1 Ekim 2016 Cumartesi

2016 Yılının En Çok Satan Kitapları

Düşündüm de benim neyim eksik? İyi kötü 3. yılını tamamlayan bir kitap yorumu sitesiyim ve evet, kendi çapımda iddialıyım. Elbette ki ben de Yılın En İyi Kitapları listesi yayınlayabilirim. Peki, bunu nasıl yaparım diye düşünürken bir sorunla karşılaştım. Aramızda kalsın ama sağda solda gördüğünüz, mutlaka okunması gereken 100 kitap, bilmem ne sitesinin sizler için seçtiği en iyi 50 kitap, ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap gibi listeleri var ya, işte o listelerle benim okuduğum kitapların alakası yok. Ya listelerde bir sıkıntı var ya da ben gerçekten yanlış kitaplar seçen bir kitap yorumcusuyum.

Bu nedenle de, kafamdan bir liste uydurmak yerine popüler üç kitap sitesinin en çok satanlar listelerini birbiri ile kıyasladım ve kendi tasarladığım çok özel bir algoritma ile Madalyonun Öteki Yüzü 2016 Yılının En Çok Satan 15 Kitap Listesi'ni oluşturdum. Algoritmamı yabana atmayın; ben bununla yıllar önce hiç çalışmadan girdiğim Açık Öğretim Matematik sınavında harika bir not aldım.

Neyse, lafı fazla uzatmadan geçen 2016 Yılının En Çok Satan 15 Kitaplarına birlikte göz atalım.


15 - Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk
           


Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan PamukListemin en altında Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın isimli kitabı yer alıyor. Kitapyurdunda 15.429 adet satılmış. Diğer sitelerde maalesef bu tür bir bilgi bulunmadığından daha sağlıklı bir listeleme yapamadık.

İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi?
Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?
Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın’da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor. (Tanıtım Yazısından)

14- Sineklerin Tanrısı - William Golding


Sineklerin Tanrısı - William GoldingYine okuma listemde bulunmayan bir kitap. Ancak 33 baskı yaptığı düşünülürse sorununun bende olma olasılığı yüksek. Aslında gayette alışveriş listesine eklenebilir. İlginç bir konusu var gibi duruyor.

“Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir…

13-Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi - Yuval Noah Harari 



Hayvanlardan Tanrılara Sapiens - İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi - Yuval Noah Harari  Sonunda… 13. sırada en azından çok yakında okunmak için sırayı bekleyen bir kitap. Aldım, duruyor. Ama önce benzer bir kitap olan Tüfek, Mikrop ve Çelik'i okuyacağım. Sonra bu. Aklıma gelmişken, 12. gezegen, Tüfek, Mikrop ve Çelik ve bu… Bu tür kitapların yazarları neden hep Yahudi?

- Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü? - Para neden herkesin güvendiği tek şey? - Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen? - Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar? - Geleceğin dini bilim mi? - İnsanların miadı çoktan doldu mu? 100 bin yıl önce Yeryüzü’nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak? Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor. Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir? 30’dan fazla dile çevrilmiş bu kışkırtıcı çalışma özellikle Jared Diamond, James Gleick, Matt Ridley ve Robert Wright’ın eserlerine aşina okurlar için muhteşem bir kaynak. “Sapiens, tarihin ve modern dünyanın en büyük sorularını gayet yalın bir dille ele alıyor. Çok seveceksiniz!” Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı “Harari’nin eseri kabul görmüş doktrinlerin karşısında duran fikirler ve şaşırtıcı gerçeklerle bezeli.”

12 - Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak

             

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak Elif Şafak'ın popüler gündemin ekmeğini yeme maksadı ile yazdığı iddia edilen bu kitabı 12. sırada. Elif Şafak'ın sadece Aşk isimli kitabını okudum ve yorumum burada. Doğru hatırlıyorsam, kitaplığımda bir yerlerde Siyah Süt var. Ne zaman okurum bilmem.

İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk...

Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?

Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş?

Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk...  yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...
Elif Şafak büyüleyici dili ve sağlam olay örgüsüyle inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. 
Havva’nın Üç Kızı Türkiye ile Avrupa, dün ve bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye anlatıyor. 
Yüzyılımızın en çok tartışılacak konularından birini kışkırtıcı kahramanlar aracılığıyla ele alan, temposu hiç düşmeyen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman.


11 - Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos 


Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos  Nihayet, listenin 11 sırasında okuduğum ve yorumladığım bir kitap. Şeker Portakalı… Listenin üst sıraları okuduğum kitaplarla mı dolu nedir? Bunu da birisi çıkıp müstehcen dedi diye hiç aklımda yokken almıştım. Adamcağız nasıl sevgiden uzak büyümüşse artık, şurada anlatılanlar bile müstehcen gelmiş…

Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayâlini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayâller peşinde Rio de Janeiro'ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu 1940'ta yayımlandı. 1945'te yayımlanan Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988'de öldü.

10 - Adam - Yılmaz Özdil

             

Adam - Yılmaz Özdil Yılmaz Özdil'in bol enter tuşlu kitaplarından biri daha olan Adam listemizin 10. sırasında. Nedendir bilmem kimden bahsederse bahsetsin kör gözüm parmağına anlatımlı, ideolojik kitapları sevemedim.
Kadın’ı okudunuz.
Bu da Adam.
*
           Diyebilirsiniz ki...
Kadının karşılığı erkek değil mi?
Bence değil.
*
Çünkü, her kadın kadın ama...
Her erkek adam değil.
*
Herifleri yazmamayı tercih ettim!
*
Elbette memleketin tüm adamlarını sıralayıp, bir kitaba sığdırabilmek imkânsızdır...
Peki nedir?
Farklı zamanlarda, farklı ortamlarda yaşayan, hatta birbirleriyle hiç tanışmamalarına rağmen, ortak zihniyetin, ortak karakterin, ortak paydasıdır Adam.

Yıkılsın diye karşıdevrim kazmalarıyla kolonlarına kolonlarına vurulan Türkiye, bugün hâlâ ayakta duruyorsa... İşte bu adamların ortak karakteri, ortak zihniyetinin sırtında duruyor.

9- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu  - Stefan Zweig

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu  - Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, hiç bilmediğim bir kitap. Piyasada pek çok yayınevinden çıkmış. Ben yazarın sadece Acımak isimli kitabını okumuştum. O kitabın yorumu da işte burada

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

8- İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali
            

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali Ben neden bu adamı hiç okumuyorum bilmiyorum. Ama elbet bir gün sırası gelecek. Sabahattin Ali'nin yazdığı İçimizdeki Şeytan, listemizin 8. sırasında.

"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..." Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.

7- Hayvan Çiftliği - George Orwell
               

Hayvan Çiftliği - George Orwell Okumuş olmaktan mutluluk duyduğum kitaplardan biri olan Hayvan Çiftliği 7. sırada. Orwell'in masalsı anlatımıyla yaptığı sosyalizm eleştirisinin güncelliği karşısında hayretler içinde kalacaksınız. İlgili yorumum için tıklayınız

İngiliz yazar George Orwell (1903-1950), ülkemizde daha çok 1984 adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır.
George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamında yer albilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.

6- Harry Potter ve Lanetli Çocuk - J. K. Rowling , John Tiffany , Jack Thorne

Harry Potter ve Lanetli Çocuk - J. K. Rowling , John Tiffany , Jack Thorne Bu serinin kaç kitabı var, nedir hiç bilmiyorum. Hatta filmlerini bil doğru dürüst seyretmedim. Acaba yazar kısmında neden üç kişinin adı var?  Ulan Harry, ne bitmez çilen varmış be kardaşım…

Sekizinci Hikâye.
On Dokuz Yıl Sonra...

Harry ait olduğu yerde durmayı reddeden bir geçmişle boğuşurken, en küçük oğlu Albus da istemediği bir aile mirasının yükünü omuzlarında taşımakta zorlanır. Geçmişle gelecek uğursuzca iç içe geçerken hem baba hem oğul tedirgin edici bir gerçeği, bazen karanlığın beklenmedik yerlerden geldiğini öğrenir.
“Harry Potter ve Lanetli Çocuk”,  J.K. Rowling,  John Tiffany ve Jack Thorne’a ait yeni bir özgün hikâyeden yola çıkarak Jack Thorne’un yazdığı yeni bir oyun. Bu oyun sadece sekizinci Harry Potter hikâyesi değil, aynı zamanda tescilli olarak sahneye koyulan ilk Harry Potter hikâyesi. 30 Temmuz 2016’da Londra West End’de gerçekleşen prömiyerin hemen ardından Sahne Metni Özel Baskısı, dünyanın dört bir yanındaki okuyucuları Harry Potter, arkadaşları ve ailesinin devam eden yolculuğuyla buluşturuyor.

5- Müptezeller - Emrah Serbes
          


Müptezeller - Emrah Serbesİlk beşe girerken heyecanınızın arttığının farkındayım. Sabredin çok az kaldı. Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat ile hayran kaldığım, lakin Deliduman'dan sonra daha da okumam dediğim Emrah Serbes, Müptezeller ile 5. sırada. Tanıtım yazısını okuyunca bunu da sevmeyeceğimi düşündüm.  Tamam biz de ezik büyüdük ama bu ne Allahaşkına? "Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak." Kemalettin Tuğcu romanı gibi.  Ajitasyona hayır.

Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak. Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor. 
"Üzülme baba," dedim, "alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha." "Ona üzülmüyorum ki ben," dedi babam. "Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık."
Güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler… Zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. Yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar. 
Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak.
Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor. Yaz biter, güz biter, hep kış gelir.

4- 1984 - George Orwell
              

1984 - George Orwell Eğer biri bir zaman makinesi icat etmişse, onu geleceğe gidip, gördüklerini anlatan bir kitap yazması için Orwell'e vermiş olmalı. Kitap yorumu işine bulaşmadan çok önce okuduğum, listedeki yerini kesinlikle hak eden harika bir kitap.

Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

3- Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery 

Küçük Prens - Antoine De Saint Exupery Listemin 3. sırasında Ilgın ile birlikte okumak üzere aldığım Küçük Prens var. 2016 yılının en çok satan 3. kitabı mı bilmem ama 2016 yılının en çok basılan kitabı olduğu kesin. Telif hakları serbest kaldıktan sonra Türkiye'de basmayan yayınevi kalmadı. Hatta hızlarını alamayanlar Hemşince, Ermenice versiyonlarını falan basmışlar. Yok artık…

Antoine de Saint-Exupéry tarafından New York’ta bir otel odasında yazılan Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam ediyor. Küçük Prens’in yaşadıklarını anlıyor, kırgınlıklarına üzülüyor, söylediklerine hak veriyoruz. Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

2- Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
           

Bülbülü Öldürmek - Harper Lee Gönül isterdi ki 1. sırada değil ama en azından 2. sırasında benim de okuduğum bir kitap olsun; olmadı. Listemizin 2. sırasında Harper Lee'nin Bülbülü Öldürmek isimli kitabı var.

1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch’in gözünden anlatıyor.
Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout’ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. Bir “zenci”nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Etkileyici gerçekliği ile ürperten, “insani” vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede.

“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

1 - Kürk Mantolu Madonna  - Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna  - Sabahattin Ali Sonunda geldik 1 numaraya. Sanırım sadece bu yıl değil, yıllardır en çok satanlar listesinde. Ama bu yıl liste başı olmasının en önemli nedeni sanırım Madonna'nın hayatından bahsettiği sanılması. Yani en azından bir kişi tarafından…

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum." Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.








0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1