11 Mart 2016 Cuma

Kayıp Mona Lisa - Şebnem Pişkin

tasavvuf, kitap yorumu, kitap
İnsanoğlu doğduğu andan itibaren 'ben' demesini öğrenir. Ne zaman ki âşık olur, işte o zaman 'sen' demeyi öğrenir.

Basit cümlelere derin anlamlar yükleyebilme marifeti ile lanetlenmiş yazar arkadaşım Şebnem Pişkin, çok yakında -sanırım 15 Mart- "Kayıp Mona Lisa" ile karşınızda. Sağ olsun bir önceki kitabı "Mehmed'e Gönderilmeyen Mektuplar" da olduğu gibi bu kitabını da baskıya girmeden çok kısa bir süre önce okuma şansına eriştim. Hedefimiz o'dur ki sıradaki kitabı baskıdan çok önce okuyacağız.

Son iki kitabından gözlemlediğim kadarıyla, yazar fantastik öğeleri minimumda tutup, kendi iç dünyasına, fikir ve felsefi yaşantısına ağırlık veriyor. Bu kez de kendi yaşamının odak noktalarını oluşturan, iman, inanç, tasavvuf, kendini bilmek, Allah'a yakın olmak, -elbette- bir olmak gibi konular üzerine yoğunlaşmış. Ancak bu kez saydığım kavramları Leonardo Da Vinci üzerinden anlatmayı denemiş. Pardon, denemek ne kelime, gayette başarmış.

Kitabımız iki ayrı zaman dilimi üzerinden ilerleyen, doğrudan alakalı olmayan, ama özünde birbirini tamamlayan iki hikâyeden oluşuyor. İlk hikâyede, resmin, bilimin, anatominin efsane insanı Leonardo Da Vinci'nin kendine has hayatına, zihninde kopan fırtınalara ve elbette ki meşhur Mona Lisa tablosunun yapım aşamasına şahit oluyoruz. Ben kitabın bu kısmını çok beğendim. Dönemi anlatmada başarılı buldum. Hatta bir ara heykeller, mermer sütunlar, yüksek merdivenler, gümüş çatal bıçaklar, Asil Romalılar derken kendimi hani şu Hıristiyan efsanelerini anlatan kitaplardan birini okuyor sandım.

Diğer hikâye ise bence Leonardo'nun yanında biraz sönük kalmış. 2013 yılından geçen hikâyeye göre, Paris'e bir konferans için gelen Profesör Zuckerman'ın yolu (Burada Zuckerman'a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Gerçi bırakın parantezi, ayrı blog açsam yeri var. Öyle bir adam ki, mantık ve analitik felsefe de bir numara, kuantum fiziği, uzay astronomisi (başka ne astronomisi varsa)  konularında otorite, şaraptan anlar, musluk tamiri yapar; daha neler neler. Maşallah İsviçre Çakısı gibi.) Mısırlı akademisyen Khaled Hasan ile kesişir. Buradan sonrası uzun uzun kuramsal makaleler ve Zuckerman'ın tezlerine Khaled'in anti tezlerini sunması üzerine. Ateist Zuckerman ile Müslüman Khaled arasındaki fikir alışverişine sahne oluyoruz. Ne yalan söyleyeyim bu kısımlar -belki de işime gelmediğinden- beni sıktı, yordu.

Her zaman söylüyorum. Yazarın anlatmak istedikleri şu an benim ilgi alanlarımın dışında. Bu nedenle üzerinde çok düşünmüyorum. Ancak anlatmak istediklerini anlatma şekline her zaman hayran kalıyorum. Bu kitap için konuşursak, hayatı onlarca Hristiyan, masonik efsaneleri içeren onlarca kitaba, filme konu olmuş Leonardo Da Vinci'yi, İslam felsefesini, yaratıcıyı ve aslında hepimizin özünde "bir" olduğunu anlatmada kullanması son derece zekice.

Yukarıda da dediğim gibi Rönesans da geçen kısımlara bir diyeceğim yok. Ama 2013 yılındaki hikâyede keşke dediğim yerler var. Mesela tüm karakterler, en azından Khaled, Türk olsa daha iyi olurdu. Diyelim ki Türk değil ama adı Ahmed oldu, o da olumlu. Bakınız çok enteresan 'd' ile yazılmasına bile razıyım. Zira Paris'in göbeğinde bir Alman ve bir Mısırlı'nın yazarın bize söylemediği ortak bir dille, Arapça-İngilizce arasındaki mana farklılıklarını Türkçeye göre yorumlamaları, beynimde karıncalanmalara neden oluyor. Ha bu belki sadece bana ve benim gibi obsesif kişilere özeldir, normal ve sağlıklı pek çok insan bunu umursamaz, o başka.

Tüm bunlar dışında, Şebnem'in Tanrı'ya bakış açısını ya da başka bir deyişle Tanrı kabulünü gerçekten beğeniyorum. Keşke herkes Şebnem ve Şebnem'in kitabındaki Leonardo gibi düşünse. (Not: Allah'ın özel isim olduğuna ve her dilde bu hali ile kullanılması gerekliliğine katılmıyorum. Bunu umarım bir gün uzun uzun ve yüz yüze tartışacağız.)

Kısa bir süre önce Asi Kitap ile çalışmaya başlayan yazarın kitabı henüz basılmadığı için baskı kalitesi ve diğer hususlar için yorum yapmıyorum. Bu durumu kitap elime geçtikten sonra alta yorum olarak eklerim. Ama Şebnem'in diğer kitapları içinde en modern ve en iddialı kapağa sahip. Her ne kadar başta eşim olmak üzere bir iki kişiden Ümit İhsan'ın Kıyamet Tarikatı simli kitabının kapağına benzediği eleştirisini alsam da bence alakası yok. Sadece kitap isminde kullanılan yazı karakterine biraz daha özenilebilirdi diye düşünüyorum. Yine aynı şekilde ham halini okuduğum için benim fark ettiğim hatalar, editör kontrolünden ne şekilde geçti bilmiyorum. Ama kelime ve imla açısından Şebnem editöre pek iş bırakmamış. Şu hali ile bile tertemiz.

Evet, nihayet yazımın başından beri yazarın merakla beklediğini düşündüğüm soruların cevaplarına geldik;
— Beğenilecek mi?
— Evet, yazarın mevcut kitlesi, sıkı takipçileri bence kesinlikle beğenecek.
— Sadece onlar mı?
— Hayır, bu çevrenin yakınında olanlar ya da ucundan kıyısından tasavvufla, modern İslamiyet anlayışıyla ilgilenenlerinde dikkatini çekecektir ve pek çoğu okurken keyif alacaktır.
- Bu kitabı okuduktan sonra Umut ve Mehmet Mollaosmanoğlu namaza başlayacaklar mı?
- Henüz değil Şebnem'ciğim. Ama sen denemeye, yazmaya devam et.  Kendi adıma hidayet kapılarım kapalıysa da asla kilitli değil. Belki bir gün neden olmasın?

Başarılar…



Ø  Adı: Kayıp Mona Lisa (Leonardo'nun Gizemi)
Ø  Yayın tarihi: Mart 2016 (1. Baskı)
Ø  Yazar: Şebnem Pişkin
Ø  Ebat: 13,5 x21 cm
Ø  Sayfa: 176
Ø  ISBN: 6059331043
Ø  Goodreads Puanı: 4.00
  

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1