3 Ekim 2014 Cuma

Leto Edirne'de

Leto’nun Edirne’ye ilk gelişinin anısına



Yer: Kadıköy’de bi yer
Mekân: Tam olarak Leto’nun yatağı
Tarih: 23.08.2008 Cumartesi
Saat: 23.47

Eee malum gün geldi çattı. Adama iki hafta önceden gün verdik gidicez artık. Gidicez gitmesine de bu adam hırlı mıdır, hırsız mıdır hiç bilmiyoz. Allah muhafaza ya sapık falan çıkarsa? Her gün neler görüyoz haberlerde. Yok, ama ya. Gül gibi nişanlısı var. Benim gibi tipsize sulanacak değil ya. Ama belli mi olur abi? Can bu çeker, beşer bu şaşar. Yok, daha neler. Yat zıbar lan Leto. Kendin kaşındın. Bu yeni insanlarla tanışma merakın bir gün başına bir iş açacak ama inşallah o gün yarın değildir.


24.08.2008 Pazar
Saat:08.00
Uuuuuvvuuaahhh!!! Ayı gibi uykum var be. Bıraksalar iki afta uyurum. Amanın afta ne be? Daha bileti elimize alır almaz “h” leri yutmaya başladık. Yavu bu otobüs 09.00 da kalkmayacak mıydı? Saat 10.00 oldu yav. Dakka bir gol bir valla. Bakalım gidince başımıza ne gelcek. Bir şey olmaz di mi lan Leto? O kadar msn'de muhabbet ettik bi açığını görmedik. Aklıselim bi çocuğa benziyordu. İyi ama
Red Kit’e intihar ettiren bu hıyar değil miydi?

“Edirne yolcusu kalmasıııınnn!!!”

Saat geldi Leto. Ya şimdi ya da hiçbir zaman. Ya belki iyi bir adamdır. Di mi ya? Bin lan şu otobüse hasta etme adamı. Hadi bilmillah, yok beşmill… Tövbe tövbe neydi yaa. bi namaz hocası alsa mıydık? Bi şey değil Selimiye falan dedi çocuk. Hazırlıklı olalım sakata gelmeyelim.

Saat: 11.30
Ohhhh… Yolculuk kebap yalnız. Ama şu esmer muavin neden sırıtıyor onu anlamadım. Kitap mı komik geldi acaba? Showcase Enemy Ace lan bu pis şopar. Sen ne anlarsın? O değil de bak gene aklıma geldi. Şu Vega dediğin nasıl bir adam acaba be abi? Vega dediğin karakter hem oyunda hem çizgi romanında zaten hasta ruhlu bir tip değil miydi? Evet öyle. E bu adam neden kendine bu nicki seçti? Kesin onda da bi hastalık var. Bittin Leto sen. Bu adam seni geriye yüzlerce kibrit kutusunun içinde yolmazsa bende hiçbir şey bilmiyorum. Aşkıcığım da o kadar gitme diye yalvardıydı. Dinlemedik kızı. Affet beni sevdiceğim. Kazasız belasız bi döneyim hayırlısıyla dizinin dibinden ayrılan Leto’nun dizleri kırılsın inşallah. Dönemezsem de bil ki son nefesimde sevgili sözü dinlememenin vicdan azabını çekiyor olacağım. Mezar taşıma Mark Bagley’den bir motif işletip, altına tek suçu çizgi romanı çok severdi yazdırırsın olur mu aşkım?

Saat 12.20

Ahanda Edirne toprağına yüz sürdük. Eee hani nerde bu adam. Ulan kesin bi şey planlıyor. Aha telefonda meşgul çalıyor. Kesin arkadan saldıracak şerefsiz. Çık ulan karşıma şerefsin Vega. Karşıma çık ve erkek gibi dövüş. Aha açtı telefonu.

“Eee… Şey… Abi geldim ben. Neredesin? Gelemeyeceksen dönerim ben istersen. Hani işin falan varsa alıkoymuş olmayayım.”
“Yok hacı. Olur mu öyle şey? Yoldayım. 10 dakikaya kalmaz yanındayım.”
“Oldu abi. Acele etme sen. Ben oturuyom burada. İyi burası. Hem esiyor da serin serin.”

Allahım geliyor Allahım. Napçam lan ben şimdi. Yok, abi yok olmıycak ben geri dönüyom. Bi yalan uydururuz sonra. 

“Ustaaa… İstanbul’a ilk araba ne zaman?”
“Saat 14.00 te abi.”
“Olmaz usta olamaz. Benim çok acelem var. Ne yapabilirim?”
“Valla koşabilirsin. Ama bu sıcakta biraz gerebilir.”

Eheh. Komik şey. Off off. Yandık ki ne yandık. Lan adam beni kıymık kıymık doğrayacak. Bari şuradan bir tost alayım da aç ölmeyeyim. Lan Leto bırak gırtlağı. Herif geliyor diyorum acil bir şeyler düşün. Hıyar gibi Hellboy getireceğine biber gazı falan getirseydin ya salak şopar. Ha şimdi gelsin Hellboy kurtarsın seni.

Aha telefon çalıyo. Geldi kesin. eşhedü en la ilahe illallah… Ulan halimize bak korkudan anında çözdük Arapçayı. Eğer Vega dilimi kesmezse al sana üç lisan, üç insan…

“Alo Leto. Geldim ben hacı.”
“Eheh. Valla mı? Neredesin?”
“Giriş tarafındayım abi. Kapı yanında”
“Aha tamam gördüm abi”

Ulan bu muymuş Vega. Lan ben bunu kola kutusu gibi buruşturur sonra da düzelsin diye otobüslerin altına atarım be. Gel cicim gel sen bakayım buraya. Ama dur lan mekân onun. Belki etrafa gizlenmiş arkadaşları vardır. Şimdilik hiçbir şey yokmuş gibi davranalım. Boş bir anını kollayıp ilk fırsatta alırım aşağıya. Bittin oğlum sen. Seni senin silahınla vuracağım. İnternetten insan tavlayıp, organlarını çalıp satmak neymiş gösteririm ben sana. Kahraman olucam lan, gerçek kahraman. Hem de ne balta, nede tabanca ile. Bilek bu be bilek.

“Vay Leto. Hoş geldin hacı.”
“Hoş bulduk Sayın Vega.”(Sayın Vega ne lan salak herif. Rahat ol. Adamın olayını fark ettiğini çaktırma)
“Eee. Nasıl geçti yolculuk?”
“İyi geçti valla. Hiç yorulmadım. Ben de yorulurum diye dün geceki tekvando idmanını asacaktım. İyi ki asmamışım. İki hareket daha öğrendik fena mı oldu? “(Aferin Leto. İşte böyle. Korkut gözünü hıyarın. Kimle dans ettiğini göster ona)
“Öylemi sevindim. Hadi çıkalım.”

Hadi bakalım adamın arabasına da bindik. Bakalım kısmetimize ne çıkacak. Bekle beni Meriç’in azgın suları. Yüzerek Yunanistan’a kaçabilir miyim acaba? Vega’nın pençelerinde ölmektense sınırı geçerim daha iyi be. Tutmayın beni.

“Dur Leto delirdin mi? Düşücen oğlum.”
“Ya ne bileyim abi. Birden daraldım. Hava almak istedi canım.”
“E camı açsana. Giden arabanın kapısı açılır mı? Bereket kapılar kilitli.”
“Kapılar neden kilitli abi?” (aha şimdi yakaladım açığını)
“Bu modeller böyle abi. 30 km/h in üstüne çıktın mı otomatik kilitlenir kapı. Ben de ne zamandır bu özelliğe ne gerek var, ne işe yarar diyordum. Bak yaradı işte.”

Tüh be iyi sıyırdı valla. O değil de benimki de hakikaten manyaklık. Hareket halindeki arabadan aşağıya atlıycaz. Eğer bu memleketten canlı kurtulursam bir daha Amerikan filmi seyretmek yok. Yaz Leto bunu bi kenara.

“Leto istersen seni Serhat Köftecisi ne götüreyim.”
Hani ciğer yiyecektik be. Neden planı değiştir ki bu. Burnuma tuzak kokusu geliyor.
”E abi o kadar ciğer reklamı yaptın. Ciğerciye gidelim. Aha bak Kırkpınar ciğercisi yazıyor. Gel oraya gidelim.”

Eheh. Tuzak kokusu değil ciğer kokusuymuş lan. Mis gibi valla. Deli gibi de acıkmışım. Korkudan mıdır, nedir? Neyse karnımızı bi doyuralım Vega ile daha sonra hesaplaşırız.

“Getir abi. Bana 1,5 ciğer, cacık, kola. Ortaya yeşillikte yapıcan di mi? Eyvallah abi. Bu ekmek yetmez yalnız bize. He geliyor mu tamam. Acı biber var mı abi? Sağ olasın. İki şişede su alalım abi.”

Yalnız siteye bunların hepsini yazmayayım. Ciğerle cacığı söyleyeyim yeter. Yarın bir gün başka birini ziyarete falan gideriz demi? Korkutmayalım milletin gözünü. Yahu Leto hala başka ziyaretler peşindesin. Daha demin korkudan üç buçuk atan sen değil miydin? Önce şu heriften bir kurtul. Ne ulan onun elindeki? Bıçak mı?

“Abi nabıcan o bıçağı?”
“Domatesi bütün mü yutucaz oğlum. Büyük doğramış adamlar. İnsan yiyecek bunları.”
“Abi küçük doğrasalarmış ya. Kötü bi lokanta galiba.”
“Yok ya. Lokanta iyi lokanta daa…”
“Daa ne abi. Açık konuş benle.”
“Sen böyle makineli tüfek gibi sıralayınca yetiştiremediler herhalde. Aceleye geldi biraz. Oğlum harbi çok acıkmışın.”

Bir saat sonra…

“Abi ilaveler gelmedi hala.”
“Gelir oğlum sabret azıcık.”

Bir yarım saat sonra daha…

“Bide tatlı yesek mi abi?”
“ Ya kalk oğlum be. Gezmeye diye geldin iki saattir ciğercideyiz.”
“E tamam abi kızma. Ben ödeyeyim istersen.”
“Kırarım o eli Letoooo. Sok o parayı cebine.”

İşte yavaş yavaş gerçek yüzünü göstermeye başladı. Tabii bu kadar dirençli çıkacağımı tahmin etmiyordu. Vakit geçtikçe asabileşiyor.

”Gel şuraya bi çay içelim.”
“Abi bura nere be? Orman gibi”
“Antik Cafe”
“Abi garip bir yer burası. Girmesek mi?”
“Gir içeri yahu. Çayı güzeldir buranın. Daha sonra gene gelicez buraya.”
“Neden abi?”
“Limonata içmeye”
“Olur abi. Gel bi fotoğrafını çekeyim.”

Heh. Tamam. Artık katilimin eşgalide bende. Eğer bana bi şey olursa yakalanması kolay olur. Bu arada ortam fena değilmiş. Baya bi otantik orman gibi aynı. Adamı kesseler kimse görmez. Kesmek? Yoo. Burası değildir di mi? Yok yok değildir.

“Abi çayını içtiysen dolaşmaya çıkalım.”
“Gidelim abi nereye?”
“İstikamet Ali Paşa Çarşısı. Marş! Marş!”

Yarım saat sonra…
“Şimdi nereye abi?”
“Selimiye’ye gidelim abi.”
“Tamam, olur, gidelim”

Lan bunu da dedi ya hiç şüphem kalmadı. Yedirdi, semirtti. Üstüne çayımızı da içtik iyice şiştik. Dini objeler tamam, abdest tamam. Ayin için gerekli tüm hazırlıklar tamam.

Vaayy. Camiye bak yalnız. İşçilik süper valla. Vay be. İçinde havuz bile var. İster misin burada su yerine oluk oluk benim kanım aksın.

“Umut bu suya şifalı falan diyorlar. Var mıdır aslı?”
“Yok, be abi. Milletin uydurması. Şehir şebekesinden geliyor o su. Yok, kendiliğinden fışkırmışta yok bilmem ne.”
“Mucizedir abi, olamaz mı yani?”
“Mucize arıyorsan kaldır kafanı tavana bak abi?”
“Ohaaa”
“Oha ya. Leto ister misin burada hidayet yolunu bulasın?”
“Ben İstanbul’un yolunu bulayım başka bir şey istemem.”
“Niye ? Çok mu sıkıldın?”
“Yok abi. konuşuyom ben öylesine.”
“Hadi gidelim Leto. Vakit yaklaşıyor.”
“Ne vakti abi. Ayin mi?”
“Ne ayini? Otobüs 18.00 da değil mi? Manyaklaştın iyice sen. Msn den muhabbet ederken aklı başında gibi duruyordun hâlbuki?”
“Gerginim biraz abi. Cami falan sarstı, içim bi tuhaf oldu. Hadi gidip bir şeyler içelim.”
“Coğrafya dersinde ne derler Leto? Yunanistan sınırımızdan bahsederken.”
“Meriç nehri geçermiş abi”
“Hadi yürü bakalım

Allah’ım beklemekten yoruldum. Sapla artık şu bıçağı böğrüme. Sen de kurtul ben de. Neyse içelim bakalım. Belki cesaretimi toplar saldırırım üstüne.






Bi sürü şişe bira, leblebi, fıstık ve badem içi sonra…

“Hişt Leto. Daha içicen mi lan?”
“Ben variiyaaa… Seni şok pişş döverimşjj.”
“Yaparsın abi. Gel bi elini yüzünü yıkayalım.”
“Nerde Meriç’te mi? Boğarak mı öldürcen beni? Tamam olur. Hadi gidelim.”
“Meriç’te yüz mü yıkanır? Hem az daha bağırırsan ellerimle boğucam seni. Meriç’e falan gerek yok.”
“Hah, itiraf et şöyle. Beni öldürüp organlarımı satıcan di mi? onun için çağırdın beni buraya de mi?”
“Ne organı, ne çağırması Leto? Nabayım ben senin dalağını? Hem ben çağırmadım ki seni. Sen demedin mi ben geliyom diye. Ben de gelme diyemedim. Yoksa ben çiçeği burnunda bir haftalık nişanlı bi adamım. Ne zorum var seni çağırayım bir dünya yoldan. Selviboyluma sarılıp Meriç’te kâğıt gemi yüzdürmek varken senin gibi katırtırnağıyla bira içiyorum.”
“Ben anlamam abi. Benim ciğerimi kime satıcan çabuk söyle.”
“Ciğerci Aydın’a. hani bugün önünde kuyruk var diye giremediydik ya. Oraya. Tövbe yarabbim. Kim naapsın senin ciğerini. Gel bi kahve içelim de ayıl. saat 18:00 oluyor. Otobüsü kaçırıcan.”
“Çete üyelerinin fotoğrafını çekmeden şurdan şuraya gitmem.”
“La yürü…”

Üç vişne soda, iki acı kahve sonra

“Nasıl kendine geldin mi?”
“Hııı hıı. Geldim. İyiyim şimdi.”
“Bak bir yüzüme. Kaç kişi görüyorsun?”
“Kamuflaja benzer bi elbise giymiş bir adamın arkasına gizlenmiş bir suç imparatorluğu görüyorum. Forumda ki insanların sempatisini kazanıp, ağlarına düşürüyorlar. Sarhoş ettikten sonra sert bi cisimle kafalarına vurup parçalıyorlar. Etinden, sütünden ve yününden faydalanıyorlar.”
“Ne içtin sen böyle ben görmeden anlamadım ki?”
“Yazıcam bunları foruma. Vega mafyadır, ergenekondur, tarikatçıdır diyecem.”
“Ne tarikatı?”
“Ne bileyim. Fumetti ye düşman bir tarikat olabilir. Sen değil miydin herkesin içinde kahrolsun fumetti diyen.”
“Şaka yaptıydım ben oğlum.”
“Külahıma anlat. Hayatında kaç tane Mister No okudun?”
“Hiiççç”
“Martin Mystere?”
“Sıfır”
“Zagor?”
“Bir. Yok, dur be. İki”
“Gördün mü bak. Yakaladım düşmansın işte. Hadi itiraf et kaç kişisiniz?”
“Benim bildiğim bi de Erdem abi var. Ama bağımsız çalışıyoz biz. Öyle Ergenekonluk bi durum yok. “
“Hem nerden geldik oğlum biz buraya?”
“İstanbul’dan”
“Ya Leto bin Allah’ını seversen şu otobüse.”
“Güneşi balçıkla sıvayamazsın abi.”
“Lan sus. Rezil olduk Edirne’ye. Bin hadi otobüs kalkıyor.”
“Bu sefer elimden kurtulmuş olabilirsin Vega. Ama bi daha ki sefere mahvedicem seni. mersana şikâyet edicem. Zempla’ya küfretti diycem?”
“Zempla ney be?”
“Aha bu bile Zempla abimize küfürdür.”
“Kahrolsun Zempla”
“Fumetti?”
“Leto sigigit.  Yürü…”







0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1