Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

24 Kasım 2015 Salı

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları - Tesla Silahı


çizgi roman, devrim kunter

Vatan, esaretin kara kışından çıkmış Cumhuriyetin baharını yaşarken, memleketin üzerine kırkikindi yağmuru gibi bastırmak ve hatta inkılâpların kalbine yıldırım düşürmek isteyenler vardı. Milletin kutsal değerlerini sahte vatanseverlikleriyle çıkarlarına alet etmeye çalışan vatan hainleri, görünmez ellerin maşası olmuştu. Kayıp bir ihtişamı ararken yozlaşmış bu bir takım fanatikler, halkın bağrında irtica yarası açmak, kardeşi kardeşe kırdırmak için çağın ötesinden bir alet kullanacaklardı: Tesla Silahı.

Ha gayret dedik, fuarın ilk haftasına yetişsin istedik, yetişmedi. İlk hafta olmadı, diyelim ki ikinci hafta oldu, o da olumlu dedik ama o da olmadı. Sakınan göze çöp battı, sayfalar karıştı, lastik patladı, şoför atladı derken ön siparişler ancak dün dağıtıldı. Seyfettin Efendilerin dördüncüsü, Olağanüstü Maceraların üçüncüsü Tesla Silahı, hatalı baskı hediyesi ile birlikte bugün elime ulaştı. İşte yorumum.

Geç oldu, güç oldu ama değmiş. Elimizde süper bir çizgi roman var. Çizgiler daha bir oturmuş; Münevver pek bir güzelleşmiş mesela. Seyfettin daha bir karizma. Renklendirme sanki daha hafif, daha pastel... Gözleri yormuyor, ortamı daha anlaşılır kılıyor. Hikaye kısmı son derece güzel. Devrim'in öykücülüğü en az çizerliği kadar başarılı. Esrarengiz Hikayeler serisinden Olağanüstü Maceralar serisine bağlantılar süper. Resmen artık bizimde amerikanvari bir çizgi roman serimiz var. İster misiniz yarın bir gün, bir kaç farklı Seyfettin Efendi dergisinde birden ilerleyen bir macera serisi takip edelim? Dönemin jargonu ve detaylı gayet güzel incelenmiş. Sadece Seyfettin'in kullandığı "pardon" kelimesinden emin değilim. Ancak o döneme hakim yabancı dilin Fransızca olduğu düşünülürse, neden olmasın diyorum. 

Bir de Sarıkayalı Halil, büyük savaş yüzünden Kırkpınar'ın yapılmadığından bahsediyor, bu doğru. Burada hemen doğru bilinen bir yanlışı düzeltelim. Bu yıl 654.'sü yapılan Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin başlangıcından beri gerçekleştiği yer Edirne değildir. Söz konusu efsanenin doğdu yer aslında Yunanistan'ın Samona Köyü merasıdır. Orijinal Kıkrpınar Güreşleri burada yapılırken Balkan savaşları, I. Dünya Savaşı ve Yunan İşgali nedeni ile değişen sınırlar yüzünden güreşler buradan Edirne ve Bulgaristan arasında kalan Virantekke adında bir bölgeye taşınmıştır. Kırkpınar Güreşlerinin günümüzdeki yerine yani Edirne Sarayiçi'ne taşınması 1924 yılına tekabül eder.  Kaynak 1, Kaynak 2. 

Neyse, memleketimin tarihine bir ışık tuttuktan sonra devam edelim.  Çok fazla ipucu vermek istemiyorum ama Türkçe takıntılı Bünyamin'e hayran kaldım. İlk kez belden yukarısı çıplak görünen Seyfettin Efendi'nin süper kahramanları aratmayan fiziği dikkat çekti. Adamım Esad'ın geri planda kalmasına biraz bozulurken, vakurluğu ile şahlanan Aziz takdirimi kazandı. Pehlivan kapışmasının hayal gücümüze bırakılması hayal kırıklığı yaratırken, Cumhuriyet Tarihi olaylarının öyküye uyarlanması iyi geldi. Bir detay daha var ama okumayanların şevkini kırmamak için içimde tutacağım. 

Seyfettin Efendi yayınlarından çıkan kitabın baskı kalitesi bir harika. Hele ki çizgi roman okumasını tükürükle yapıştırılmış Bilkalardan öğrenen benim gibiler için mucizenin kağıda dökülmüş hali. Ancak kapağın internet görselleri daha havalı gibiydi sanki. Emin olamadım. Velhasıl kelam, çok beğendim, bir çırpıda okudum. Tek dileğim, satışların Devrim'i daha onlarca kitap yazıp çizmeye sevk edecek boyutlarda olması. Ha bir de Devrim'in yanıtlamasını istediğim bir sorum var. Biz yazarken Devrim diyerek senli benli konuşuyoruz ama imzalar hep beyefendi, hanımefendi diye atılıyor. Seyfettin Efendi formatına uygun olsun diye mi böyle yapıyor, yoksa adamın hitap şekli mi bu bilmiyorum.Eğer hitap şekli buysa lütfen söylesin, biz de kendisine seve seve Devrim Bey diye hitap edelim. Sevgiler, saygılar, Türk çizgi romancılığı adına başarılar... 


22 Kasım 2015 Pazar

Kıyamet Tarikatı - Ümit İhsan

kitap özeti, satanizm, yorumu, pdf
Belki de birini çok sevdiğini göstermenin başka bir yolu da onun gidişini kabullenmekti. Onu o kadar çok sevmiştim ki, gidişinin önünde durmadım. Yalnızca kabul ettim terk edildiğimi ve kendi yalnızlığımın içine geri döndüm.
              
   


 Ümit İhsan’la tanışmam, çok zaman önce okuduğum 6 Üstü Hikaye isimli kitapla olmuştu. İçinde altı hikayeyi barındıran kitapta en beğendiğim hikaye, Ümit İhsan’ın yazdığı “Kıyamet Tarikatı” isimli hikayeydi. O zaman, "keşke hikaye değil, roman olsaydı" şeklindeki yorumumun ardından, yazarın "çok yakında kitabı çıkacak" mesajı gelmişti. O gün bugün çıkmasını bekliyorduk. En nihayetinde fuara yetişti, hem sanal ortamdan tanıştığım yazarla el sıkışma hem de imzalı kitap alma fırsatım oldu. İşte, Kayıp Ruhlar Serisi’nin ilk kitabı Kıyamet Tarikatı.

Dediğim gibi kitabın demosu 6 Üstü Hikaye’de mevcut. Ancak kısa bir özet geçmek gerekirse, isimden ve arka kapak yazısından da çıkarımda bulunabileceğiniz gibi şeytanla işbirliği yapan bir tarikat ile tarikatın işledikleri cinayetleri çözmeye, katilleri yakalamaya çalışan cinayet masası üzerinde dönen bir hikayemiz var. Bu arada kitap her ne kadar üçleme olarak planlanmışsa da, ilk kitap itibari ile havada kalan bir durum yok. Macera başladığı gibi nihayete eriyor. 

İstanbul Cinayet Büro’nun başarılı baş komiseri Ferhat Yaman’ın başı ölülerle derttedir. O gün hangi cinayet mahallini incelese, maktul geceleri rüyalarına girmekte, Terk Edilmiş Vücutlar Alemi’nde huzura ermek için ondan yardım istemektedir. Kabuslarla dolu hayatını bir de başarısız bir evlilikle süsleyen Ferhat, çareyi mesleğine sığınmakta bulmuştur. Ferhat ve yardımcısı Tugay, bir otel odasında intihar süsü verilmiş bir cinayetin ardından, bugüne kadar hiç karşılaşmadıkları bir tezgahın içine düşerler.  

Başlarda oldukça ağır ve boğucu bir anlatıma sahip olan kitap, dokuzuncu bölüm itibari ile hızlanmaya başlıyor. Bu noktaya kadar karakterin iç dünyasına yoğunlaşan kitap, asıl olaya yöneliyor.  (Bu arada Allah Zeynep’in ocağına ateşler salsın. Kitabı da, komiserim Ferhat’ı mı da ziyan etti. Hatta onun yüzünden, en iyi yardımcı karakter adayı Tugay bile fırça yedi.) Yükselen aksiyonla birlikte doğallaşan anlatım sayesinde kitap sizi sarmayı başarıyor. Dozunda verilen ansiklopedik bilgiler, yerinde ve layıkıyla edilen usturuplu küfürler, yazarın dilindeki doğallık ve sadelik son derece başarılı. Küfür ve bir takım fiillerin kullanımı ile içimde Edirne ve Eskişehir ağızlarının benzer olduğu hissi uyandı. Ayrıca benzer fantastik kurgular sadece kitabın kahramanları içinde dönerken, Kıyamet Tarikatının tüm İstanbulluların şahit olduğu doğa üstü bir olay içermesi ile de ayrıca takdire şayan. Sadece final sahnesinin ardından bir gün yada bir kaç zaman sonrasında karakterlerin ferahladığı, devam kitabının başlangıcının nasıl olacağına dair okuru düşüncelere sevk eden kısa bir bölüm daha ilave edilse nasıl olurdu diye düşünüyorum. 


kitap yorumu, özeti, pdf, satanizm

Tüm bunlara  rağmen, Kıyamet Tarikatı'nın ilk dokuz bölümünde aşırı sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Öyle ki  yorumlamak bir tarafa, yarım bırakacak hale geldim. Ferhat Komiserin aşk acısı, psikolojik travmaları, olay tahlilleri, irdelemeleri yeminle beni canımdan bezdirdi. Tüm bunlara bir de yazarın anlatımı kuvvetlendirmek için başvurduğu devrik cümleler, şiirsel tasvirler eklenince çıldıracak gibi oldum. Misal, karakterlerin sevişmesi üç sayfa sürdü ama bir kere "meme" kelimesi bile geçmedi. Yanlış anlaşılmasın kötü demiyorum. Ama kitap, ismi, kapağı, arka kapak ve tanıtım yazısı ile tamamen genç okur kitlesine hitap eden, aksiyon dozu yüksek, kafa dağıtmak için okunacak, insanı rahatlatacak bir kitap imajı veriyor. Oysa bir bakıyorsun, ilk dokuz bölüm Dostoyevski… Şimdi ben korsandan oyun havaları cdsi istesem, içinden “Beethoven Karışık” çıksa, “Yaşasın, oyun havası diye aldım meğerse Beethoven'miş” der miyim, demem. Bu da onun gibi bir şey. 

Aklıma gelmişken 37. sayfadaki cümleyi, yukarıda kendi yorumumla alıntıladım. Haddim değil ama son okuyanlardan biri ben olsam, bu şekilde önerirdim. Bakalım Ümit beğenecek mi? Merak edenler için yukarıdaki alıntının kitaptaki asıl hali şöyle; "Belki de birini çok sevmenin bir başka şekli onun gidişini kabullenmek, onu o kadar çok sevmiştim ki, gidişinin önünde durmadım, yalnızca kabul ettim terk edildiğimi kendi yalnızlığımın içine geri döndüm" (Bu arada noktalama işareti kullanımı da aslındaki gibi. O konuya aşağıda zaten değineceğim)

Kitap Postiga Yayınlarından çıkmış. Kapağı çok beğendiğimi bizzat yazara da söylemiştim. Yine söylüyorum. Tek kelime ile süper. Ayrıca yerli kapak tasarımlarda pek görülmeyen, ön kapaktan arka kapağa doğru devam eden ana tema ile nadide. Bunun yanı sıra, kapağın içe katlanan kulakçıkları ve kendinden müteşekkil ayraç ilavesi ile çok şık. Ancak aynı şeyi editorya için söyleyemeyeceğim, imla ve yazım yanlışları ile yerlerde sürünüyor. Editörün virgül kullanımındaki cimriliği bir tarafa, “telaş” yerine “talaş” kullanımında ısrarı korkunç.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, kitabın sunumunun hedeflediği kitle ile yazarın ilk dokuz, on bölümde hitap ettiği kitle arasındaki uyumsuzluk sorun çıkarmazsa önü açık bir kitap. Kendi adıma devam kitaplarını merakla beklemekteyim. Yine de, yazarın daha önce okuduğum ve hayran kaldığım “Ben Melek” isimli kitabındaki tadı bulamadım. Belki de o kitaptaki tadı başka bir kitapta bulmanın imkânsızlığındandır; bilemem. 


                       Kitabın Künyesi


  • Yazar: Ümit İhsan Yaşar Şengür
  • Ebat: 14 x 21 cm
  • Sayfa: 384
  • ISBN: 9786058410350
  • Yayın tarihi: Ekim 2015
  • Goodreads Puanı: 












19 Kasım 2015 Perşembe

Edirne Adı Nereden Geliyor, Edirne'yi Kim Kurdu

edirne, efsane, şehir adları
Truva Savaşı'nın kumandanlarından Agamemnon'un oğluydu Orastes. Agamemnon, gemileri ile Truva Savaşı'na katılmak üzere hareket etmeden önce farkında olmadan kutsal bir geyiği de vurmuştur. Buna kızan tanrılar ünlü komutanı cezalandırırlar ve yelkenleri dolduracak rüzgârları durdururlar. Gemileri hareket etmeyen Agamemnon günlerce tanrılara yalvarır ve geyiği bilmeden vurduğunu söyler ve affedilmesini diler. Tanrılar tek bir şartla O'nu affedip rüzgarları serbest bırakacaklardır.

Agamemnon'dan biricik güzel kızı İfigenia'yı kurban etmesini isterler. Ünlü komutan savaş sonrasında tanrıların bu istediğini yerine getirir ve kızını kurban eder. Kızının ölümüne çok üzülen anne Klytamaestra, Agamemnon'u bir daha affetmez ve savaş bitiminde erkek kardeşi ile bir olup ünlü komutanı haince öldürür.

Çocuk Orestes, bu cinayetin ardından saraydan alınıp başka bir yerde büyütülür. Yetişkin olduğunda da saraya geri gelir. Gelenek gereği amcası ve annesini öldürerek intikamını alır. Anne katili olduğu için çok büyük bir suç işlemiş, öç tanrıları peşine düşmüştür. Bu suçtan arınmak için de tanrılara yalvarmaya başlar. Tanrılar iyi bir genç olan Orastes'in bu durumuna üzülürler ve anne kanıyla kirlenen ellerini üç nehrin birleştiği yerde yıkarsa, affedilip günahından arınacağını kendisine bildirirler.

edirne, efsabeYıllar süren uzun bir yolculuğa çıkan Orastes, sonunda enez taraflarına gelir ve burada bir balıkçı ile arkadaş olur. Bu balıkçı üç nehrin birleştiği yeri bildiğini ve kendisini oraya götüreceğini söyler. Küçük yelkenli bir gemi ile Saroz Körfezi'nin ılık rüzgarlarını arkalarına alarak birlikte bir nehir yolculuğuna çıkarlar. Günler sonra Arda, Meriç ve Tunca nehirlerinin birleştiği yeri bulurlar.
"İşte burası" der balıkçı. Küçük yelkenli gemiden suya atlayan Orastes, burada yıkanarak günahlarından arınır. Bunun üzerine öç tanrıları da kendisini affeder. Orastes, bir daha geri dönmez ve çok sevdiği bu topraklarda küçük bir kasaba kurarak buraya Orestia adını verir. Edirne şehri işte bu Orestia kasabası etrafında büyüyüp gelişir.

Not: Bu efsane, Enver Şengül'ün Darüşşifa Delilik Mevsimi isimli kitabından alıntılanmış olup, Edirne'ye ait bu efsanenin kitabın 22. sayfasına denk gelmesi güzel bir tesadüftür. 

10 Kasım 2015 Salı

Dünyanın Gölgesi - Beth Revis

Fakat ölüm o şekilde çalışmıyordu. Birinin sizi sevmesini ve gitmenizi istememesini önemsemiyordu. Sadece alıyordu. Elinizde hiçbir şey kalmayana dek almaya devam ediyordu.                                                                                                           

Demek ki neymiş? Büyük lokma yiyecekmişsin ama büyük laf konuşmayacakmışsın. Alıp okuyanlara hor baktığın, kim okur ki bunu diye düşündüğün kitabı, hiç anlamadan kakalıyıverirler adama.

Gerçekten nasıl oldu anlamadım. Edirne Kitap Fuarını dolaşırken, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kevransaray’ının atmosferinden olsa gerek, kötü yanıldım. Bir kere kapak resminden belli. Ergen serisi, bizim zamanımızın Hülya Avşar, Sibel Can’lı kartpostallarını andıran, cinsellik temalı bir kapak. Benim böyle basit şeylerle işim olmaz demek istiyorum ama sanırım kapak amacına ulaşmış. Zira kapakta yazan “Evrenin Ötesi Üçlemesi -3-“ yazısını görememenin başka bir açıklaması olmaz. Eve gelince fark ettim. Ama bitti mi, bitmedi?  Gidip değiştirme kararıma, karım “Bunu oku da beğenirsen ilk ikisini de alırsın” deyince ona da tamam dedim. Böyle bir şeye nasıl tamam dediğimi de anlamıyorum. Sonunu bildiğim serinin ilk iki kitabını neden alayım ki? Neyse, bunlar hep sonradan kafama dank eden konular. Netice itibari ile anladım ki; sandığım kadar akıllı değilmişim.

En baştan şunu söyleyeyim, üçleme  olmasına rağmen, tek başına da okunabilecek bir kitap. Önceki kitaplara göndermeler elbetteki var ama boşlukları doldurmak çok zor değil.

Kitap, aslında çoğu bilimkurguda ele alınan bir tema üzerine kurulu. Kaynakları tükenen dünya, yaşanacak yeni bir gezegen aramakta. Bunun güncel örneklerini Avatar ya da Yaşlı Adam’ın Savaşı serisinde görebilirsiniz. Dünyadan gönderilen uzay gemisi Godspeed, yaklaşık 300 yıl sonra Centauri-Dünya’ya varmıştır. Doğal olarak bu süreç içerisinde gemide doğup, büyüyen ve ölen birkaç nesil yetişmiş. Elbetteki bu süreç içierisinde gemide bir sürü şey ters gitmiş. Ayrıca yenidünyaya varmakla da kalmıyor. Orada da bir sürü yeni sorunla karşılaşıyorlar. Ancak harika bir incelikle, yazarın diğerlerinde hiç görmediğim bir bakış açısına hayran kaldım. Bahsi geçen 300 yıllık yolculuk sırasında, dünyanın daha hızlı bir yolculuk şekli keşfetmesinden ve ilk gemiyi sollayacak başka bir gemi yapması neden mümkün olmasın? Gayet mantıklı ve gezegenler arası yolculukta yepyeni bir pencere açacak bir fikir. 

Yazarlar, kitap yazarken bunu bilinçli olarak mı yapıyorlar bilmiyorum. Kitapları bir kaç sayfalık kısa bölümlerle ayırıyorlar. Bu kitapta da bölümler kısa tutulmuş. Bu da okumayı son derece hızlandırıyor. Bölümler sırasıyla, kitabın iki ana karakteri Amy ve Çırak’ın ağzından anlatılmış. Bu arada kitapta Türkçe’ye çevrilen tek özel isim Çırak. Özel bir nedeni varsa bilmiyorum. Belki önceki kitaplarda bir açıklama vardır.Ama eğer bir nedeni yoksa, kötü bir tercih olmuş.


Kitap Olimpos Yayınları’ndan çıkmış. Kitaplığımda Olympos logolu bir kitap daha var ama sanırım ikisi aynı yayın evi değil. Çeviri genel olarak kötü, hatta çok kötü. Ancak daha önce, başka yorumlarımda da belirtmiştim, ben suçu çevirmende aramıyorum. Beyni, Türkçe-İngilizce arasında gidip gelen bir insanın şaşırması, yanlış yorumlaması, hatalar yapması son derece doğal. Ayrıca tam bilmiyorum ama zannedersem parça parça çevridikleri için tüm kitabı bir bütün halinde değerlendirme imkanları yok. Çeviri tamamlanınca baştan sona bir kere daha okuduklarını da zannetmiyorum. Ama editör denilen mesleğin bu işi yapıyor olması gerek. İç kapaktaki künyede redaksiyon yapan birinin olduğu iddia edilmiş ama kitabın redakte edildiğine dair bir belirti yok. Yazım yanlışı olmayan tek sayfa bile yok diyebilirim. Hepsi bir tarafa, kelime, imla, çeviri hatası olan çok kitap okudum ama hayatımda ilk defa bölüm numaraları yanlış yazılan bir kitapla karşılaştım. Bölümler, 1: Amy, 2: Çırak, 3: Amy diye karakterler arasında sırayla gidiyor. Daha doğrusu gidemiyor. 3: Amy’den sonra tekrar 3: Çırak geliyor ve oradan 5: Çırak’a atlıyor. Benzer şekilde 62: Çırak bölümünden sonra 63. başlık açılmayı unutulmuş. Amy’a ait olması gereken bölüm Çırak’ın bölümün altına yapıştırılmış. Sonra hiçbir şey olmamış gibi 64: Çırak ile devam etmiş. Edisyon gerçekten korkunç. Aslında boş zaman doldurmak, kafa boşaltmak için son derece uygun olmasına rağmen, resmen katledilmiş bir kitap. 

Kitabının özeti, kitabı nasıl, iyi midir, okumalı mıyım, tavsiye, öneri, indir, konusu ne, kim yazmış çok satanlar mutlaka oku kim yazdı kitap roman, kitabının konusu, dünyanın gölgesi, evrenin ötesi, pdf oku, pdf indir, kitap yorumu, kitap konusu. Kitap özeti

 
UA-57355180-1