19 Kasım 2016 Cumartesi

Darüşşifa Delilik Mevsimi - Enver Şengül

Osmanlı, külliye, darüşşifa
Her şey bir yana, tüm olup bitecekleri asırlar öncesinden kesin olarak bilmek ve bunu işaretleyenlerin diliyle geleceğe aktarmak mümkün müydü? Olanları tekrar konuşup münakaşa ettiler. Hangi kahin, hangi müneccimbaşı, hangi tılsım yapan falcı bunu bilebildi? Kimdi tüm olacakları şifreli şekillerin içine gizleyen bu kitabın yazarı? Kimdi bu işaretlerin dilini çözüp şiirlere döken şair? 


Edirne'yi bilen, bir şekilde gelen herkes Selimiye Camii'ni bilir. Oysa onun kadar bilinmese de en az Selimiye kadar muhteşem bir tarihi eserimiz daha var bizim. Sultan II. Beyazıd Darüşşifası ya da bizim kendi söylemimizle Beyazıd Külliyesi… İşte elimizdeki Darüşşifa Delilik Mevsimi isimli kitap buranın tarihinden yola çıkılarak, 2000 yılından beri Sağlık Müzesi olarak hizmet veren bu kurumun eski yöneticilerinden Enver Şengül tarafından yazılmış. her ne kadar arka kapak methiyesinin Ahmet Ümit tarafından yazılmış olması bana itici gelse de Edirne tarihine olan ilgim daha ağır basınca dayanamadım; aldım. Herkes hazırsa başlıyorum.

Başlangıçta başta Ahmet Ümit olmak üzere onlarca kişiye görüş, öneri ve düzeltmeleri için teşekkür edilmişse de kitabın ilk cümlesi şu: "Hazreti Muhammed Mustafa'nın hicretinden bu yana 11. asrı ve İsa Mesih'in doğumundan bu yana 17. asrın ikinci yarısını gösteriyordu." Hocam çok pardon ama kim gösteriyordu? Saatler, takvimler, söğüt ağaçları? Anlaşılan o ki, sayın savcım M.Müsebbih Ergin, bütün bölümleri tekrar tekrar okuyup, özellikle dil konusunda düzeltmeleri yapıp önerilerde bulunurken, kitabın ilk cümlesini es geçmiş. Neyse, nazar boncuğu olsun diyerek devam edelim.

Darüşşifa - Delilik Mevsimi, temelde IV. Mehmed'in düzenlediği Edirne Şenlikleri üzerine kurulmuş. IV. Mehmet ya da diğer adıyla Avcı Mehmed, oğullarının sünneti için, çok ama çok büyük bir eğlence tertipler. Öyle bir eğlence ki yıllar sonra bile anılıp hatırlanacaktır. İmparatorluğun ve dünyanın dört bir yanından konuklar bu eğlence için Edirne'ye akın ederler. İzleyen herkesin hayran kalacağı ve en iyi şekilde ağırlanacakları bu eğlenceler için hazırlıklar yapılırken, bir yanda, Darüşşifa'da tedavi gören Sinan ve Hacer imkazsız aşklarını yaşamaya, öbür yanda da genç hekim adayı Seydi Ali, tesadüfen eline geçen şifreli bir şiirde gizlenen mesajı çözmeye ve çok yakında gerçekleşeceğini düşündüğü bir kötülükten devletini korumaya çalışmaktadır.
edirne,darüşşifa, külliye
"Ol vakit geldi, nehirler coştu
Cihan sultanını yedi düvel duydu…
Davullar çalındı, sofralar kuruldu,
Cambazlar ve zorbazlarda hüner doldu…
Atlas otağında bal, zehir oldu, kara bulutlar çöktü,
Yetişmezsen dünya durdu…"

Bu iki hikaye birbirinden bağımsız olarak ilerlerken, o dönemim Edirne'sine ait ne varsa en ince ayrıntısına kadar anlatılmış. Gerek düzenlenen şenlikler, gerekse külliye ve sarayın bölümleri, mimarileri, kullanım şekilleri, aklınıza gelen, gelmeyen hiçbir şey atlanmamış. Bu durum kitabı zaman zaman edebi bir eser olmaktan çıkarıp Edirne Tanıtım Rehberi'ne döndürse de benim gibi Edirne tarihine merak salanlar için eşsiz bir kaynak. Edirne, daha doğrusu kuruluş adıyla 'Orestia ' adının nereden geldiği bunlardan sadece biri. Üşenmedim bu efsaneyi ayrıca not aldım. Umarım yazar bana kızmaz. Dilerseniz buradan okuyabilirsiniz.

Bir ilk roman için oldukça başarılı, bu gerçek. Ancak yazarın fark etme şansının az, düzeltme yapanların fark etmeye mecbur oldukları bazı yönler var. Örneğin, olay akışı-zaman geçişleri arasında ciddi kopukluklar var. Kaç kez, acaba sayfa mı atladım ya da bir şey mi kaçırdım diye geri dönüp kontrol ettim. Mesela bir yerde IV. Mehmed'in Cuma namazı kıldığı sırada, Sinan külliyenin duvarlarına yaptığı resimlerden bahsediliyor. Ancak hemen sonraki paragrafta Sinan'ın yorgan altına girdiğini okuyoruz. Ne ara akşam oldu, ne ara kandiller söndü belli değil. Yine 10. bölümde Sinan ve Hacer Cuma vakti buluşurken, 11. bölümde Seydi Ali'nin hocasının Cuma günü yapmasını söylediği işe iki gün kaldığını görüyoruz. ( Bu arada neredeyse olaylar hep Cuma günleri oluyor) Benzer şekilde başka bir yerde Seydi Ali ve Hekimbaşı Şifai için bir gün geçerken Sinan'ın kayığında bir hafta geçmiş oluyor. Eğer bu durumlar kazaen değil de, farklı mekandaki olaylar, birbirinden bağımsız zamanlarda geçti diye yapılmışsa bile bölüm başlarında zamanlar belirtilmeliydi diye düşünüyorum. Yoksa okurun kafası karışıyor, gidip geliyor. (Sonra müzikle tedavi edeceğim diye uğraşır durursunuz, benden söylemesi)

Dedim ya, Edirne hakkında enfes bilgiler var. Bakın mesela Cuma günleri yaşanan park problemi, bize daha 1675 yılından mirasmış meğerse. Karakterler atlarını bağlayacak yer bulamadılar. (Merak edenlere not, Meriç'in taşarak, civardaki ev, bağ, bahçelere zarar vermesinin geçmişi çok daha eskilere dayanıyor.)

edirne, darüşşifa, külliyeAklıma gelmişken, kitapta yadırgadığım bir diyaloga değinmek istiyorum. Gerçek bir alıntı mı yoksa yazarın Padişahın kudretini vurgulamak için kurduğu bir cümle mi emin değilim.  Sayfa 331'de şöyle diyor IV. Mehmed; "Eğer bu müddet zarfında kötü bir şey yapan, halkın huzurunu bozan ve devletimizi zor durumda bırakan kim olursa sorgusuz sualsiz en ağır cezaya çarptırıla ve gerekirse derhal kafası vurula." Yakıştı mı şimdi, adaleti ile yedi düvele nam salmış bir imparatorluğun padişahına sorgusuz sualsiz infaz? Gerçekse fena, kurguysa daha fena…


Puslu Yayıncılıktan çıkan kitabın kapağını Enver Şengül hazırlamış. Külliyeyi ziyaret edenlerin hatırlayacağı minyatürlerin yanı sıra yazarın kitap için ilham aldığı şiirde bahsedilen ağaç ve sarmaşığın bir resmi var. Tam emin değilim ama kitabın arkasında tamamı verilen bu şiiri sanki külliyede de görmüştüm. Yine kitabın sonuna, kitabın geçti mekânlar ve döneme ilişkin görseller konulmuş ki muhtemelen pek çoğu internette arayıp bulamayacağınız türden. Yukarıda anlattığım birkaç husus dışında, sürükleyici, kolay anlaşılır ve elbette bilgilendirici bir anlatımı var. Ancak kapak kartonunun yanı sıra baskıyı pek beğenmedim. Eğer bendeki kitaba özel değilse pek çok sayfada, yazı karakterinde kaymalar, titremeler mevcut. Bunun dışında güzel bir Edirne romanı. 
osmanlı, külliye, padişah


Yayın tarihi: Eylül 2015 (1. Baskı)
Yazar: Enver Şengül
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 461
ISBN: 9786055099510
Goodreads Puanı: 

4 yorum:

  1. Yorumunuzu keyifle okudum Umut bey... Çok teşekkürler... Eleştirilerinizde haklısınız. Bunu ilk roman yazmamın heyecanına verin. Yalnız romanımın 2. baskısı ciddi bir şekilde editör elinden tekrar geçti ve vurguladığınız aksaklıklar düzeltildi. Adres iletebilirseniz bu halini imzalayıp yollayabilirim. Tekrar çok teşekkürler. Görüşmek dileğiyle...
    enversengul@gmail.com

    YanıtlaSil
  2. Beğeniniz için ben de çok teşekkür ederim Enver Bey. Ayrıca 2. baskı için de tebrikler. Umarım baskıların ve başarılarınızın devamı gelir.

    YanıtlaSil
  3. Tarihi, kitabin gectigi yeleri dogru ifade etme kaygisi kurguda sapmalar, bosluklar olusturabiliyor.Yazar,kurguyami onem ve oncelik vermeli yoksa tarihe sadakate mi? diye sorsam sayin elestirmen ve yazara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okur olarak görüşüm, tarihte ölümcül çarpıtmalar yapmamak kaydıyla kurguya öncelik verilmesinden yana. Jasper Kent'in Danilov Beşlemesi ya da Hüsnü Arkan'ın Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer bu dediğime örnek verebilirim. Ancak Enver Bey gibi tarihçi kimliği ön planda olan yazarların da tarihe sadık kalmak istemelerinden daha doğal bir şey yok diye düşünüyorum...

      Sil

 
UA-57355180-1