5 Aralık 2015 Cumartesi

Aklın Kuşu Uçsun - Ayşenur Yazıcı

kitap yorumu, kitap özeti, postiga, eleştiri
Ağaç yaşken eğilir doğru, ama “dalında duran bir yaprağa” toprağı göstermek istersen, “dalı yere eğmekle” “yaprağı koparıp toprağa atmak” aynı şeyler değildir.

                                                 
                      
“Aklın Kuşu Uçsun” asla listemde olmayan, hatta varlığından bile haberimin olmadığı bir kitaptı. Evet, Ayşenur Yazıcı’yı eskilerden, televizyonda şiir okuduğu günlerden, en son Doğa İçin Çal 2’deki performansı ile hatırlıyorum ama ne yalan söyleyeyim yazarlığı hakkında bir fikrim yoktu. Kendisi ile TÜYAP Kitap fuarında, Postiga Standında, arkadaşım yazar Ümit İhsan’ı ziyaret ederken tanıştık. En başta güzelliği, sıcaklığı ve güler yüzü ile eşim ve beni etkiledi. Biz de bize önerdiği, “Hayat sizi hiç üzmesin” diye imzaladığı, “Aklın Kuşu Uçsun” isimli kitabını aldık. Okudum ve yorumluyorum.

Okudum ve yorumluyorum ama bir yandan da tedirginim. Bir şekilde tanıştığım tüm yazarlarda bunu yaşıyorum. İçimden geçeni dürüstçe söyleyebilmek, ama bunu yaparken kimseyi kırmamak istiyorum. Bu seferde acaba “bu yazarı tanıyorum diye torpil geçmiş olabilir miyim?” diye düşünüyorum. Öte yandan bu kitabı satın alırken bunların hiçbirinin bir anlamı kalmadı. Sağ olsunlar, Ayşenur Yazcı ve Ümit İhsan ile sohbet ederken konu kitap eleştirenlere gelince Ayşenur Hanım bir serzenişte bulundu. Kelimesi kelimesine aklımda olmasa da; “Hep okurlar yazarları eleştiriyorlar. Keşke bizimde okuru eleştirebilme şansımız olsa. Okur, yeterince iyi bir okur olmadıktan sonra yazarın iyi bir yazar olmasının anlamı var mı?” anlamında bir şey dedi. Anlaşılacağı üzere, benim bu blog da bulunan yaklaşık 160 yorumumun çöp olma ihtimali doğdu. Ya ben de iyi bir okur değilsem, ya bu eleştirilerin eleştirel hiçbir değeri yoksa diye uykularım kaçıyor.

Neyse, bu uzun girizgâhtan sonra asıl konuya girelim ve ilk eleştirim gelsin. Ayşenur Hanım bize bu kitabı önerirken bilim kurgu olarak önerdi. Yine facebookta Ümit İhsan’ın “Kıyamet Tarikatı” isimli kitabından bilim kurgu ve Ümit’ten bilim kurgu yazarı olarak bahsetmişti. Ne yalan söyleyeyim ne bu kitabın (son öykü hariç) ne de Kıyamet Tarikatı’nın bilim kurgu türü içinde dahil edilebileceğini pek düşünmüyorum. Sanırım yazarla aramızda bilim kurgu türünün içeriği konusunda bir anlaşmazlık var. Neyse, bu aşılabilir bir konu ve yazar hala çok güzel, sıcakkanlı ve güler yüzlü.

Elimde ikinci baskısını tuttuğum kitap, 6 öyküden oluşmakta. Bu noktada uygun bir yere bir “İçindekiler” kısmı koyulmaması eksiklik gibi geldi. Şart değil elbet ama olsa daha iyi gibi. Kısa öykülerde özet vermek istemiyorum. En ufak, hatalı bir dokunuş benden sonra okuyacak olanın keyfini kaçırabiliyor. Bu yüzden içeriklere değinmeden her öyküden kısaca bahsetmek istiyorum. En sondaki rakamlar da öyküyü diğer altı tanesi arasındaki beğeni sıralamamı gösteriyor. 

Kimsesizler Mezarlığı: Kitabın ilk ve bence en çok şey vadeden öyküsü. Evet, pek bilim kurgu sayılmaz ama gerilim türünde ve başlı başına kitap olarak da yazılabilecek bir hikâye. Hatta kişisel görüşüm, iş bilir bir senarist bu konuyu birkaç sezon rahatlıkla sündürebilir. Lakin sonu biraz acele edilmiş, “hadi bitsin artık” denmiş gibi. Ama başlangıcı ile epey heyecan uyandırdı. 5/6

Zeval ve Hayıf: Gerçekten ilginç bir öykü. Biraz eskilerden, Michael Douglas’ın oynadığı The Game filmi gibi. Galip Tekin, Kenan Yarar ve Ersin Karabulut için harika bir senaryo. 3/6

Mihriban: Bu öykü bana nedense, mahalle ihtiyarlarının anlattığı, cin peri masallarını hatırlattı. Finali itibari ile içimin yağlarını eritti, “oh olsun dedirtti.” 6/6

7 Gün Sukut: Kişisel gelişimi örnekleyen hoş bir öykü. Finali klasik olmakla birlikte Moğolistan’da geçen kısımların betimlemeleri dikkat çekici. Beğendim. Sadece tam hatırlamadığım bir yerde üçüncü tekil anlatım, bir cümleliğine birinci tekile dönmüş. Ya atlanmış ya da ben durumu yanlış algılıyorum. 4/6

kitap yorumu, kitap özeti, postiga, eleştiriHis Paratoneri: Konu itibari ile kitabın en ilginç öyküsü. Neden esas karakter yabancı olmak zorundaydı bilmiyorum. Hatta bizzat yazarın kendisi “macera sadece yabancı romanlarda mı olur?” demişken. Yattığı yatakta kendinden önce yatanların hayatlarını, enerjilerini paylaşan bir adamın öyküsü. 2/6

Koğuş 99: Evet, belki de kitabın bilim kurgu diyebileceğimiz tek öyküsü. Hatta ben çitayı bir tık yukarı kaldırıp distopya diyeceğim. 2090’lı yıllarda geçen, inancın, umudun enerjiye dönmesinden bahseden bir bilim kurgu. Gerçekten iyiydi. 1/6

İnanç görmediğine inanmaktır, armağanıysa inandığını görmektir.


Koğuş 99 hariç diğer öykülerin, özellikle kadınlara daha kolay ulaşacağını tahmin ediyorum. Hikâyelerin romantizmi ve duygusallığı ile Meave Binchy’e benzettiğimi söyleyebilirim. Postiga’dan çıkan kitabın baskısı yine çok kaliteli. Ancak kozmetik reklâmlarından fırlamış ve öykülerden hiçbiri ile bağlantısını kuramadığım kapağı beğenmedim. Bunu yanında benim gibi dilbilgisi cahilinin bile dikkatini çekecek imla hataları var. Yazara “mutlaka bir kitabını daha okuyacağım” diye söz vermesem de “bundan sonraki kitaplarını takibe aldığımı, kapağı, tanıtım yazısı ve konusu ile dikkatimi çeken bir kitabı olursa mutlaka alıp okuyacağımı” söyleyebilirim. Yazardan bahsetmişken size ne kadar güzel, sıcakkanlı ve güler yüzlü olduğundan bahsetmiş miydim? 

2 yorum:

  1. Merhaba,
    Kapak fotosu ararken sayfanıza düşmekten sonsuz mutlu oldum. Bana bir dileğimi gerçekleştirdiniz. Eleştirilmek. Ama okuyan biri tarafından eleştiriliyor olmak. Güzel gönlünüz, harf dolu aklınız, kitapla büyümeye olan hevesiniz hiç sönmesin. Bayıldım sayfanıza.
    Ben de okuduğum kitapları eleştiriyorum :) Sayfamda yayınlıyorum bazılarını. Sevgilerle
    Not: O güzel kızın da yanaklarından öptüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumu görünce ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. İltifatlarınız ve iyi dilekleriniz için çok teşekkürler. Umarım tüm dilekleriniz gerçek olur...

      Sil

 
UA-57355180-1