3 Ekim 2014 Cuma

Ödev

Mert kapıyı vurarak içeri girdiğinde hava kararmak üzereydi. Annesinin “Mert sen misin” sorusuna homurdanarak cevap verdi ve odasına giden merdivenlere doğru yöneldi. Tam ilk basamağa adımını atmıştı ki öfkeli bir havlamayı takip eden mekanik bir ses onu engelledi.
 “Hey Mert, yemeğimi vermeyi düşünmüyor musun?”
Bir hışımla sırt çantasını merdivenlerden yukarıya doğru fırlatıp, oflaya puflaya geri döndü ve köpeğinin yemek kabına, kabın rengi kırmızıdan yeşile dönünceye kadar kuru mama döktü. Köpeğin havlamalarını tasmasından gelen az önceki mekanik ses çevirdi.
“Hey dostum bu surat ne, beni bu evde isteyen sendin, benimle ilgilenmek zorundasın”
8 aylık bir Terrier’in bile kendisine atarlandığı bir hayata lanetler ederek mutfağa yöneldi. Buzdolabının önünde durup retina kontrolü ile kendini tanıttıktan sonra kapak üzerindeki ekranda önce içecek resminin üzerine, ardından açılan ekrandan da kola seçeneğinin üzerine bastı. İkaz sesinden hemen sonra az öncekinden çok daha insansı bir kadın sesinin uyarısını duydu.
“Bugünkü şeker veya diğer yapay tatlandırıcı limitiniz dolmuştur, lütfen ekrandaki içeceklerden birini seçiniz”
Yarım yağlı süt ve enginar suyu arasında seçim yapmak zorunda olduğunu görünce susuzluğunun birden geçtiğini hissetti. İşlemi iptal ederek mutfaktan çıktı ve sinirli adımlarla odasına yöneldi. Bu sırada önünden geçtiği köpeğinin kuyruğunu sallayarak “Hadi Mert, bir haftadır beni gezmeye çıkarmadın, hadi biraz dolaşalım. Lütfen, lütfen, lütfen…” demesini duymazdan geldi. Odaya girer girmez önce çantasını, ardından kendini yatağa attı. Mert’in bu hareketini algılayan oda içi sensörleri Merve’yi araması için cep telefonuna mesaj gönderdi. Merve her akşam eve girer girmez kendisini aramasını istediği için bu uygulama Mert’e ilaç gibi gelmişti. Artık “Beni neden aramadın” sorusuna cevap arama devri sona ermişti. Ancak telefon ekranındaki  “Aranıyor Aşkım” yazısı “Meşgul” olarak değişince yüzünü ekşitti. 
 Bugün her şey ona problem çıkarmaya yemin etmişti sanki. Sınavdan kötü not almıştı. Öğretmenine kötü notun hesabını verirken basketbol seçmelerine geç kalmıştı. Dahası seçmelere yetişmeye çalışırken önünden geçtiği halde Merve’yi görmemişti. Zaten asıl kıyamet bu yüzden kopmuştu. Neler dememişti ki Merve? Acelesinin olması bir insanın sevgilisini görmesine engel miymiş, insan gerçekten birini sevdiğinde görmese bile hissedermiş, demek ki onu yeteri kadar sevmiyormuş, böylelikle basketbol seçmelerinin daha değerli olduğunu anlamış falan ve daha bir sürü zırva… Babası geçenlerde 16 yaşında bir erkeğin bir kadının anlamak için henüz çok genç olduğunu söylemişti. 160 yaşında bile olsa şu anda başına gelen duruma bir anlam verebileceğini sanmıyordu. Derken Merve’den daha önemli bir sorunu olduğu aklına geldi. Sonra, alışıldık bir refleksle hemen “Neredeyse Merve kadar önemli” diye kendi kendini düzeltti. Bugünkü kötü sonucun ardından öğretmeni sınıfı geçmesi için son bir şans tanımıştı ona. “Bu şansı iyi değerlendir” diye de üstüne basa basa belirtmişti. Yarına kadar 2000 kelimeyi geçmeyecek bir bilim-kurgu hikâye yazması gerekliydi. İlk anda çok önemsememişti ama biraz düşününce 2100 yılında bilim kurgu adına çok fazla bir seçeneğinin olmadığını fark etti. Daha az önce köpeğinden fırça yediği bir gerçek hayatın içinde bilim kurgu adına ne yazabilirdi ki? Öğretmen keşke tarihi bir hikâye yazmasını isteseydi. O zaman belki ölen birinin, ölmeden önceki son 20 dakikasında gördüklerinin tespit edilemediği yıllarda geçen bir dedektiflik hikâyesi yazabilirdi. 
Çantasından tabletini çıkardı. Ekrandan birkaç tuşa basıp “aklımıoku” uygulamasını açarak yatağa attı. Bakalım aklımda neler varmış diyerek düşüncelerini tabletin üzerinde yoğunlaştırdı. Çok kısa bir beklemenin ardından tabletin ekranında yazılar belirmeye başladı. Tablet Mert’in zihnindeki hikâye taslaklarını bölük pörçük paragraflar halinde ekrana atmıştı. Ekran tamamen dolduğunda ilk başta sevinse de içlerinden erotik olanları elediğinde geriye pek bir şey kalmayınca üzüldü. Kalanlar için ilk taslak farklı gezegenlerde yaşayan iki kişi ile ilgiliydi… Sildi… Ay’a okulla birlikte geziye gittiğinde 8 yaşındaydı. Gezegenler arası seyahat bilim kurgu değildi artık. Diğer taslak ışınlanmadan bahsediyordu. Bende de hiç hayal gücü yokmuş diye hayıflandı. Moleküler seyahat icat edildiğinden beri ışınlanmaya ait tüm deneyler çöpe atılmıştı. Kendini biraz daha düşünmeye zorlayınca başının ağrımaya başladığını fark etti.
Ara verip Merve’yi bir kere daha aradı ama sonuç yine aynıydı. “Bu kız beni delirtecek” diyerek ayağa kalktı. Sakinleşmek için bir duş almaya karar verdi. Duşa girdiğinde Mert’in sinir sistemini algılayan duş sistemi suyun sıcaklığını Mert’in tam ihtiyacı olan dereceye ayarladı. Ardından vücudundaki kir, ter ve diğer kötü kokuları tespit ederek akıtılacak suyun miktarını ve duşun süresini belirledi. Süre bitince otomatik olarak suyu kesti ve kullanılan suyu evin arıtma birimine yönlendirdi. Mert tarih kitaplarında eskiden insanların suyun altında istedikleri kadar kalabildiklerini hatırladı. Gerçekten inanılacak gibi değildi. Sorsalar gerçek bilim kurgu budur derdi.
Mert banyodan çıktığında telefonunda bir cevapsız arama ve bir mesaj olduğunu gördü. Heyecanla telefona sarılınca Merve’nin aradığını ama cevap alamayınca mesaj attığını anladı. “Kesin bana haksızlık ettiğini anlayıp özür diledi” diye düşünürken mesaj açılınca yüzü düştü.

“Nyse sen msglsn glba bn yatyrm sna ii gcler” Telefonu duvara fırlattı ama oda sensörleri devreye girdi ve hafif bi hava akımı yaratarak telefonu yavaşlattı ve duvara çarpmasını engelledi. Arama ve mesajın arasında sadece 5 saniye vardı ve Merve’nin bu kadar iğrenç bir mesaj atabileceğine inanamıyordu. Kendini tekrar yatağa atıp başını yastığa gömerek “Ben bu kızları hiç anlamıyorum” diye bağırmaya başladı. Bu sırada aklımıoku uygulaması açık kalan tabletinin ekranı aydınlandı ve yeniden yazılarla dolmaya başladı. Dikkatini tabletin ekranına veren Mert’in gözlerinde hınzır bir ışık belirdi. En üstteki paragraf 1000 yıl sonra kadınları anlamaya yarayan makinenin icadı ile başlayan hayatı anlatıyordu. Mert bugün ilk kez gülümsediğini fark etti. Aklına gerçekten harika bir hikâye gelmişti.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1