tarihi yönünde hiçbir sıkıntı yok. Hatta özellikle mübadelenin, nasıl yapıldığı, nelere mâl olduğu gibi noktalarda kolay kolay öğrenemeyeceğimiz bilgiler mevcut. Dahası benim için en önemlisi dönem romanlarının en eleştirdiğim yanı olan, hanlar, hamamlar, saraylarda geçen bir roman değil. Sıradan esnafların, sıradan ailelerin yaşamları, birbirleri ile olan ilişkilerinden bahsedilmiş.

Ancak kurgu kısmı için maalesef aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bu kısımlar sanki biraz aceleye getirilmiş, kontrol edilmemiş ya da özenilmemiş gibi duruyor. Herhangi biri tarafından bir son okuma yapıldığını düşünmüyorum. Onlarca anlatım bozukluğu var. Üçüncü tekil anlatımla başlayan paragraf, birkaç cümle sonra birden bire birinci tekil anlatıma dönüveriyor. Ortam tasvirleri yapılırken kısa, kesik, devrik cümleler kullanılmış. Tasvir edilir gibi değil de sanki envanter tutulur gibi. Safiye’nin kolunda dört bilezik. İkisi sağlam, ikisi ezik. Üzerindeki yelek Bosna yünü. Kazağı kırmızı… gibi. (Kitapta böyle bir şey yok ama tasvirler bunun gibi)

Bir de aşk hikâyemiz olanca çaresizliği ile devam ederken, tarihi ve ansiklopedik bilgiler olaya birden dâhil oluyor. Reklâm arası gibi. Hikâyenin akışına yedirilememiş, verilen bilgiler gerçekten çok değerli ama okuma kalitesini düşürüyor.  

“Eleni elinin tersi ile sildi gözlerinin yaşını, camın içindeki küçük bohçaya uzandı. Çeyizinden, küçük çoraplar, peşkirler, mendiller vardı bohçasında. Kenarları iğne oyalı beyaz ipek bir mendil çıkardı. Annesinin kestiği iki belik saçını sardı mendile, uzattı sevgilisi Yusuf’a”

İçinde Rumların olduğu roman, hikaye, senaryo yazarlarından çok rica ediyorum, lütfen hiç değilse biriniz karakterlere Eleni, Dimitri dışında bir isim versin. Yemin ederim içim şişti. Nasıl ki gördüğümüz her Japon’u karateci sanıyoruz, sizin yüzünüzden bütün Rumların adını Dimitri sanıyorum. Lütfen yeter. Allahtan Güngör Bey, “Haydi vre Dimitri, tıngırdat bakalım biraz” klişesini yapmamış. Bu nedenle kendisine teşekkürü bir borç bilir, ellerinden öperim.

Dediğim gibi tarihsel açıdan çok değerli. Kurtuluş Savaşının kahraman Edirne’lilerini bir bir öğrendik. Balıkesir taraflarında yaşadıklarını bildiğim (belki başka yerlerde de vardır) “biberciler” in kökenini de. Hatta ben hep kızlar tarafından kullanıldığını bildiğim “aretlik” kurumunun o dönemde erkekler içinde olduğunu öğrendim. Ancaaaak! Kim ulan bu Şekerci Bohor? Nasıl bir düzen kurduysa bu adamdan lokum alınmadan ne hoş geldine, ne güle güleye, ne sünnete, ne askere, ne kız istemeye hiçbir yere gidilmiyor. Bütün erkekleri askere aldılar, sürgün ettiler, kurtulan çeteye katıldı ama Şekerci Bohor değişmeyen lezzetiyle hep Vize’de. Şekerci Bohor Since 1875 (Kim bilir belki de daha eski)

Kitabın sonunda kitapta geçen karakterlerin mübadele sonrası hayatları biyografik olarak verilmiş ama  çok azından bahsedilmiş. Mesela Eleni ve annesine ne olmuş öğrenemedik. Kim bilir belki de yazar onlar hakkında bilgiye ulaşamamıştır. Annesi demişken, ilk başlarda Türklerle kardeş kadar yakın olan, son derece iyi huylu, temiz kalpli Katrin Hanım’ın olaylar ilerledikçe fesatlaşması, ruhen değişime uğraması dikkatimi çekti. Fakat bunun, bir insanın yaşadığı zorlukların onun karakterini nasıl değiştirebileceği mesajı verilmek için yapılıp yapılmadığından emin değilim. Zira kurgunun zayıflığı dolayısıyla rasgele de olmuş olabilir gibi duruyor.


Kitap, son zamanlarda gayet aktif olduğunu gördüğüm, ancak bu kitap haricinde bir yayının okumadığım, Edirne’li Parafiks Yayınlarından çıkmış. İçe katlanmış, kulakçıklı kapağı beğendim. Açık kahve zemin üzerine bordo renkli harflerin uyumu güzel. Altta nerede,  ne zaman ve hangi olay esnasında çekildiğini bilemediğim ama deli gibi merak ettiğim bir resim var. Kıyıda bekleyenler var ama asıl dikkatimi çeken kayıklardakiler. Kayıklardaki herkes ellerini kaldırmış. Teslim mi olmuşlar, birilerine hoş geldin mi diyorlar çözemedim. Umarım bilen biri vardır ve bana söyler. Kapağın tam ortasında, varaklı bir çerçevenin içinde, yazarın dedesinin kardeşi, aynı zamanda kitapta da karşılaşacağımız karakterlerden Havuz Bey’in bir fotoğrafı var.  Baskı güzel olmakla birlikte yazım yanlışları var. Bir de birkaç yerde cümle, kesilmemesi gereken bir yerden kesilip yeni bir paragraf başından devam etmiş. Son olarak kenar boşlukları bir tık daha fazla olsa, daha güzel olabilirdi.  Dediğim gibi kurgusal olarak tatmin edici olmasa da, verdiği tarihi bilgiler açısından güzel. Bu kitap sayesinde Trakya hakkında birçok güzel şey öğrendim… 



Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman, Güngör mazlum, Kırkpınar, Edirne, vize, mübadele, ermeni soykırımı, Yunanistan, Rumlar, eleni, dimitri

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1