Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


21 Ağustos 2016 Pazar

Okyanus Tutsakları - Robin Cook


okyanus, atlantis, pdf. özet
İç kapağı “30 Temmuz 2012 İzmir Havaalanı Ayder-Çamlıhemşin Kuşadası Davutlar” diye imzalayan Kamuran’a selam olsun.


Hep diyorum ikinci el kitap almak güzel bir şey diye. Durup dururken Kamuran’ın 30 Temmuz’da nerede olduğunu öğrendik.

Okyanus Tutsakları’nı ilk kez yıllar önce, Sevgi ile ilk tanıştığım zamanlarda, Sevgi’ nin sürekli gittiği bir kitapçıdan almak istemiştim. Ancak o zamana göre fahiş gelen fiyatı nedeni ile vazgeçtim. O günden bu yana kısmet şimdiyeymiş. İsmini gördüğümde aslen doktor olan Robin Cook’un bir diğer uzmanlık alanı olan dalgıçlık üzerine (kendisinin Captan Cousteau ile birkaç dalış yapmışlığı var) bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Dalış adına birkaç detay içerse de asıl mevzu bu değil. Sadece orijinal isim Abduction'dan dilimize bu şekilde çevrildiği için öyle sanmışım. Öte yandan bu çeviri içerik ile son derece uyumlu olmuş.

Ben konusundan nereye kadar bahsetmem gerektiğini düşünürken, arka kapağı görünce rahatladım. Zira konu ile ilgili benim vermek istemediğim ipuçları açıkça verilince benim kendimi sınırlandırmama gerek kalmadı.

Okyanusun derinliklerinde kazı yapan, içinde kazı şirketinin müdürünün de olduğu, bilim adamı ve dalgıçlardan oluşan bir grup, denizaltı ile kazı alnının yakından incelemek isterlerken, karşı koyamadıkları bir güç tarafından dibe çekilirler. İlk başta buna okyanus dibinde faaliyete geçen bir yanardağın sebep olduğunu düşünseler de gerçek çok başkadır. Okyanusun dibinde çok ama çok ileri bir medeniyetle karşılaşırlar.  Burası bizim kayıp kıta olarak bildiğimiz Atlantis'in yakınlarındaki başka bir kent, Serrena'dır. (Serrena'lılar, kendi şehirlerinin Atlantis'ten çok daha güzel ve modern olduğunu iddia ediyorlar) Teknolojik olarak son derece gelişmiş olan Interterra ırkı, hiçbir amaçları olmadan, çalışmak zorunda kalmadan, kavga, gürültü, terör ya da herhangi bir şiddet olayından uzakta, sonsuza dek yaşayabilmektedirler. Ve son derece iyi duygularla, dünyalarına almak zorunda kaldıkları insanları da bu nimetlere ortak etmek istemektedirler. Ancak, tek sorun, kahramanlarımızın bunu istememesidir.
roman, kitap yorumu, okyanus, atlantis 
Her ütopya romanında olduğu gibi bunda da; muasır medeniyet seviyesinin en üst noktasında aynı ortak eylem var. Tüm yazarların mükemmel dünya tasvirlerinin temelini, ne zaman, nerde, kimle, kaç kişiyle, hangi pozisyonda istersen, dosyasıya, sınırsız seks yapabilmek oluşturuyor. Bunda da böyle.  Hayır, bir de bu yazarların çoğu Amerikalı. Ulan, sizin burun kıvırdığınız, hali hazırdaki seks hayatınız bile bizim için ütopyayken, bu yaptığınız düpedüz adilik. Hala neyin derdindesiniz. Biz ölelim, o zaman, hiç yaşamayalım.

Roman, ciddi derecede "Dünyanın Merkezine Yolculuk" ve "Cesur YeniDünya" ile benzerlikler gösteriyor. Büyük ölçüde etkilenilmiş, esinlenilmiş. Özellikle, Cesur Yeni Dünya'dakinde olduğu gibi sahiplenme kavramının olmadığı, kadın erkek eşitliği, meşrebi en geniş insanın bile sınırlarını zorlayacağı seks hayatı, anne, baba, çocuk kavramlarının es geçildiği doğum süreci en büyük benzerlikler. Sadece birkaç küçük noktada kendine has detaylar mevcut. Her ne kadar Robin Cook romanları derin felsefeler içermese de, yine aynı Cesur Yeni Dünya'da olduğu gibi "bir insanı zorla mutlu etmek faşistlik midir?" sorusu gündeme geliyor ve acaba "soft faşizm" diye bir kavram olabilir mi diye düşünüyorsunuz.

Vektör dışında Epsilon'un yayınladığı ikinci ve son roman olan Okyanus Tutsakları yurtdışı kapaklarından biri ile çıkmış. Su yeşili, dalgaların altında, su da asılı kalan bir insan resmedilmiş. Bu karakterlerin Interterra'ya ilk girişlerinden bir sahne. Arka kapakta Robin Cook ve kitabın içeriği ile ilgili kısa birer açıklama var. Doktorun hala yakışıklı olduğu yıllar. Ama şakaklar kırlaşmaya başlamış. Çeviri bence iyi. Yazarın en iyi kitabı değilse, akıcı bir anlatım ve sürükleyici bir macera. Sıkılmadan okuyorsunuz.


                                                                                Kitabın Künyesi
                                                  
kitap yorumu, okyanus, atlantis, pdfOrijinal Adı: Abduction
Yayın tarihi: Mayıs 2001 (1. Baskı) 
Yazar: Robin Cook
İngilizce'den Çeviri: Selim Yeniçeri
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 359
ISBN: 9753312903
Goodreads Puanı: 3.46














20 Ağustos 2016 Cumartesi

Akıcı İngilizce - Chris Crossan

ingilizce eğitim, öğrenme, set
Bir dilin kazanımı, gramer kurallarının çok sıkı bir şekilde kullanılmasını ve de çok sıkıcı bir çalışmayı gerektirmez. Dil, bir gecede kazanılabilecek bir şey değildir. Gerçek anlamda dilin kazanımı yavaş yavaş olur ve konuşma yeteneği, dinleme yeteneğinin gelişmesiyle birlikte önemli oranda artar. Bu nedenle en iyi metot, öncelikle kolay ifade edilen durumların anlaşılmasıdır.

İngilizce Öğrenmek


Ezelden beridir İngilizce öğrenmek hayalimdir. "Becerebildin mi?" diye sorarsanız cevabım hayır ama iddialıyım. Mesela sigarayı bırakmam 14 sene sürdü ama bakın bırakalı 8 yıl oldu bile. İnanıyorum ki bu da böyle olacak. İşte bu hayalimin peşinde koştuğum sıralarda edindiğim, içinde yazılanları çok ciddiye almadığım bir kitabı "acaba" diyerek tekrar okudum.

Akıcı İngilizce Dünyaya Açılan Kapı


İsminden de anlaşılacağı gibi İngilizce eğitimi üzerine bir kitap. Bir dönem özel okullarda İngilizce ders veren, Erzincan ve Gölcük depremlerinde gönüllü olarak yadım organizasyonlarında çalışan Chris Crossan tarafından hazırlanmış. İngilizce'nin yanı sıra Almanca ve Türkçe'de bilen Crossan'ın kendi dil öğrenme metotlarını İngilizce öğrenmeye uyarlamasıyla hazırlanmış bir kitap.

Çok Para Harcamadan Nasıl İngilizce Öğrenilir?


Kitabın temeli bu soru üzerine kurulmuş. Şuraya dikkat; kitap bir İngilizce eğitim setinden çok, İngilizce'yi neden öğrenmeliyiz, kolayca nasıl öğrenebiliriz sorularına cevap arayan bir tavsiye kitabı. Eğitim setlerine, kurslara para vermek yerine, kendimiz İngilizce bir çevre oluşturarak, dinleyerek İngilizce öğretme üzerine kurulu. İtiraf etmeliyim ki bu yönü ile oldukça cezbedici bir havası var. (Tüm kişisel gelişim kitapları gibi)

ingilizce, eğitim. nasıl öğrenirim.
Kitabın içinde yer yer altını çizdiğim satırlar olmuş. Ben mi yapmışım, hiç hatırlamıyorum. Kesinlikle adetim değildir. Yine de başkasının yapmış olma ihtimali benim yapma ihtimalimden daha zayıf. Kapağın içine 26/04/2007 diye tarih atmışım. (28 yaşına girmeden iki gün önce, hey gidi) Düşünün işte o tarihten bu yana hala öğrenmeye çalışıyorum. Hala öğrenemediğime mi, yok sa hala öğrenmekten vazgeçmediğime mi şaşırayım bilemedim.


Dediğim gibi asıl amaç, onlarca saat İngilizce konuşma dinlemek. Bunun için çeşitli tavsiyeler var. Ben bu tavsiyeler arasından her gün belli bir süre İngilizce yayın yapan radyo dinleme, İngilizce belgesel kanalı veya orijinal dilinde film seyretme (çocuklara yönelik olanlar basitliği açısından önerilmekte) ve bir kitabın İngilizce ve Türkçe baskısını, birer sayfa birer sayfa, aynı anda okumayı (bu kitap içinde sevgili kardeşim Mete Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı önerdi) seçtim.


Alfa yayınlarından çıkan kitabı İnternet'ten aldığımı hatırlıyorum. Kapakta sarı zemin üzerinde İngilizce eğitim setlerinin vazgeçilmez sembollerinden, üzerinde çeşitli şehirlerin etiketleri olan bavul resmi var. Bir de kenarda "cd ilaveli" diyor ama böyle bir cd'yi hiç hatırlamıyorum. Hatta kitabın sonunca 8-10 sayfa yazılı İngilizce metinler var. Bu metinlerin sesli kayıtları bu cd'de imiş. Sıradan bir kişisel gelişim kitabından daha fazlası olmasa da belki size bir yerlerden başlamak için bir fikir verebilir. 


                                                                                                 Kitabın Künyesi

ingilizce öğrenme, eğitim, setOrijinal Adı: Akıcı İngilizce Dünyaya Açılan Kapı
Yayın tarihi: Temmuz 2006(2. Baskı)
İngilizce'den Çeviri: Mustafa Özanbarcı
Ebat: 13,5 x 19,5 cm
Sayfa: 126
ISBN: 9752976956
Goodreads Puanı: 3.00

11 Ağustos 2016 Perşembe

Edirne Merkez Vilâyet Sâlnâmesi

edirne, saray, kırkpınar
Bu sefer elimizde sıradan bir kitap değil, sâlnâme var. sâlnâme nedir diye merak edenler için; Osmanlı döneminde, şehirlerin yıllık olarak ekonomik, sosyal, sağlık, eğitim ve ziraat ile ilgili detaylı olmasa da istatistiki verilerinin yer aldığı resmi yıllıklara sâlnâme denmekteymiş. Yüksek Lisans tezim için Edirne Adliyesi ile ilgili bir araştırma yaparken “al bak, belki işine yarar” diye elime tutuşturmuşlardı, iyi de yapmışlar. Artık evimde kanlı canlı, tarihe ışık tutan resmi sayılabilecek bir belge var.

Bende ki, Edirne Merkez Vilayet Sâlnâme’sinin II. Cildi. Yrd. Doç. Dr Ratip Kazancıgil ile öğretim görevlileri Nilüfer Gökçe ve Musa Öncel tarafından Osmanlıca orijinalinden tercüme edilmiş. Edirne için tutulan 28 adet sâlnâme içinden Balkan Savaşı ve Edirne Vilayetinin parçalanmasından önceki son sâlnâme olması sebebi ile bu sâlnâmeye öncelik verilmiş. Edirne vilayetinin Hicri 1319, Miladi 1901 yılına ilişkin, idari teşkilatı, resmi kurumlarında görevli memurların listeleri, mahalli tarihi, sahip olduğu eserler, nüfus ve iktisadi varlığının yanı sıra sosyo-kültürel yapı hakkında da hiçbir yerde bulamayacağınız bilgiler içeriyor. Günümüzde herhangi bir il, ilçe için günümüzün imkanlarına rağmen böyle bir çalışma olduğunu zannetmiyorum. (Bir takım il yıllıkları var ama kesinlikle bunun yanına yaklaşamaz) Kaldı ki araştırmam sırasında Edirne tarih gönüllüsü sayın Cengiz Bulut’da Cumhuriyet Tarihinden bu yana yazılı kayıt tutma geleneğinin eksikliğinden sitem etmişti.

Birazdan aşağıda paylaşacağım ilginç bilgiler dışında, gördüm ki Osmanlı’nın idare şekli, yerel yönetimleri, sosyal ve kültürel yapısı hakkında bize hiçbir şey öğretilmemiş. Mesela Edirne Vilayeti dediğin yer koskocaman bir alanmış. Kırcaali’den tutun da Dimetoka’ya, Kırklareli’den Tekirdağ’a, 1901 yılında bize her yer Edirne imiş beya. “Doğuda Çatalca  Sancağı ve Karadeniz, kuzeydoğuda Rumeli, batıda Selanik Vilayeti, güneyde Adalar “Ege” Denizi, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ne kadarmış. Yaklaşık 42.500 km² ve 1.022.207 nüfus.

kitap yorumu, edirne, osmanlıSâlnâmede her sancağın, her ilçe ve nahiyenin resmi daireleri ve burada çalışanlar listelenmiş. Tarihi anlamı bir tarafa, içinde Ermeni ya da Rum karakter barındıran kitap, senaryo yazarları için bile eşsiz bir kaynak. Dokidi, Yuda, Babarani, İstefenaki, Rober, Aristiti, Petrozili gibi bir sürü isim var. Yani demem o ki, içinde Ermeni olan her prodüksiyonda Eleni, Dimitri ve Yorgo görmekten gına geldi. Artık yeter. (Hele bir de aynı yapımlarda “Haydi vre Dimitri tingırdat bakalim” klişesi var ki yeminle tiksindim. Yapmayın arkadaşlar. Nasıl ki her Japon karateci değil, her ermeni de buzuki sanatçısı değil.)

Yukarı da değindiğim gibi ilginç gelen onlarca detay var. Bunları cümle içinde kullanmayı nasıl becereceğimi bilmediğimden içinden seçtiğim bir kaçını müsaadenizle maddeler halinde alt alta yazmak istiyorum.

·        Edirne Merkez Sancakta 1. Manyas Mevkii diye bir yer var. Bugün hala Manyas Polis Karakol var. Acaba aynı mevkii mi?
·        Osmanlı Bankası Şubelerinde neredeyse hiç Türk yok.
·        Her devlet görevlisine birden fazla görev düşüyor. Bir yerde komisyon başkanıysa adam, başka bir komisyonun üyesi, bir başka yerde sayman vs. örneğin; Çorlu Kaymakam Naibi İsmail Hakkı Efendi, aynı zamanda ilçe yönetim kurulu üyeliği ve bidayet mahkemesi başkanlığı yapıyor.
·        Asker, polis ve kolluk, nüfus ve mahkeme görevlileri Türklerden oluşurken, para ve teknik bilgi gerektiren işlerde Ermeni ve Rum isimleri dikkat çekiyor.
·        Dedeağaç Sancağı’nda yabancı devletlerin konsolos vekilleri aynı zamanda vapur acentelerinden de sorumlu.
·        Edirne Yeni Saray (Sarayiçi) alanı daha o yıllarda yıkıntılık, harabelikmiş meğerse (Osmanlı Rus harbi sırasında dinamitlenen kısımdan bahsetmiyorum.) Bunun yanı sıra yine Edirne’nin muhtelif yerlerindeki onlarca cami, mescit, çeşme ve bilimum yapının yıkıldığından hatta artık yerinin bile bilinmediğinden bahsediliyor. Ne tuhaf.
·        Okuduğum lisenin binasının o yıllara dayanması, detaylı bir tarihçesinin anlatılmas süperdi.
·        Köy isimleri, ufak nüanslar haricinde neredeyse hiç değişmemiş.
·        Edirne’nin ekmeği ile meşhur Kemalköy’ün adı o zaman ki adı Ekmekçi Kemal Köyü’ymüş.
kitap yorumu, edirne, Osmanlı
·        Malum hayvan sayımı da yapılmış. Koyun, keçi, tavuk hepsi tamam da canavarları (anladığım kadarıyla kurt) nasıl saydınız. Misal 1898 yılında Edirne Vilayetinin genelinde 50311 canavar sayılmış. (sallamışlar demeyelim diye küsuratlı sayı vermişler)
·        Bugün 15-20 dakika süren Azatlı-Edirne arası mesafe, o tarihte 5 saatmiş.
·        İyi kötü her köyde bir ilkokul olduğunda bahsediliyor. Öğrenci sayısı nüfus verilerine göre makul görünüyor. Müslüman ve Rum okullarının sayısı aşağı yukarı birbirine denk.
·        Nedendir bilmem, Türk, Ermeni ve Rumların kayıtları gibi Çingenelerde ayrıca sayılmış nedense.
·        Uzunköprü, o yıllarda kayda geçen 50 meyhanesi ile efsanesini tarihine borçlu olduğunu kanıtladı.
·        Doğduğum, büyüdüğüm ilçe Havsa 3. sınıf bir ilçeymiş. Dahası hamam, kervansaray ve Sokollu İlkokulunun bahçesindeki imaretin harabelikleri, o yıllarda bile harabelikmiş.
·        Ha bir de Havsa’da 12 tane kilise varmış. Nereye gitti yav bunlar.
·        En ilginç olan kısım Havsa’nın ismi ne bize öğretildiği gibi ne de Havsa Belediye, Kaymakamlık ve valiliğin sitesinde geçtiği gibi Hafize Sultan ya da Hafsa Hatun’dan gelmiyormuş. 1900 yılına ait bu kayda göre Havas-ı Mahmud Paşa’dan geliyormuş. Lakin bu adam kimdir necidir, şimdilik bulamadım.
·        Havsa’da 700 tane hergele varmış. Şimdi çok daha fazla var. Şaka şaka. Hergele iş yapmaya alıştırılmamış at, eşek gibi hayvanlara deniyormuş.
·        Şaraplar mı, Şerbettar mı sorusu hala netlik kazanmadı. Edirne’nin kurucularından Hamza Bey tarafından kurulmuşsa da Hamza Bey’in şarapdar mı şerbettar mı olduğu sorusu henüz cevap bulamadı. Sanırım şarap ve şerbetin o dönemlerde yakın anlamlar içermesi ile ilgili bir sıkıntımız var.
·        Gelibolu Sancağına mensup, Keşan, Şarköy, Mürefte ile Tekirdağ sancağında Rumların sayısı Müslümanların çok çok üzerinde. (Örneğin Mürefte: 1569 İslam, 18.206 Rum)

Kitap tek başına çıkarımlar yapmak için çok yeterli olmasa da, detaylı bilgiler içeren diğer tarih kitapları ile yan yana geldiğinde harika bir tamamlayıcı kaynak.

Kitap yorumu, Edirne, OsmanlıEdirne Valiliği tarafından basılan bu sâlnâme, bildiğim kadarıyla resmi ve önemli bir takım kuruluşlara ücretsiz dağıtılmış. Birer kopyayı Trakya Üniversite Merkez Kütüphanesinde bulunan Edirne Kitaplığında görmüştüm. Kağıt ve baskı kalitesi kusursuz. Keşke hard cover kapaklı, bir baskısı yapılsaydı. Çok daha klas olurdu. Değerli hocalarımızın çevirilerine laf söylemek haddim değil ama densizliğimi mazur görürlerse küçük bir sitemim var. Özellikle kurum ve memur listelerinde çeviri Osmanlı harfleri ile yazılanları Latin harfleri ile yeniden yazmak olarak kabul edilmiş gibi. Mesela Masraf ve Hâvâlât Mukayyidi Refiki ve Mesalih-i Cariye Katibi ne iş yapar, hiçbir fikrim yok. Aynı şekilde cami tarihçeleri de bizimle paylaşılmış ama tek satır anlamadım. Sağolsun birini sevgili Şebnem Pişkin’e sordum ama diğerlerini şu zabıt katibi halimle yazmaya cesaret edemedim, resmini çektim. Alın bakın, ne yazıyor siz okuyun.

Bu eseri bizlere sunan, emeği geçen herkesin ellerinden öperken, benzer bir çalışmada hocalarıma çay demlemek için bile olsa bir görev almaya hazırım. Yaşadığı şehrin tarihini merak etmek bir tarafa, günümüzde büyük bir çoğunluğun Osmanlı aşığı olduğu düşünülürse, tüm bu aşıkların alıp okuması gereken bir eser.

                                                                       Kitabın Künyesi

edirne, saray, kırkpınarOrijinal Adı: Edirne Merkez Vilâyet Sâlnâmesi H.1319-M.1901
Yayın tarihi: Nisan 2014 (2. Baskı)
Osmanlıca'dan Çeviri: Yrd. Doç. Dr. Ratip Kazancıgil, Öğr. Gör. Nilüfer 
Gökçe, Musa Öncel
Ebat: 16,5 x 24 cm
Sayfa: 391
ISBN: 9786051495538



















5 Ağustos 2016 Cuma

Kırmızı Üniformalılar - John Scalzi

Bir şeyin niye var olduğunu bilmiyorsan o şey hakkında hiçbir şey bilmiyorsun demektir.

Sürpriz, bu kez arayı uzatmadım. Çünkü bu kez okuması kolay, nispeten sürükleyici bir romana denk geldim. Yaşlı Adamın Savaşı serisi ile tanıştığım John Scalzi’nin Türkiye’de ki şimdilik son romanı “Kırmızı Üniformalılar”

Kitabın ilk birkaç bölümü, klasik bilim kurgu romanlarından klişelerle dolu. Hayal gücünüzün sınırlarını zorlayan uzay gemileri, galaktik savaşlar, ucubik yabancı gezegen yaşam formları ve elbette aklımızın almayacağı kadar ileri teknoloji ürünü ıvır zıvır aletler… Hepsi ve daha fazlası bu kitabın ilk satırlarında. Ancak kısa bir süre sonra ciddi bir ilerleme kaydederek benzerlerinden ayrılıyor ve sanatseverlerin “4. duvarı yıkmak” dediği türden bir hikâyeye bürünüyor. Eğer 4. Duvar nedir, nasıl yıkılır merak ediyorsanız, buradan bakabilirsiniz.

Evrensel Birlik’in lider keşif gemisi Gözüpek’e yeni atanan asteğmen Dahl, kısa bir süre sonra dış görevlerde yaşanan ölümlerde bir gariplik fark eder. Dış görevde yer alan mürettebatın rütbesi azaldıkça ölüm riski artmaktayken, yüksek rütbeli subaylara hiçbir şey olmamakta, hatta ağır yaralar alsalar bile kolayca iyileşebilmektedirler. Dahl, gemideki arkadaşları ile birlikte bunun sebebini araştırırken öğrendikleri karşısında şok olacaktır. 


Kitabın ismi, genel itibari ile öykündüğü Uzay Yolu dizisinden geliyor. Kırmızı Üniformalılar deyiminden tek tip (ve kırmızı) üniforma giyen düşük rütbeli mürettebat kastediliyor. Öykümüz bu kırmızı üniformalıların arasında geçiyor. İşte o kırmızı üniforma

Scalzi, tıpkı YaşlıAdamın Savaşı, Hayalet Tugay ve Son Koloni’de olduğu gibi esprili ve geyik yapmayı seven bir anlatımı tercih etmiş. Eşcinsellik, grup seks yine fütursuzca işlenmiş. Diyalogları özellikle beğendim. Benim yapmak istediğim ama yazmaya kalkınca üşenip vazgeçtiğim tekniği üşenmeden, başarıyla (yani en azından bence) uygulamış. Bilmem siz beğenir misiniz ama bence gayet eğlenceli.

uzay, bilim kurgu, ithaki

“O da ne?” diye sordu Dahl.
“Kutu” dedi Cassaway.
“Resmi bir adı var mı?” diye sordu Dahl.
“Vardır herhalde” dedi Cassaway.
Dahl cihazı incelemek için yanına gitti ve açıp içine baktı. “Bir mikro dalga fırına benziyor.” dedi.
“Ama değil,” diye n Collins, deney tüpünü alıp Dahl’a getirdi.
“Peki ne öyleyse?” diye sordu Dahl, komutanına bakarak.
“Kutu işte” dedi Collins.



Ancak tüm bu başarısı, zekice kurgusu, bir ara iyice artan temposuna rağmen, kitap vasatın üzerine çıkmakta zorlanıyor. Hele son 100 sayfa iyice sıkıcı. Kapakta 2013 yılı Hugo ve Locus ödüllerini aldığının altı çizilse de çok iyi bir bilim kurgu olduğunu düşünmüyorum. Sanırım Türkiye’de ilk yayınlanan kitabı bu olsa idi Yaşlı Adamın Şavaşı Serisini kesinlikle almaz, okumazdım.

Kitabın kapağı, kocaman, kırmızı bir hiç. Orijinal kapaktan  anladığım kadarıyla, karşıdan bakınca birinin üzerindeki, kırmızı bir t-shirti ( ya da kırmızı bir üniforma) andırması gereken kapak hiçbir şeye benzemiyor. Kelimenin tam anlamıyla batırmışlar. Arka kapakta da yine sıradan bir tanıtım yazısından başka bir şey yok. İthaki nedense bu kitaba pek önem vermemiş gibi duruyor.

Kısaca, hızlı okunması ve zaman zaman artan temposu nedeni ile vakit kaybı diyemesem de okumadan geçmeyin de diyorum. Tamamen “Okusan da olur Okumasan da” kategorisinin hakkını veren bir kitap.



                                                                      Kitabın Künyesi  
                                             
Ø  Orijinal Adı: Redshirts: A novel with Three Codas
Ø  Yayın tarihi: 2014 Haziran (1. Baskı) 
Ø  Yazar: John Scalzi
Ø  İngilizce'den Çeviri: Cihan Karamancı
Ø  Ebat: 13,5 x 21 cm
Ø  Sayfa: 328
Ø  ISBN: 9786053753858
Ø  Goodreads Puanı: 3.82

  




 
UA-57355180-1