9 Ekim 2015 Cuma

Mehmed'e gönderilmeyen Mektuplar - Şebnem Pişkin

Ama her aşk, anlatılmak ister. Aşk’ı anlatmak içinse anlamak gerekir önce. Yanmak gerekir aşkın harlı ateşinde… Yanmadan OL’mak, OL’madan ÖL’mek yoktur. Aşk’la olup, Aşkla ölünürse ulaşılır ancak O’na. Aşk’ın amacı da budur yalnızca.

Şebnem Pişkin’i ilk kez Mehmet Mollaosmanoğlu’nun sosyal medyadaki paylaşımlarına yaptığı yorumlarla tanıdım. Sonra eşimle birlikte gittiğimiz 2014 Tüyap Kitap Fuarında tanışabilme, aynı masada oturabilme şansına eriştim. Sıcakkanlılığı, samimiyeti ve güler yüzlülüğü ile hem ben, hem de eşim kolayca ısınıverdik kendisine. Ki ben insan ayırırım, kolay kolay kimseyi beğenmem. Öyle de beter bir adamım. O güne kadar hiçbir kitabını okumamıştım, okuyacağıma söz verdim. Böyle oldu kitaplarına başlamam. Önce “6 Üstü Hikâye” sonra Tuğra ve İsrafil’in Aynası. Baskıdan önce okuma şansına erişen Mehmet Mollaosmanoğlu ve Aşkın Güngör’ün yazdıklarını okuyunca dayanamadım, şansımı denedim ve bende ön okuma yapmak istediğimi söyledim. Sağ olsun beni kırmadı, diğer kitaplarına yaptığım kötü espriler içeren yorumlarıma aldırmadan kitabın taslağını gönderdi. İyilikler, huzurlar diledi, hatta kitaptan keyif almam için mail üzerinden hipnotize bile etmeye kalktı.  Yazımın ilk hali şuadreste olmakla birlikte, kitap piyasaya sunulduğuna göre sanırım yorumumu biraz elden geçirip kendi bloğumda da paylaşma vakti geldi.

Kitabımızın kahramanı bir kadın. İsmi, mesleği belirtilmese de, dini bütün, tasavvufla ilgilenen, yalnız yaşayan bir kadın. Hakkında iç dünyasının derinliği dışında dünyevi hayatına dair çok fazla bir detay yok.  Bir gün bir yerde tesadüfen Mehmed isminde biri ile tanışıyor. Bundan sonra içinde bir şeylerin değiştiğini, hayatında bir şeylerin eksilirken, başka bir şeylerin tamamlandığını hissediyor. Hisleri Mehmed de vücut buluyor. Peki ya Mehmed kim? O ise bambaşka bir muamma. Belki büyük bir aşkın başrol oyuncusu, belki bir şeyler öğrenmeye vesile sıradan bir figüran. Benim tahminim, evvelce yaşadıklarından yorulan, kırılan, aşk için çabalamaktan vazgeçen, bu nedenle artık  “kısmetse nasıl olsa kendiliğinden olur” diye düşünmeye başlamış bir adam.  Kötü biri değil ama aşk için çabalamaya gönüllü de değil.
Kitap Paulo Coelho’nun bir iki kitabında gördüğüm bir anlatım tekniği ile anlatılmış. Ana karakterin iç sesi, kendi yargıları, kendi yorumları üzerinden gidilmiş. Ancak bu noktada bu kitabın kısa tutulmasının işin özünü daha iyi anlatılmasını sağladığını söyleyebilirim. Özellikle benim gibi bu tarz kitaplara nötr yaklaşan okurların dikkatini dağıtmadan, sıkılmadan okuyabilmesi açısından çok faydalı.  Kitapta seven bir kadının yaşadığı platonik aşk, en saf, en temiz, hatta en özel duyguları tüm içtenliği ile anlatılmış.  Âşık bir insanın aşk halinden deliliğe, oradan keder ve nefrete, en son kabullenmeye ve sevgisinin büyüklüğünden affetmeye geçişi ustaca işlenmiş. İnsanın başka birine değil de, aslında hayallerindeki birine sevdalandığı, marifetin sevilende değil de sevende olduğu vurgulanmış. Yazar bu anlatımlarını birbirinden güzel mısralarla süslerken, bazı yerlerde de ayetlerden örnekler vererek kadının hezeyanlarına, çıkarımlarına Kuran mantığında açıklamalar getirmiş.

Bu arada yalan yok, ben tasavvufla hiç ilgilenmedim, anlamam. Aynı şekilde Türkçe karşılığı varsa o kelimenin Arapça’sının kullanılmasına da karşıyım. (Türkçeleşmiş kelimeler hariç) Ancak yazarın Arap harflerinin anlamlarını Türkçe kelimeler ile bağdaştırma yeteneği önünde saygı ile eğiliyorum. Özellikle üçüncü mim, Mehmed, Mehmedim ilişkisi kitapta hem en beğendiğim, hem de en hüzünlendiğim kısım oldu. Sadece bu değil, kitapta bunun gibi insanın sevgilisine ithaf edebileceği onlarca güzel söz öbeği var. Yazımın başında paylaşacağım alıntıyı seçmekte zorlanınca, hiç uğraşmadan hemen kitabın başındaki cümlelerden birini kullanmaya karar verdim. İnsanın yeniden âşık olası, bu sözlerle birilerine çıkma teklif edesi geliyor yemin ederim. Keşke bu kitap karımla tanışmadan önce yazılsaymış.

Ayrıca yazarın tüm diğer kitaplarının ana temasını oluşturan “Bir” vurgusunun bu sefer dünyevi bir aşk üzerinden açıklanması dikkat çekici. Dediğim gibi konuya vakıf olmadığımdan aldığım tat bir yere kadar. Konunun meraklıları eminim çok daha fazla keyif alacaklardır.

Bu kitabı okurken genelde yaptığım gibi kurgu, mantık hatası aramadım. Zira aşktan bahseden bir kitap mantık aramak en başta mantıksız olurdu. Hem zaten “aşkın ilk nefesi, mantığın son nefesidir” demezler mi? Ha sahi, Mehmed’e de laflar hazırlamıştım ama kitabın ruhu ve dokusuna ters düşmek istemiyorum. Kaldı ki yazarın diğer kitaplarında “aklıma ne gelirse söyleme” hakkımı kullandığımı düşünüyorum.

Kitabı okurken bir ara acaba yazar kendinden mi bahsediyor diye düşünmedim değil. Fakat kitaptaki kadın birkaç yerde yaşının ilerlediğinden bahsediyor.  Oysa yazar benimle aynı yaşta ve geceleri saymazsak on beşimizi henüz geçtik. Demek ki kitapta bir başkasından bahsediliyor.

Kitabın henüz basılı versiyonunu edinmedim. Eğer buluşabilirsek bu seneki kitap fuarından alıp bizzat kendisine imzalatmak istiyorum. Bu yüzden baskısı ile ilgili bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak ön kapağa bakarak siyah ve pembenin müthiş uyumlu bir ikili oluşturduğunu söyleyebilirim. Aynı şekilde yazı karakteri de enfes. Anlamını bilmediğim arap harfinin “mim” olduğunu tahmin ediyorum. Bunun dışında, Aşkı “Bir” olana aşkı ile birleştirebilenlere yazardan sıcacık bir armağan olan bu kitapta, hayatının bir kıyısında karşılıksız aşkın kıyısından geçmiş herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini, “aynı ben” diyeceğini düşünüyorum. İyi okumalar.


Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman, kitabının konusu, şebnem pişkin, tasavvuf, Mevlana, şems, mehmed, pdf oku, pdf indir



0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1