Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

12 Mayıs 2015 Salı

Asteriks İspanya'da

“M.Ö 50 yılı… Galya tamamen Romalıların işgali altındadır. Hemen hemen… Yenilmez Galyalıların yaşadığı küçük bir köy, işgalcilere hala kafa tutmaktadır. Totoryum, Akvaryum, Toplantıyum ve Lavdanyum garnizonlarında görev yapan Romalı askerler için hayat hiç de kolay değildir.”

Özellikle lise çağlarımda çizgi roman okuduğum için alay konusuydum. Sonraları büyüdükçe alay edenler azaldı. Kaldı ki değil alay etmek, evimi kundaklasalar geri adam atmam. Ben Asteriks hastasıyım aga. Eve her gün gazete girdiği ilkokul yıllarımda, Tercüman, Bulvar gazetelerinin ilavesi, babamın hediyesi Asteriks bana. Her macerası 21. Yüzyıl kalitesinde yaratılmış birer masal gibi gelir bana. Daha elime aldığım an, kapaklarına bakarken aptal aptal sırıtmaya başlıyorum, elimde değil. Aha bunun kapağında da gönlümde yer etmiş adıyla Hopdediks (şimdi Oburiks diyolla) Galya ve İspanya'yı halatla birleştirerek bildiğin "çılgın proje" ye taa o zamanlarda imza atmış. İnanabiliyor musunuz, işte bunlar hep Roma zihniyeti sebebi ile gerçekleşmemiş. 

Eskiden bunu Halit Kıvanç çevirirdi. Palamutiks’ler, Dediğimdediks, Eskitopraks bize hep Halit abiden yadigâr. Yeni nesil çeviriler de Halit Kıvanç'ın tarzına paralel gidiyor. İspanyol Şef Doritos Panços'un oğlu Perikles var mesela. Seviyorum bu tarz çeviriyi. Ha bir de bu macera da Edirne'li atalarımla tanıştım. "Abe oş geldiniz" diye karşıladılar Galya'lıları. 

Bu macera, İspanya’yı egemenliği altına alan Jül Sezar’ın son direnişçi köyü yıkmak için kabile şefi Doritos Panços’un oğlunu rehin almasını konu alıyor. Rehine Perikles daha sonra kurtarılmasın diye Galya’ya götürülür. Ancak uyanık bücür Perikles Romalılar elinden kurtulur ve bizim küçük Galya köyüne sığınır. Şef Toptoriks’de ufaklığı memleketine geri götürme görevini Asteriks ve Oburiks’e verir ve kahramanlarımız İspanya’ya doğru yola çıkarlar. Günümüze yapılan göndermelerin gırla gittiği maceranın son anlarında matador kelimesinin literatüre Astreriks tarafından kazandırıldığını da öğrenerek ufkumuzu ikiye katlamamızda eğlencenin bonusu.


Ön kapak, arka kapak, başlık, kullanılan yazı karakteri... Herşeyi muhteşem. Masal tadında, çizgi film akıcılığında. Bir Shire'de Leto ile Shire yaprağı tüttürmek, bir de Galya'da macera sonrası şölene katılmak. Şu hayatta en çok istediğim iki şey. Kakafonis'i dinlemeye bile razıyım. O derece. En nihayetinde Ilgın da iyileşti ve pozumuz hazır. Unutmadan son sosyal mesaj; çocuklarınıza çizgi roman okutun. Neden sorunuzun cevabı resimliroman.net moderatörlerinden baykuş’tan geliyor. “Çizgi roman okumak çocukların zihinsel ve yaratıcı düşünce gelişimi için düzyazı kitaptan daha çok faydalıdır. Zira ç.r.da anlatılan olayın %0,1i gösterilir, çocuk okurken farkında bile olmadan geri kalan %99,9'u kendi hayalgücü ile doldurur; sesleri, konuşmaları, hareketleri, 3 boyutlu mekânları hayal eder ve bunu farkında dahi olmadan altbilinç düzeyinde yapar.” 

10 Mayıs 2015 Pazar

Deve Gözü


"Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır."

Tüm kitaplarını okumaya söz verdiğim yazarlardan Aytmatov'un Deve Gözü isimli kitabını okudum. Kitap demek doğru olur mu bilmiyorum. Sadece 45 sayfalık bir öykü. Tarım reformunu gerçekleştirmek için çabalayan Rusya da Kemal isimli, traktör sürücüsü olma hayallerinin peşinde bir adamın öyküsü. Kemal azimli, çalışkandır ama ona işi öğretecek olan Abakir ile başı derttedir. 


Çok uzun yazacak değilim. Öykü klasik, Aytmatov'a yakışır doğa tasvirleri ile bezeli. Anlatım yine, gece yorgun argın yatağına giren Kemal'in sızlayan ellerini hissettirecek kadar iyi. Ama genel itibari ile zayıf kalan (kısa olmasıyla alakalı belki) bir öykü. 

Kapakta isim ile özdeş bir deve resmi kullanılmış. Ancak devenin üzerindeki adam ve arka plana bakar, Rusya hariç dünyanın herhangi bir yeri olabilir gibi geliyor. Elips Kitap'tan çıkan kitabın orijinal ismi maalesef yine yok. Keşke olsaydı. Yukarıda değindiğim gibi Aytmatov okumaya başlayacak bir kitap değil ama yazarın bir kaç kitabını okuduktan sonra nasılsa okuyacağınız bir kitap. Tüüm kitaplarını okumak gibi bir kaygınız yoksa bu kitabı es geçebilirsiniz. 

8 Mayıs 2015 Cuma

Coraline

“Peri masalları gerçeklerden ötedir; bize ejderhaların var olduklarını anlattıkları için değil, ejderhaların bile yenilebileceğini gösterdikleri için.”

Neil Gaiman’ı severim. Ancak okuduğum kitapları bir dolu, bir boş şeklinde oluyor. Bu da bence boş kitaplarından biri. Tarz olarak biraz Narnia, biraz Spiderwick Günceleri gibi.  Küçük dostumuz Coraline – Caroline değil- yeni taşındıkları evi keşfederken, misafir odasında hiçbir yere açılmayan bir kapı buluyor. Bu kapı daha sonra Coralin’in gerçek hayatındaki her şeyin kötü bir kopyasının bulunduğu başka bir dünyaya açılacak.

Kitap kısa, 176 sayfa. Bahse konu kapıdan geçen Coralin’in, öteki dünyadaki varlığı kandırıp kendi dünyasına dönmesini konu alıyor. İlkokul çocukları için belki biraz ürkütücü sayılabilir. Ama ondan sonra okurun yaşı ile birlikte gereksizliği artmakta. Elinize alıp, uykudan önce çocuğunuza da okuyamazsınız. Ama neyse ki 5 TL civarında bir fiyatla çok büyük bir kayıp değil.


Kitabın en işe yarar güzelliği her bölümün başındaki tam sayfa çizimler. Hepsini Dave Mckean çizmiş. Doğru hatırlıyorsam aynı kişi yazarın Sandman çizgi romanlarının kapaklarını çizmişti. Bu kitabın da kapağı için güzel bir tasarım yapmış. Ancak hemen belirtmeliyim ki internet görsellerindeki detaylar, basılırken kaybolmuş. Coraline’nin –Caroline değil- yanındaki eller falan pek belli olmuyor. Ilgın her ne kadar (ve çok şükür) iyileştiyse de maalesef fotoğraf çektirecek kadar keyifli değil. Hasta yatağındaki ilgi ve alaka iyi geldiğinden olsa gerek huysuzluğa devam ediyor. Bu nedenle kapaktaki detay kayıplarını gösteremiyorum. Odtü Yayınlarından çıkan kitabı fikir olarak klasik, kurgu olarak zayıf buldum. Daha önce başka yazarlar içinde söylemiştim. Bu kitapta Neil Gaiman markası basılmış. Yoksa aynı metni yerli bir yazar bastırmaya kalksa mümkün değil yapamaz, yaptırmazlar. Keşke okumasaydım diyemem ama tam anlamıyla okusan da olur, okumasan da olur bir kitap…

3 Mayıs 2015 Pazar

Boğayı Öldür

“En büyük mutluluk nedir bilir misin? Maddiyatın bir deccal misali insanların ruhunu ele geçirdiği şu dünyada, etrafında güvenebileceğin, sırtını dayayabileceğin dostlarınla akrabalarının olduğunu bilmektir. Kalabalık şehirde tek başına öleceğine, ıssız ovada elinle beslediğin hayvanların içinde öl, inan daha huzurlu terkedersin dünyayı.”

Kitap bizzat yazarın kitaplığından hediye. Alanya’ya tatile gittiğimde kendisi ile tanışma mutluluğuna erişmiştim. İmzalayarak hediye ettiği iki kitapta bonus oldu. Ve şimdi, yeni bir Alanya tatiline gitmeme bir aydan az kalmışken kitaplardan birini okuyabildim. Keşke daha önce okusaymışım.

“Herkesin bir yıldızı vardır” alt başlığı ile sunulan kitap iddia ediyorum bence yazarın en iyi kitabı. Herşey hayattan bıkan, bezgin, yılgın Ferruh’un intihar etmeye karar vermesi ile başlıyor. Ondan sonra Ferruh aklının hayalinin bile almayacağı, hem de tam 2000 yıllık bir tuzağın içinde buluyor kendini. 2000 yıl öncesinin Pontus İmparatorunun kızı prenses Pervin, günümüzde Mitras olduğunu düşündüğü Ferruh’u buluyor. Birlikte Mitras heykelini bulup boğayı öldürmeye çalışıyorlar. Boğayı öldürmek bu arada bol tanrılı zamanlardan kalma sembolik bir deyim. Boğa takımyıdızının Pers takımyıldızı ile aynı hizaya gelmesini temsil ediyor. Bu arada bu kitap sayesinde çoktandır meraklı olduğum, düşmüş melekler, dünyayı terk eden tanrılar üzerine eğilmeye karar verdim. Allah sonumu hayır etsin. Son dakikaya kadar sürükleyici, her sayfada şimdi ne olacak diye merak ettiren bir kitap, çok beğendim.

Yazar korkunç çalışmış. Astronomi ile ilgili harika bilgiler var. Yarısını bile anlamadım ama olsun.  Tekamüle giden yol uzun ve ben daha yola koyulmadım bile. Ama en azından yola koyulmaya niyetlendim. Ve Mehmet Mollaosmanoğlu’ndan bir şeyler öğrendiysem bu bile önemli bir detay.

Kitap yer yer fotoğraflarla süslenmiş ve bence iyi de olmuş. Bazı şeyleri kafamızda canlandırmayı kolaylaştırıyor. Kardelenin gülüşü belli bir yerden sonra rahatsızlık vermeye başlıyor. Öte yandan Ferruh’un sinirlenmesini de gayet rahat anlayabiliyorsunuz.

Karakter derinlikleri gene muazzam. Bilmiyorum Mehmet abi beni dinler mi ama bu kitaptaki karakter isimleri çok daha makul. Bu da okumayı korkunç kolaylaştırıyor, anlatımı doğallaştırıyor. Bence isim türetme deki ısrarını sürdürmemeli. Bir de her kitabında yaptığı içindekiler bölümü ve karakter tanıtımları var. İçindekilere pek bir diyeceğim yok ama karakter listesi verilirken ipucu verilmemeye dikkat edilmeli.
Esas oğlan Ferruh, yazarın son kitabındaki Talaytaytan’ın demosu gibiydi. Gerçi sonradan bayağı toparladı. Ancak biraz daha genç, daha derli toplu bir adam olarak kurgulanabilirdi. Ben çok fazla insanın kendini 40’lı yaşlarda hayata küsmüş, pasaklı, paspal bir manken eskisi yerine koymak isteyeceğini düşünmüyorum. Ha bir de fantastik kurgunun hitap ettiği edeceği kitlenin yaşını 18-30 olarak hesap edersek Emmanuela’yı unut abi. Ben  en son Jenna Jameson’da kaldım ki o bile çoktan emekli oldu.

Kanitelas’ın bekçisi Mairus Ağa’nın “depresyon” kelimesini kullanması ile çok pis dalga geçesim vardı ama bir an durup düşünüce vazgeçtim. Eski su kenarı imparatorlukların geldiği medeniyet seviyesini bazen algılamakta bile zorlanıyorum. Kaldı ki depresyon kelimesi nasıl olsa yunanca bilmem ne kökünden geldiği için gayet  o dönem kullanılıyor olabilir.

Ama durun, M. Mollaosmanoğlu’ya özel bir sataşmam elbette ki var; Kitabın bir yerinde “Rüyalar gerçek ötesi bizim algıladığımız rüya süresinden 10 kat uzundur. Yani bize 20 sn. gibi gelen bir rüya aslında 20 dk. sürmüştür”  gibi bir şey vardı. Pontus matematiği bizimkinden çok farklı değilse 20 sn. 10 kati 200 sn. yapar. 200 sn’de 20 dk. etmez.


Şaka bir tarafa zaten hayran olduğum milat öncesi uygarlıklara dair ilginç detaylar içeren bu kitabı çok beğendim. Sanıyorum, bundan sonra yönümü değiştirmemde öenmli bir basamak olacak bu kitap. Kırmızı siyah renklerle bezeli kpak güzel. En üsttte baştan miğfer giymiş bir koç zannettiğim, sonradan boğa olduğunu (ya ne olacaktı) bir figür var. Nette aradım aynısını bulamadım, bilgisayarıma duvar kağıdı yapacaktım. Bir de kitap beyaz kağıda basılmış. Ebadındaki değişiklikte bir araya gelince ders kitabı gibi bir havası var. Yazarın dediğine göre son kısımda bir hata varmış, açıkçası ben finale daldım ayrıntıyı farkedemedim. Ama kesinlikle yeniden daha güçlü bir yayınevi tarafından basılması gereken bir kitap. hayranlarına not, Ilgın hasta şimdilik bu kitabın başka fotosu yok...

 
UA-57355180-1