1 Aralık 2016 Perşembe

Beyin Fonksiyonlarını Geliştiren 10 Roman

 Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi.

 Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi.  

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren'in yazdığı bir makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.

Kaliteli bir roman, bir yandan insan beynini keskinleştirirken, bir yandan da insan davranışlarına ilişkin bilgiler veriyor. İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. Listede Tolstoy’un Anna Karenina veya Virginia Woolf’un Bayan Dalloway’ın yanı sıra Muhsin Hamid’in 2007 yılında yazdığı ‘The Reluctant Fundamentalist / Gönülsüz Köktendinci’ isimli romanı da yer alıyor. Listede benim de okuduğum bir iki kitap nedeni ile kendi adıma durumu pek inandırıcı bulmasam da yorum sizin…
Listede yer alan romanlar şöyle;

Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832): Alman edebiyatının dünyaca ünlü, en önemli yazarlarındandır. Hukuk eğitimi alan ve resim sanatına da ilgi duyan Goethe, doğa bilimleriyle de uğraşmış, araştırmalar yapmış, yazılar yazmıştır. Dünya görüşünü ve sanat anlayışını aktardığı Şiir ve Hakikat en dikkati çekici eserlerinden biridir. Ayrıca Roma Ağıtları, Faust ve pek çok eseri yayımlandığı dönemde büyük ilgi görmüş, yazarın yüzyıllar süren edebi ününü pekiştirmiştir. 1774 yılında yazdığı Genç Werther’in Acıları daha önce şiirleri ve oyunları yayımlanan Goethe’nin ilk romanıdır. Eser büyük bir ilgiyle karşılanmış ve 25 yaşındaki yazara kısa sürede bütün Avrupa’da ün kazandırmıştır.

Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Gerçi Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunar, ama “ilk izlenim”i tersine çevirmekte gecikmez: Soyluluk ve servetten kaynaklanan “gurur” ile Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği “önyargı”, Darcy’yi mesafeli davranmak zorunda bırakır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı “gurur”, hem de Darcy’nin züppeliği karşısındaki “önyargı” etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Austen’ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zaman bütün İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.

Nathaniel Hawthorne / Kızıl Damga 1850

Nathaniel Hawthorne / Kızıl Damga 1850Tutkulu bir genç kadın, onun korkak aşığı ve intikam ateşiyle yanıp tutşan ihtiyar kocası...Bunlar 17. yüzyıl Boston'unun katı, geleneklerle örülü dünyasında vuku bulan, tutkuyla geleneklerin çatıştığı bir trajedinin başkahramanları. Evli bir kadın olan Hester Prynne işlediği zina suçunun cezası olarak, üzerinde ahlaki düşkünlüğünü simgeleyen kızıl bir harf taşımak zorunda bırakılır; bir anlamda, içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını hiçe saydığı için öteki olarak damgalanır. Yaşadığı bu trajedi ile sahip olduğu gücün farkına varan Hester bu gücü ve duruşu ile doğmakta olan modern Amerikan kadın kahramanının müjdecisidir. O günahıyla tek başına yüzleşirken adlarını açıklamaya yanaşmadığı korkak ve ikiyüzlü aşığı ile intikam hırsının çılgına çevirdiği kocası suçluluk, pişmanlık, intikam duyguları ile kendilerini bekleyen çarpıcı ve hazin sonu kendi elleriyle hazırlarlar. 

Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)

Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)Madam Bovary, 19. yüzyıl Fransız kadınının kıstırılmış hayatını ve iç dünyasını oldukça şeffaf bir şekilde ele alırken, dönemin kadın erkek ilişkilerine de ayna tutan bir başyapıt.
Vasat bir doktorla evlendikten sonra boğucu taşra yaşamı içinde sıkışıp kalan genç ve güzel Madam Bovary, mutsuzluğu bir kader olarak kabul etmeye razı olmaz. Büyük hayalleri, hayattan büyük beklentileri vardır; okuduğu romanlardaki tutkunun ve romantik fantezilerin özlemiyle yaşar ve aradığı ideal aşkı bulmak için çıktığı yolda hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Madam Bovary’nin bu mücadelesini ve sürüklendiği çıkmazı anlatan roman, tutkulu bir hikâyenin gerisinde evlilik, cinsellik ve zenginlik kavramlarını sorguluyor. 1857’de ilk kez yayımlandığında büyük yankı uyandıran, toplumun din ve ahlak anlayışını sarstığı gerekçesiyle yasaklanmaya çalışılan Madam Bovary, 19. yüzyıl Fransa'sının ahlak anlayışına ve burjuva değerlerine karşı güçlü bir eleştiridir.

George Eliot / Middlemarch (1870)

George Eliot / Middlemarch (1870)Middlemarch, George Eliot’ın başyapıtı olduğu kadar, pek çok eleştirmen tarafından da İngiliz dilinin en büyük kurgu eseri olarak kabul edilir. Eserlerinde çoğunlukla, yaşadığı 19. yüzyıl İngiltere’sinin taşra yaşamını ve insanlarını konu alan Eliot, insan ruhuna dair ince gözlemleriyle çağdaşı romancıların arasında öne çıkmıştır. George Eliot’ın 1869’da yazmaya başlayıp 1871’de tamamladığı sekiz kitaptan oluşan ve olgunluk dönemi eseri olarak kabul gören Middlemarch: Taşra Yaşamından Manzaralar hem yazarın en iyi romanıdır, hem de İngiliz edebiyatının sayılı klasikleri arasında yer almaktadır.
Roman, 1820’lerin sonunda Middlemarch adındaki hayali bir taşra kasabasındaki yaşamı konu alır. Viktoryen dönemdeki kadınların toplumsal statüsü, evliliğin doğası, idealizm, çıkar ilişkileri, din, riyakarlık, politik reformlar ve eğitim konuları, karakter açısından oldukça zengin olan romanda ele alınan konulardan en ilgi çekici olanlarıdır. George Eliot, ana karakterlerinin yanı sıra, her sınıftan insanın gerilim, kırgınlık, mutluluk, haz, aşk ve hüsran dolu yaşamlarını, büyük bir incelik ve yetkin bir gözlem gücüyle okura aktarır.

Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)Herkesin imrendiği bir hayat yaşamaktadır Anna Karenina; zengin bir eşe, itibarlı konuma, onun için çok kıymetli bir erkek evlada sahiptir. Ancak yakışıklı ve etkileyici Kont Vronski’yle karşılaşması, hayatındaki tüm taşları yerinden oynatacak, kendisini karanlık bir yıkıma sürükleyecek aşkı doğuracaktır.
Rus toplumundaki ikiyüzlülüğü, seçkinlerle halk arasındaki uçurumu; büyük bir dramla sonlanan, entrikalı bir aşk hikâyesi eşliğinde, kusursuz bir dille okura sunan Tolstoy, bu romanla bir başyapıt ortaya koymuştur.


Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)Bayan Dalloway vereceği bir parti için hazırlanırken, dışarı çiçek almaya çıkar ve geçmişe doğru bir yolculuk yapmaya başlar. Bütün hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. Ardı arkası gelmeyen hatıralar ve özlemler arasında gidip gelir. Yapmış olduğu seçimlerle ilgili şüphelerden kurtulamaz.
En iyi yazılmış 10 roman arasında gösterilen bu eser bir gün içerisinde geçiyor olsa da, Woolf bir hayatın yaşanmışlıklarını ve kadın ruhunun derinliklerine yaptığı büyüleyici yolculuğu inanılmaz bir ustalıkla aktarır okuyucularına. Woolf kadının gizli kalmış duygu ve düşünceleriyle kırılganlıklarına derin bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Toni Morrison / Sevilen (1987)

Toni Morrison / Sevilen (1987)1988 Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazanan bu romanın konusu, Amerika'nın iç savaşını izleyen yıllarda Ohio'da geçiyor; köle Sethe'nin ve ailesinin çevresinde dönüyor. Kentucky'de köle olarak bulunduğu bir çiftlikten kaçan Sethe, yakalanacağını anlayınca, beyazların eline geçmemesi için iki yaşındaki kızın öldürmeyi yeğler. Ölen küçük kızın ruhunun evde dolaştığına inanan güzel ve gururlu Sethe, bu olayın etkisinden kendisini kurtaramaz. Aradan on sekiz yıl geçtikten sonra Sethe'nin evine bir genç kız gelir. Yirmi yaşındaki bu ilginç konuk, nereden geldiğin bilmemekte, çatlak sesiyle bir çocuk gibi konuşmaktadır. Sethe'ye taparcasına bağlı olan genç kız, adının Sevilen olduğunu söylemektedir...

J.M. Coetzee / Utanç (1999)

J.M. Coetzee / Utanç (1999)J.M. Coetzee, 1999 Booker Roman Ödülü'nü alan etkileyici romanı Utanç'ta şiddetli, yoğun bir dönüşüm geçirmekte olan bir toplumun, yeni Güney Afrika'nın öyküsünü anlatıyor. İki kez evlenip boşanmış, bir kız babası olan, elli iki yaşındaki Profesör Lurie'nin öyküsünde, hem siyasal hem de kişisel dönüşümler, değişimler yaşayan sancılı bir toplumun insanını tanıtıyor. Bir kız öğrencisiyle girdiği ilişki sonucu okulundan ayrılmak zorunda kalan Profesör Lurie'yi arkadaşları dışlıyor, eski karısı da alaya alıyor. Lurie, kızı Lucy'nin çiftliğine sığınıyor, elinde kalan tek insancıl ilişki kızı ile olanıdır. Lucy'nin koşullarına ve ırk ayrımının yeni boyutlar aldığı bir topluma uyum sağlamak yolunda inançsızca sürdürdüğü çabaları, bir öğle sonrası kızıyla birlikte yaşadığı vahşi bir saldırıyla kesintiye uğruyor. Acımasız bir dürüstlükle yazan J.M. Coetzee, okura yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor, ama güçlü ve inanılmaz güzellikte, hem keyifli, hem kasvetli bir öykü. Baştan sona gereksiz tek bir sözcük ya da cümle içermeyen Utanç, Profesör David Lurie'nin düşüşünü anlatırken, daha ilk satırından kıskıvrak yakalıyor okuru. Lurie'nin kişisel öyküsüyle Güney Afrika'nın öyküsü iç içe geçiyor; beyazıyla siyahıyla bütün Afrikalıların uydukları kuralların tümü tersine dönüyor, çarpıtılıyor. Utanç, aslında insan olmanın ne anlama geldiğini araştırıyor. J.M. Coetzee, insanın içine işleyen gerçekleri yalın ama vurucu bir üslupla dile getirirken yaşayan en iyi romancılardan biri olmayı da hak ediyor.

Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)Mohsin Hamid’in kaleminden Gönülsüz Köktendinci piyasaya çıktığı ilk günden itibaren epey ses getirdi, yankı uyandırdı dünya basınında. İstemeye istemeye “köktendinci” olan bir genç adamın hikâyesi. İstemeye istemeye ne demek? Köktendinci ne demek? Bu kavramları da açmayı ihmal etmiyor yazar. Kahramanı Cengiz, Amerika’ya okumaya giden yetenekli, zeki, pırıl pırıl Pakistanlı bir genç. Princeton Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olur. Sınıfının birincisi, okulun en iyisidir. Toplumdaki seçkinler arasına katılır. Tüm dünyadan kendisi gibi yetenekli, gelecek vadeden gençler Amerika’ya gelerek, Amerikan rüyasına bir an evvel dahil olabilmek için canla başla çalışırlar. O da hırslı, azimlidir. Ve çok çok az sayıda işletme mezununun girebileceği, hatta hayal edebileceği prestijli bir Amerikan firmasında muhteşem bir iş edinir. Artık senede seksen bin dolar kazanmakta, business class uçmakta, son derece şık giyinmektedir. Bundan sonra tek yapması gereken, kendini kapitalizmin ritmine uydurmak, devamlı çalışmak, paralanmak ve yükselmektir. Bir Amerikalı genç kadına âşık olması onun “Amerikanlaşma”sını önce kolaylaştırır, ancak hikâye ilerledikçe beklenmedik biçimde zorlaştırır.













0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1