Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


27 Nisan 2015 Pazartesi

Dede Korkut Hikayeleri

Dede Korkut gelip boy boyladı, soy soyladı.

Bu Oğuzname’yi düzdü, koştu, böyle dedi,
Hani dediğim Bey erenler?
Dünya benim deyenler?
Ecel aldı, yer gizledi,
Fani dünya kime kaldı?
Gelimli gidimli dünya
En son ucu ölümlü dünya!




Bundan sonra her siparişe, Türk mitleri ya da semavi dinler öncesini anlatan bir kitap ekleyeceğim. Yönümü değiştiriyorum.

Açılışı Dede Korkut Hikâyeleri ile yaptım. Bu hikâyeleri çok ama çok uzun zaman önce ilkokul yıllarımda, evimizin karşısındaki kütüphaneden bulup okumuştum. Tek hatırladığım, elimdekinin o yıllar için bile eski bir kitap olduğuydu. Soylama kısımlarını atlayarak okuduğumu hatırlıyorum. Son birkaç yıldır yetişkinler için olan versiyonlarını arayıp duruyordum. En sonunda Kabalcı’nın bu işe el attığını duyunca düşünmeden aldım.

Kitapta hikâyeler başlamadan önce Dede Korkut ve dönem hakkında ansiklopedi tadında bilgiler var. Gayet güzel ve yerinde. Anlatılana göre aslı 24 hikâyeden oluşmaktaymış. Günümüze 12 tanesi ulaşmış. Dede Korkut derler kişi de Bayat boyundan Kara Hoca’nın oğlu imiş. Ben pek inanmasam da 295 yıl yaşadığı iddia ediliyor. 10. Oğuz hükümdarı Kayı İnal Han’ın baş müşaviri imiş.

Doğruya doğru, hikaye olarak anlatımı, heyecan, macera aman aman çok iyi değil. Daha çok döneme ait Türk örf ve adetlerini öğreten bir belgesel gibi düşünmek gerek. İslamiyet ile ilişkilendirilmesinde takvim olarak kafam basmasa da, içindeki pek çok öğe Cüneyt Arkın filmlerinde bol bol kullanıldığı için tanıdık. Allah, peygamber, dua, cennet, cehennemin cirit attığı Arap masallarının aksine bu Türk masalında cinsellik yok denecek kadar az. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Boyu’nda çobandan hamile kalan peri kızı, başka bir hikayede Oğuz beylerinin yedi gün uyuması gibi öğeler nedense bana İslamiyet öncesi Türklerin bilmemiz gereken yığınla efsanevi özellikleri olduğu hissini uyandırdı.
Kitabın sonuna gayet kapsamlı bir Öztürkçe-Türkçe sözlük konmuş ki en beğendiğim bölüm buydu. Öylesine bakınırken bile bir sürü harika Türkçe kelime gördüm. Gökçe’nin meğerse ne güzel anlamı varmış.

Dediğim gibi Kabalcı’dan çıkan kitap muazzam. Çokça kullanılan aşina olmadığım kelimelerden ötürü yazım yanlışı varmı bilemem. Saedce bir yerde aynı paragraf iki kez tekrarlanmıştı. Onun dışında bir hata gözüme çarpmadı. Sade, gösterişsiz bir kapağın tam ortasına bir at minyatürü yerleştirilmiş. Tarihimizin tarafsız yüzünü öğrenmek açısından faydalı bir eser. Tavsiyemdir…

7 Nisan 2015 Salı

Sona Kalan



“Ona Ikarus derdik.

Tabii ki bu, onun gerçek adı değildi. Çiftlikte geçirdiğim çocuktuk yıllarımda öğrenmiştim ki, insan yakında kesilmek için seçilmiş hiçbir hayvana isim vermemeliydi. Bunun yerine pekâlâ. Bir numaralı domuz, iki numaralı domuz, diye bahsedebilirdin ondan. Bunun yanı sıra, onunla hiçbir zaman göz teması da kurmamalıydın. Bu sayede onun varlığını sanki hiç fark etmemiş gibi davranabilir ve arada oluşabilecek bir sevgiyi de engelleyebilirdin.”

Tess Gerritsen, tüm kitaplarını takip etmek istediğim bir yazar. Ancak çoğu kitaplarını Martı Yayınlarının yayınlaması yüzünden sadece Rizzoli&Isles serisine tahammül edebiliyorum. Sona Kalan, bu serinin şimdilik Türkiye'de yayınlanan son kitabı. Her ne kadar final kısmı biraz zorlama gibi gelse de, genel anlamda sürükleyici, heyecanlı, keyifli bir macera. Güzel, su gibi akan, son derece keyifli bir macera. Çeviri, serinin diğer kitaplarına oranla daha iyi gibi dursa da yeterli değil. Mesela kaç kitaptır Papaz Daniel diye bildiğimiz adam bu kitapta Baba Daniel olmuş, daha ne olsun. Çeviri bir yana editoryal açıdan da bir felaket. Yahu biz okumak için üzerine para veriyoruz, sırf bu kitabı okumak için para alan biri okumaya üşeniyor. Akıl alır gibi değil. Maura’nın adı kimi yerde Anna, kimi yerde Claire diye geçiyor. Durum o derece vahim.

Birbiri ile tamamen alakasız üç çocuk, ailelerinin öldürülmesinin ardından koruyucu ailelerinin de öldürülmesi ile korkunç bir şok yaşarlar. Bu üç ayrı çocuk arasında bir bağlantı bulunduğuna inanan Dedektif Jane Rizzoli olayı araştırmaya başlar. Bu arada arka planda yavaşça ilerleyen yan hikayeyi de ana hikayeye ne zaman bağlanacak diye merak içinde takip ediyorsunuz. Klasik polisiye anlatımı ile hızlı, yormayan, sıkmayan, eğlencelik bir kitap.

Aklıma gelmişken, dizi ile kitapların tek benzerliği ana karakterlerin isim ve mesleklerinden ibaret. Bunun dışında dizi ve kitap birbirinden tamamen farklı. Yoksa Maura esmer olmasının yanı sıra hiçte dizideki kadar eğlenceli değil. Jane ona keza. Ayrıca kitaplar dizinin tam tersine daha çok Maura ekseninde geçiyor. Sanki dizi yapımcıları, yapım aşamasında alakasız bir senaryo yapıp, sonradan Tess Gerritsen’in bu meşhur karakterlerinden faydalanmak istemişler gibi. Ama ikisi de ayrı kulvarlarda ayrı güzel yapıtlar.


Seri eskiden beyaz fon üzerine kırmızı, kan lekeli yazılar üzerine kurulu kapaklardan ibaretken, yapılan değişiklikle yeni baskıların hepsi pavyonların ışıklı tabelaları gibi. Kırmızı, mavi, mor gece lambası gibi karşıdan göz alan renkleri var. Bana biraz abartılı geldi. Ha birde çok ilginçtir tüm kitapların ciltli versiyonları da satışta. 
Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman  tess Gerritsen, sona kalan, katil, dedektif, cinayet, martı, pdf,








 
UA-57355180-1