Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


26 Mart 2016 Cumartesi

Tanrı Misafiri - Alper Kaya

kitap yorumu, polisiye
Pişmanlıklarımızı da mezara götürür müyüz bilinmez ama başka mezarlara pişmanlıklarımızı gömdüğümüz çokça vakidir. Söylenememiş sözler, atılamamış adımlar, bazen fazla atılmış adımlar, zamanında düşünülememiş şeyler… Mezarlıklar, bedenlerle olduğu kadar bunlarla da doludur.


Şebnem Pişkin'in son kitabı  'Kayıp Mona Lisa'yı baskı öncesi okumamın ardından bir ön okuma teklifi de Alper Kaya'dan geldi. Gerçi ben okuyup, yorumlayana kadar kitap satışa çıktı ama olsun. Kim ne dersin bu yine de bir ön okuma.

Her ne kadar karşılıklı bir sohbetimiz olmasa da Alper Kaya, uzun zamandan beri tanıdığım bir isim. Yıllar önce -sanırım 2010'du- Altın Madalyon E-Dergi'de karşılaşmıştık. Ben bugün hala üzerinden çalıştığım "Yanlış Adam" ın kısa hikâye halindeki ilk versiyonunu yazmaya çalışırken o da, hiç yapılmamış olan bir şeyi deniyor, fumetti severlerin yakından tanıdığı Martin Mystere 'ye sıfır kilometre bir macera yazıyordu. O günden bugüne kendini epey ilerletti. Kendisi bilfiil 'çalışınca oluyor' tabirine canlı örneği oldu.

Kitap daha önce iki kitabı daha yayınlanmış olan Komiser Tahsin serisinin üçüncü kitabı. İlk iki kitaba bir takım göndermeler içerse de, bağımsız da okunabiliyor. İstanbul Emniyetinin tecrübeli komiseri Tahsin ve ekibi, bu kez bir yandan kendine evsizleri hedef alan bir seri katilin peşindeyken, bir yandan da kocasından yeni boşanmış bir kadını öldürenlerin peşindeler. Her zaman olduğu gibi polislerin başı sadece katillerle değil, aynı zamanda siyasi entrikalar, ihaleler, ihanetler, ve karmaşık ilişki ağları ile de dertte olacaktır. 

Yazarın anlatım tarzında, iyi bir çizgi roman okuru olduğunun tüm işaretlerini gördüm. Bana öyle gelmiyorsa tabi. Çoğu sahne anlatımı, betimlemelere, tasvirlere başvurulmadan geçilmiş. Örneğin bir sahnede, masanın üzerinde çay bardağı varsa, orada bir bardağın olduğunu, karakter bardağı eline aldığında öğreniyoruz. Yine sahne geçişleri arasındaki boşluklar, biz çizgi roman okurlarının alışık olduğu şekilde, arada olanları kendi hayal gücümüzle tamamlamamız için bırakılmış gibi.

Yine çizgi romanlardan aşina olduğumuz, ileriki bir macerada kullanılmak üzere açık bırakılan detaylar, eğlenceli yan karakterler, ileride filizlenmesini umduğumuz aşklar, hızlı ve akıcı anlatım, kısa diyaloglar var. Aynı şekilde karakter derinlikleri için paragraf paragraf anlatımlar yapılmamış. Bunun yerine maceralar ilerledikçe kahramanın hal ve hakaretlerinden nasıl bir adam olduğunu anlama işi bize bırakılmış. Bu durum sıkılmadan hızlı bir şekilde okumanıza imkân vermekle birlikte, kitabın sadece 286 sayfada bitmesine neden olmuş.

Anlatımı genel olarak gerçekçi bulmakla beraber, birkaç yerde kulağa sanki sırf kullanmış olmak için kullanılmış hissine kapıldığım kelimeler var. Akabinde, mütevellit, mukabil, müdahil, minval gibi… 26 yaşında gencecik, pırlanta gibi adamsın. Ne gerek var Arapça'dan, Farsça'dan devşirme kelimeler kullanmaya. Bir Türkçe sevdalısı olarak, "sıradaki kitaplarda lütfen yapma" demek istiyorum.

Muhtemelen esas numaralarını serinin sonraki kitaplarında göreceğimiz Taner Tanal diye bir adam var. Bütün kitap, Komiser Tahsin'in ayaklarına dolandığı yetmezmiş gibi bir de "Katilimiz beyaz bir erkek" diyerek müthiş bir tespitte bulundu. Ben Komiser Tahsin olsam, Taner'in topuğuna sıkardım. Umarım sıradaki kitaplarda daha sağlam bir karakter olarak karşımıza gelir.

Kent Kitap'tan çıkan kitabın kapağını Tolga Özasil çizmiş. Çizgi romana bir gönderme daha. Ben beğendim. Komiser Tahsin logosu ilk başta güzel görünse de ilerleyen zamanda mutlaka orijinalleştirilmeli. Bu hali ile ciddi şekilde Sherlock Holmes esintileri taşıyor. Bu kitabında pdf versiyonunu okuduğum için baskı hakkında bir şey diyemiyorum. Ancak şunu fark ettim ki, polisiye romanları e-kitap olarak okumaya alışmam gerekecek. Geri dönüp bakmak istediğim zamanlarda çok zorlandım. Son okumada bir iki küçük, benden başkasının pek takmayacağını düşündüğüm detay haricinde göze batan bir sıkıntı göremedim. Eğer yakın zamanda bir otobüs yolculuğuna çıkacaksanız ve yolda ne okusam diye düşünüyorsanız bu kitabı öneririm. Uykunuzu getirmeyecek kadar akıcı, aşırı kafa yormanızı gerektirecek detaylardan uzak.

                                                      Kitabın Künyesi

Ø       Orijinal Adı: Tanrı Misafiri 
Ø       Yayın tarihi: Mart 2016 (1. Baskı)
Ø       Yazar: Alper KayaØ   
Ø       Ebat: 12 x 19 cm
Ø       Sayfa: 286
Ø       ISBN: 9789944915854
Ø       Goodreads Puanı: 





25 Mart 2016 Cuma

Her Yönüyle Roman Yazımı - Joyce ve Jim Lavene

roman yazımı, kitap yorumu
İlk roman yazarı parşömeniyle tüy kalemini alıp yazmaya oturduğunda, tüm dünya yerinden oynamıştı. 1605 yılıydı. Miguel de Cervantes Don Quixote’yi (Don Kişot) yazmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.


Ilgın’ın alerji problemleri nedeni ile kitaplığımı odasından çıkarmak zorunda kaldım. Bu nedenle kitap okuma sıram karıştı.

Fi tarihinde niyetlendiğim yazarlık kariyerimi geliştirmek için, hayallerime destek ararken resimliroman forumunun kadim üyelerinden Oğuz Özteker’in tavsiyesi üzerine anlık bir kararla edinmiştim bu kitabı. Lakin anlık karar verirken çok önemli bir noktayı atlamışım. Kaldı ki bunu çok zaman sonra fark ettim. Genelde bu tip herhangi bir şey yapma sanatı üzerine kitapları alacaksam, kitabı yazanın ne işler yaptığına bakarım. Ancak bu kitabı alırken “nasıl roman yazılır” diye kitap yazan adamların daha önce hangi romanları yazdıklarına bakmayı unuttum. Merak edenlere hemen söyleyeyim. Söz konusu karı kocanın goodreads’te 70’in üzerinde kitabı var. Kitapların puan ortalamaları 3.90 civarında olmakla birlikte kapaklarından çocuk kitabı oldukları gibi bir izlenime kapıldım. Öte yandan Joyce e Jim Lavene’nin Türkiye’de bu kitap dışında yayınlanmış başka bir kitapları yok. Yani çuvalladım.

Kitap, roman türlerinden başlayarak, kitabın yayınlanmasına hatta pazarlanmasına kadar olan süreci 20 başlık altında incelemiş. Roman yazma sürecindeki her aşama sırayla ele alınmış. Anlatımlar her ne kadar Türkiye şartlarına uyarlanmışsa da genel hatlarıyla Amerikan kültürü, yaşantısı ve yayıncılık anlayışı baz alınmış.

Ne yapmalısınız sorusu, rüya tabirleri ya da kahve falı gibi cevaplanmış. Her şey yuvarlak yorumlarla ve havadan kalan cevaplarla geçilmiş. Net ve “evet, işte bu” dedirten bir fikir ya da tavsiye yok. Her şey her şekilde anlatılmış. Örneğin arka plan yaratmakla ilgili şu tavsiyeye bir bakın; “ Hikayenize uyan ve romanınızdaki kişilerin amaçlarına ulaşmaları için en uygun arka planı yaratan her şey iyidir.” Birden bir aydınlanma geldi di mi? Aydınlanmadınız mı? Öyleyse sizi şöyle alalım;

Soru: Bir romanda kaç bölüm olmalı?
Cevap: Size bağlı.

Soru: Bir bölümün uzunluğu ne olmalı?
Cevap: Size bağlı.

Soru: Hangisi doğru?
Cevap: Bu konunun kesin bir cevabı yoktur.

roman yazımı, kitap yorumuKısaca her şeyi masaya yatırıp, son kararı size bırakıyor. Karar verememek bir tarafa, size hali hazırda aklınızdakilerden daha fazla seçenek sunup iyice kafanızı karıştırıyor. Yaklaşık 200 sayfalık roman taslağına sahip biri olarak –ki taslak bile denemeyecek kadar kötü bir durumda- kendime has problemlerim olan, “konsantre olma, zaman ayırabilme, çalışma ortamı yaratabilme, ailevi ya da gündemden etkilenmeden yazabilecek dinginliğe ulaşabilme gibi sorunlarımın hiç birine cevap bulamadım. Hali hazırda her yazmaya niyet edenin tek nefeste 600–700 sayfa yazabileceği kabul edilmiş. Hatta çoğu yerde gerektiğinde romanınızı nasıl kısaltabilirsiniz sorularına cevap aranmış.

Ancak, kitabın dilbilgisine ayrılan kısmını tüm söylediklerimden ayrı tutuyorum. Kesinlikle her gerektiğinde başvurabilecek bir bölüm. Günü geldiğinde bu kısmı tekrar okuyarak romanımı güncelleyeceğim.



Kitap Arkadaş Kitabevi tarafından basılmış. Nedenini anlamadığım bir şekilde garip ebatlara sahip. Doğru hatırlıyorsam bu formatı keman metodu, gitar metodu gibi kitaplarda görmüştüm. Kağıt kalınlığı ayrıca dikkat çekici. Bunun dışında imla kelime hatası yok; kusursuz. Eğer bu kitabı okuyunca çılgınlar gibi yazmaya başlayacağım diyorsanız, almayın. Hali hazırda bitmiş bir romanınız varsa gözden geçirmek için işe yarayabilir. Hepsi o. 


                                                                                        Kitabın Künyesi

Ø  Orijinal Adı: Everithing Guide To Writing A Novel
Ø  Yayın tarihi: 2010 (2. Baskı)
Ø  Yazar: Joyce ve Jim Lavene
Ø  Uyarlayan: Kıvanç Güney
Ø  Ebat: 14 x 20 cm
Ø  Sayfa: 296
Ø  ISBN: 9789755096025
Ø  Goodreads Puanı: 3.75





17 Mart 2016 Perşembe

Her Tuzluğum Var Diyene Hıyarla Yetişemedim - Metin Uca

kitap, kitap yorumu, gazete, Aziz Nesin
Çok önemli not: Bu kitaptan alıp yedi arkadaşına armağan edenin bütün işleri açıldı. Ama almayıp burun kıvıranın da başına gelmedik kalmadı. Bizden söylemesi.

Elime nereden (ve dahası neden) geçtiği bilmediğim kitaplardan biri daha. Bir dönem, sabah haberlerinde fırtına gibi esen, şimdilerde muhtemelen sivri dilinin bedelini ödediği için ortalarda görün(e)meyen Metin Uca yazmış.  İtiraf etmeliyim ki, esprileri, zekası, ince ve kara mizahı, acımadan laf sokmaları ile sunuculuk ve gazetecilikte açık ara önde biri olsa da aynı başarıyı yazarlıkta gösterememiş.

Aslında kitabın her sayfasında bir Metin Uca esprisi görmek mümkün. Mesela iç kapakta kendi adımızı yazmamız için bırakılmış boşluğun altına imza atmış. Altında "imza günüme gelemeyenler için dev hizmetimdir" yazılı. Yine öykülerden biri içeriğe gönderme olarak ters basılmış. Ne bileyim, çok biliyorsanız kendiniz yazın dercesine, birkaç sayfa kendi yazarlık denememiz için boş bırakılmış falan. Ancak hikâyelerin içeriğine gelince, maalesef kötü bir Aziz Nesin taklidi olmaktan öte geçememiş.

Yine de haksızlık etmek istemem. Bir kere iyi bir Aziz Nesin taklidi yapmak pek kolay bir iş değil. E sonra mizah eskiyen bir şey. Bu kitap yazılalı üzerinden 10 sene geçmiş. Tadını yitirmesi normal.

Hikâyeler, Metin Uca'nın kendine has, haber sunarken kullandığı, bol bol laf kalabalığı içeren kinayeli vecizeler ile yazılmış. Dinleti esnasında her ne kadar kulağa hoş gelse de okurken çekilir çile değil.

Kitabın son kısımlarında ki hikâyeler Çetin Uca mahlasıyla yazılmış. Sanırım Çetin Altan'a göndermeler içeriyor. Kitabın diğer kısmındaki hikâyelere bakarak biraz daha iyiler. Ancak geneli kurtarmaya yetmediğini söyleyebilirim.

kitap, kitap yorumu, gazete, Aziz NesinEpsilon yayınlarından çıkan kitabın kapağında, Metin Uca'nın -nedense bana- Bilbo Baggins'i hatırlatan, her zamanki gibi içten, fırlama ve hınzırca sırıtan bir pozu var. Hikayeler gibi ismi de gereksiz uzun ve tatsız olan kitap, editoria açısından süper. En küçük bir imla ya da yazım yanlışı göremedim, tebrikler.

Espri yeteneğine, enerjisine, dürüstlüğüne, açık sözlülüğüne her zaman hayran kalsam da yazarlığını sevmedim. Zaten kendisi de kitabın sonuna not düşmüş; "Yaşadığı günlere ve olaylar ahala çocuk gözlerle bakmaya, kendince dalgasını geçmeye çalışan bir adamın zırvalarına sonuna kadar dayanabildiğiniz için, sabrınız, hoşgörünüz için cümleten geçmiş olsun" diye. Egosu sıfır, harika, 1961 doğumlu olduğu halde İrfan Değirmenci'den daha genç duran bir adam.


Sanırım bundan sonra iki kitap daha yazmış. Eminim kendini geliştirmiştir ama yakın zamanda bunu kendi gözlerimle görmeye cesaretim yok. Size iyi okumalar. 


Ø       Orijinal Adı: Her Tuzluğum Var Diyene Hıyarla Yetişemedim
Ø       Yayın tarihi: 
Ø       Yazar: Metin Uca
Ø       Ebat: 14 x 20 cm
Ø       Sayfa: 176
Ø       ISBN: 9789756902165
Ø       Goodreads Puanı: 3.04

11 Mart 2016 Cuma

Kayıp Mona Lisa - Şebnem Pişkin

tasavvuf, kitap yorumu, kitap
İnsanoğlu doğduğu andan itibaren 'ben' demesini öğrenir. Ne zaman ki âşık olur, işte o zaman 'sen' demeyi öğrenir.

Basit cümlelere derin anlamlar yükleyebilme marifeti ile lanetlenmiş yazar arkadaşım Şebnem Pişkin, çok yakında -sanırım 15 Mart- "Kayıp Mona Lisa" ile karşınızda. Sağ olsun bir önceki kitabı "Mehmed'e Gönderilmeyen Mektuplar" da olduğu gibi bu kitabını da baskıya girmeden çok kısa bir süre önce okuma şansına eriştim. Hedefimiz o'dur ki sıradaki kitabı baskıdan çok önce okuyacağız.

Son iki kitabından gözlemlediğim kadarıyla, yazar fantastik öğeleri minimumda tutup, kendi iç dünyasına, fikir ve felsefi yaşantısına ağırlık veriyor. Bu kez de kendi yaşamının odak noktalarını oluşturan, iman, inanç, tasavvuf, kendini bilmek, Allah'a yakın olmak, -elbette- bir olmak gibi konular üzerine yoğunlaşmış. Ancak bu kez saydığım kavramları Leonardo Da Vinci üzerinden anlatmayı denemiş. Pardon, denemek ne kelime, gayette başarmış.

Kitabımız iki ayrı zaman dilimi üzerinden ilerleyen, doğrudan alakalı olmayan, ama özünde birbirini tamamlayan iki hikâyeden oluşuyor. İlk hikâyede, resmin, bilimin, anatominin efsane insanı Leonardo Da Vinci'nin kendine has hayatına, zihninde kopan fırtınalara ve elbette ki meşhur Mona Lisa tablosunun yapım aşamasına şahit oluyoruz. Ben kitabın bu kısmını çok beğendim. Dönemi anlatmada başarılı buldum. Hatta bir ara heykeller, mermer sütunlar, yüksek merdivenler, gümüş çatal bıçaklar, Asil Romalılar derken kendimi hani şu Hıristiyan efsanelerini anlatan kitaplardan birini okuyor sandım.

Diğer hikâye ise bence Leonardo'nun yanında biraz sönük kalmış. 2013 yılından geçen hikâyeye göre, Paris'e bir konferans için gelen Profesör Zuckerman'ın yolu (Burada Zuckerman'a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Gerçi bırakın parantezi, ayrı blog açsam yeri var. Öyle bir adam ki, mantık ve analitik felsefe de bir numara, kuantum fiziği, uzay astronomisi (başka ne astronomisi varsa)  konularında otorite, şaraptan anlar, musluk tamiri yapar; daha neler neler. Maşallah İsviçre Çakısı gibi.) Mısırlı akademisyen Khaled Hasan ile kesişir. Buradan sonrası uzun uzun kuramsal makaleler ve Zuckerman'ın tezlerine Khaled'in anti tezlerini sunması üzerine. Ateist Zuckerman ile Müslüman Khaled arasındaki fikir alışverişine sahne oluyoruz. Ne yalan söyleyeyim bu kısımlar -belki de işime gelmediğinden- beni sıktı, yordu.

Her zaman söylüyorum. Yazarın anlatmak istedikleri şu an benim ilgi alanlarımın dışında. Bu nedenle üzerinde çok düşünmüyorum. Ancak anlatmak istediklerini anlatma şekline her zaman hayran kalıyorum. Bu kitap için konuşursak, hayatı onlarca Hristiyan, masonik efsaneleri içeren onlarca kitaba, filme konu olmuş Leonardo Da Vinci'yi, İslam felsefesini, yaratıcıyı ve aslında hepimizin özünde "bir" olduğunu anlatmada kullanması son derece zekice.

Yukarıda da dediğim gibi Rönesans da geçen kısımlara bir diyeceğim yok. Ama 2013 yılındaki hikâyede keşke dediğim yerler var. Mesela tüm karakterler, en azından Khaled, Türk olsa daha iyi olurdu. Diyelim ki Türk değil ama adı Ahmed oldu, o da olumlu. Bakınız çok enteresan 'd' ile yazılmasına bile razıyım. Zira Paris'in göbeğinde bir Alman ve bir Mısırlı'nın yazarın bize söylemediği ortak bir dille, Arapça-İngilizce arasındaki mana farklılıklarını Türkçeye göre yorumlamaları, beynimde karıncalanmalara neden oluyor. Ha bu belki sadece bana ve benim gibi obsesif kişilere özeldir, normal ve sağlıklı pek çok insan bunu umursamaz, o başka.

Tüm bunlar dışında, Şebnem'in Tanrı'ya bakış açısını ya da başka bir deyişle Tanrı kabulünü gerçekten beğeniyorum. Keşke herkes Şebnem ve Şebnem'in kitabındaki Leonardo gibi düşünse. (Not: Allah'ın özel isim olduğuna ve her dilde bu hali ile kullanılması gerekliliğine katılmıyorum. Bunu umarım bir gün uzun uzun ve yüz yüze tartışacağız.)

Kısa bir süre önce Asi Kitap ile çalışmaya başlayan yazarın kitabı henüz basılmadığı için baskı kalitesi ve diğer hususlar için yorum yapmıyorum. Bu durumu kitap elime geçtikten sonra alta yorum olarak eklerim. Ama Şebnem'in diğer kitapları içinde en modern ve en iddialı kapağa sahip. Her ne kadar başta eşim olmak üzere bir iki kişiden Ümit İhsan'ın Kıyamet Tarikatı simli kitabının kapağına benzediği eleştirisini alsam da bence alakası yok. Sadece kitap isminde kullanılan yazı karakterine biraz daha özenilebilirdi diye düşünüyorum. Yine aynı şekilde ham halini okuduğum için benim fark ettiğim hatalar, editör kontrolünden ne şekilde geçti bilmiyorum. Ama kelime ve imla açısından Şebnem editöre pek iş bırakmamış. Şu hali ile bile tertemiz.

Evet, nihayet yazımın başından beri yazarın merakla beklediğini düşündüğüm soruların cevaplarına geldik;
— Beğenilecek mi?
— Evet, yazarın mevcut kitlesi, sıkı takipçileri bence kesinlikle beğenecek.
— Sadece onlar mı?
— Hayır, bu çevrenin yakınında olanlar ya da ucundan kıyısından tasavvufla, modern İslamiyet anlayışıyla ilgilenenlerinde dikkatini çekecektir ve pek çoğu okurken keyif alacaktır.
- Bu kitabı okuduktan sonra Umut ve Mehmet Mollaosmanoğlu namaza başlayacaklar mı?
- Henüz değil Şebnem'ciğim. Ama sen denemeye, yazmaya devam et.  Kendi adıma hidayet kapılarım kapalıysa da asla kilitli değil. Belki bir gün neden olmasın?

Başarılar…



Ø  Adı: Kayıp Mona Lisa (Leonardo'nun Gizemi)
Ø  Yayın tarihi: Mart 2016 (1. Baskı)
Ø  Yazar: Şebnem Pişkin
Ø  Ebat: 13,5 x21 cm
Ø  Sayfa: 176
Ø  ISBN: 6059331043
Ø  Goodreads Puanı: 4.00
  

 
UA-57355180-1