Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Okunmayı ve Yorumlanmayı bekleyen kitaplar

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya

31 Aralık 2016 Cumartesi

Tabu - Casey Hill


dedektif, cibayet, romanı, öet, pdf
En karanlık günahlarımız bir katilin akla hayale gelmedik cinayetleridir.

Kendi arzu ve irademle aldığım kitapları okumayı, yorumlamayı özledim. Sanki bu iş giderek "iş" halini almaya başladı. Tez elden bu işe bir çözüm bulmam gerek. Bu sefer ki kitap bana komşun oğlu Arda'nın hediyesi. Benim ona aldığım kitaplara karşılık olarak o da bana bir kitap hediye etmek istemiş, sağ olsun. Kapağında neşterli, bol kanlı bir resim görünce de bunu seçmiş.

Elimizdeki kitap Casey Hill (daha doğrusu kendilerine bu takma adı veren karı koca Melissa ve Kevin Hill) tarafından yazılmış "Bir Reilly Stell Macerası" imiş. "Kim ulan bu Reilly Stell" dediğiniz duyar gibiyim. Zira bu ibareyi görünce benim de ilk tepkim bu oldum. Aradım, taradım, mamafih bulamadım. Her ne kadar Goodreads'te CSI Reilly Stell başlığı altında altı (hatta ne anlama geliyorsa bir de CSI Reilly Stell #0.5 olarak numaralandırılmış bir macera daha var) macerası varsa da Türkiye de ne yazarın ne de Reilly Stell'in yayınlanmış başka bir kitabı yok.

cinayet, polisiye, özeti, pdf. Adli bilim uzmanı -sanırım bizde ki olay yeri inceleme gibi bir şey- Reilly Stell (bu arada, sarışın ve çok güzel olduğunu söylememe gerek yok sanırım) Amerika'da sürdürdüğü muhteşem kariyerine, aldığı davet üzerine baba ocağı İrlanda'da devam etme kararı almıştır. Burada İrlanda Polis Teşkilatı Adli Bilim Ünitesi'nin başına geçerek yeniden yapılanmasını ve tabiri caizse bu üniteyi muasır medeniyetler seviyesine gelmesini sağlayacaktır. Takdir edersiniz ki bu çok bilmiş, kendinden emin ve kariyeri ayın on dördü gibi parıl parıl olan bu geç bayanın getirmek istediği yenilikler, gelenekçi ve kalın kalın kafalı İrlandalı polisler tarafından pek hoş karşılanmayacaktır. Ancak aynı kişi tarafından, birbirini ardında işlenen korkunç cinayetler en dar görüşlü polisleri bile Reilly Stell'in fikirlerine saygı duymak zorunda bırakır.

Daha ilk bölümlerde, Reilly Stell, ekibine farkını ortaya koymaya çalışırken, farkında olmadan benzer roman ve dizi karakterlerinden farkı olmadığını kanıtlıyor. (ne dedim ben şimdi?) Rizzoli and Isles, Forever veya The Closer'deki dedektiflerden aşina olduğumuz, hiç olmayacak yerden kanıt tespit edebilen dedektif tiplemesi ile klişe bir giriş yapıyor. Yok efendim neymiş, hamburgerdeki ısırık izine bakarak katilin ince suratlı olduğunu, soldan dördüncü dişinde dolgu olduğunu, yirmilik dışının geç çıktığını söyleyebilirmiş. Salla bakalım Reilly Stell, nasıl olsa o hamburgeri biz görmüyoruz, görsek de benzer bir fikrimiz olmayacak.

Yine de genel olarak akıcı, sürükleyici sayılabilir. Bir polisiye de olması gereken neredeyse her şeye; "akıllı sarışın, yakışıklı ortak (hem de adı Chris), kan, cinayet, gözyaşı, aile bağları, memleket hasreti" sahip. Ama sanki bir şeyler eksik işte. Hani şu televizyonda kanal değiştirirken denk geldiğiniz ikinci sınıf Amerikan filmleri gibi. Oturur seyredersin, ilk reklamda başka kanala geçer oradaki filme takılırsın; sonra dakikalar sonra aklına gelirse döner devam eder, gelmezse de kaçırdığına üzülmezsin ya, onun gibi.
Tüm bunların yanı sıra özellikle itici ya da sıkıcı diyebileceğim bir yönü daha var. Mesela işlenen cinayetle ilgili bir ipucu yakaladıklarında, karakterler bunu hemen okuyucu ile paylaşmak yerine lafı dolandırıp duruyorlar. Aşağıdaki diyalogları kendim yazdım ancak kitaptaki durum da buna çok benzer;

kitap yorumu, cinayet, polisiye, özeti, pdf

   — Vay canına! Bunu daha önce fark etmediğimize inanamıyorum.
— Sen neden bahsediyorsun?
— Şuraya bakarsan ne demek istediğimi anlarsın.
— Aman Tanrım!
— Bunu hemen Jonathan'a söylemeliyiz.
— Ne tepki verecek dersin?
— çılgına döneceğine iddiaya girerim.
— Evet ama söylemekten başka çaremiz yok.
— Hadi acele edelim, fazla zamanımız kalmamış olabilir.

Ardından da bir iki sayfa daha Jonathan'a giden yolda, hava, trafik durumu ile yol kenarında ki flamingolar. (Kitapta flamingo yok gerçi, ben uydurdum) Gerilimi yükseltmek adına yapılsa da sık sık tekrarlanınca heyecanını kaçıran bir anlatım olmuş.

Panama Yayıncılık'tan çıkan kitabın baskısı çok güzel. Kapak görselini klasik buldum. Ancak künyede dikkatimi çeken bir şey var. Ülkemizde basılan kitaplarda pek alışık olmadığımız, çoğu zaman yapılmadığına şaştığımız "son okuma" yapılmış bu kitapta. Dahası son okumayı yapan resimliroman.net zamanlarından tanıştığım, benim ilk nesil yazılarım hakkında fikir beyan eden, değerli ağabeyim Oğuz Özteker. Kaç yıldır irtibatımız kopsa da(en son neokur.com da rastlamıştım kendisine) yine bir şekilde karşılaştık işte. Gözüne sağlık, basılmadan önce birinin okuduğu belli, bence kelime ya da yazım hatası yok. Umarım daha çok yayınevi bu son okuma işini ciddiye alır ve okuruna değer verdiğini gösterir.




künyeNeticeten bir başyapıt değil belki ama kendini okutturan bir kitap. Yazıma son vermeden önce şunu da belirtmek isterim ki, sevgili Casey Hill, Chris'in yardım çağrısına kasaba polisinden önce, taa ebesinin örekesinde bulunan Kennedy'nin gelmesi gözümden kaçmadı, haberin olsun.




Orijinal Adı: Taboo
Yayın tarihi: Şubat 2015 (1. Baskı)
Yazar: Casey Hill
İngilizce'den Çeviri: Merve Cam
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 416
ISBN: 9786055143824
Goodreads Puanı: 3.82

26 Aralık 2016 Pazartesi

Öykü Okumak İçin 6 Sebep

Öykü Okumak İçin 6 SebepOkumak dendi miydi nedense evvela roman okumak gelir akla. Öykü ise nedense romandan ayrı bir yerde durur ve okuru da kendine hastır. Kimi okurlar da öyküye önyargıyla yaklaşır, bir romandan alacakları tadı öyküde bulamayacaklarına inanır nedensiz yere. Oysa öykülerin de kendilerine has biçimleri ve lezzetleri var. İşte öykü okumak için 6 geçerli sebep:

1. Çoğu insanın kitap okumamaktaki bahanesi okuyacak zaman bulamıyor oluşudur. Bu insanlar çoğu kere okumaya başladıkları bir kitabı bitirebileceklerine inanmazlar. Oysa öyküler öyle değildir! Onları bir oturuşta okuyup bitirmek mümkündür genellikle. Böylelikle zamansızlıktan yakınma imkanınız da olmaz. Otobüste giderken, bir kuyrukta sıra beklerken ya da öğle arasında çayınızı içerken bir yandan da öykü okuyabilirsiniz.

2. Bir kitabı bitirmek, bir hikayede sona varmak garip bir haz verir okura. Konu öykü olduğunda bu hazza ulaşmak çok daha kısa sürer.

3. İnsanlar uzun sürede okudukları bir kitaptan sonra, üzerlerine çöken yorgunluğu da düşününce, bir sonrakine başlamak konusunda pek hevesli olmazlar çoğu kere. Ama öyküler öyle değildir. Öykünün tadı damağınızda kalır. Öyle ki bir sonrakini okumaya başlamak için arzu ve enerji dolu olursunuz.

4. Öykü okumak yeni yazarları keşfetmek ya da daha önce okumadığınız türleri denemek için iyi bir yoldur. Sırf nasıl yazdığını merak ettiğiniz için bir yazarın 600 sayfalık romanına başlamaktansa önce - varsa- öykülerini okumak o yazarın tarzını ve dilini daha çabuk kavramamızı sağlar. Ya da fantastik-kurgudan hoşlanıp hoşlanmayacağınızı bilmiyorsanız sekiz ciltlik bir seri yerine fantastik öykülerle başlamak daha akılcı olur.

5. Öyküler romanlar arasında harika duraklar yaratabilirler okurlarına. Hikayesinin derinliği ve kuvvetiyle bizi uzun bir yolculuğa çıkaran bir romanın ardından aynı yoğunlukta başka bir romana geçmek o kadar da kolay olmayabilir. Bu noktada hem okumayı elden bırakmamak hem de derin bir soluk almak için öyküler yetişir imdadımıza.

6. Öyküler okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için güzel bir başlangıçtır. Hem gözünüzü korkutmazlar hem de hızlı okunan doğalarıyla adım adım bir okuma alışkanlığı edinmenize yardımcı olurlar.



23 Aralık 2016 Cuma

Daha çok kitap okuyabilmenin 5 yolu

Daha çok kitap okuyabilmenin 5 yolu Her yeni yıl arifesinde yeni yıl hedefleri konuşulur, listeler havada uçuşur, kilo vermekten tango öğrenmeye kadar birçok alternatif, insanın aklına doluşur. Ve daha ocak ayı bitmeden başlanan diyetler son bulur, fikirler birer birer rafa kaldırılır.

Gelin bu yıl, biraz gecikmeli de olsa, listenize bir madde daha ekleyin ve bu maddeyi gerçekleştirmek üzere sebat edin: Bu yıl daha çok kitap okuyun!

Birçoğunuzun günde on saate yakın çalıştığını, eve dönmek için kimi zaman üç vasıta değiştirdiğini, çocuk büyütmek ya da ödevleri bitirmek zorunda olduğunu biliyoruz elbette. Tam da bu sebeple günlük hayatınızda kitaplara daha çok vakit ayırmanızı sağlayacak bazı tavsiyeleri sizin için Huffington Post'tan derledik:

Eğer okulu bitirdiyseniz artık “ödev yapmaktan” vazgeçin lütfen. (Eğer henüz bitirmediyseniz bu maddeyi görmezden gelebilirsiniz!) Ödev yapmak derken kalemi kağıdı elinize alıp okul zamanlarındaki gibi bir ödev yapmayı kastetmiyoruz tabii. Okumanız gerektiğini düşündüğünüz için okuduğunuz kitaplardan bahsediyoruz. Onları artık bir kenara bırakın ve gerçekten ilginizi çeken, sizi heyecanlandıran kitapları okumaya başlayın. Böylelikle okumayı bir gereklilikten ziyade bir keyfe dönüştürebilirsiniz. Kalabalık bir otobüste ayakta seyahat ederken ya da çocuklarınız için çorba pişirirken bile elinizden düşüremediğiniz bir kitaba rastlayınca, ne demek istediğimizi anlayacaksınız. 

Tanımlara hapsolmayın! Bugüne dek kendinizi sadece roman ya da sadece felsefe kitapları okuyan biri olarak görmüş olabilirsiniz. Ya da fantastik edebiyat gözünüze her zaman karmaşık ve ürkütücü görünmüş olabilir. Fakat bu tanımlar sizi kitabevlerinin bazı raflarından uzak tutmaktan başka bir işe yaramaz. Seçimlerinizde tamamen özgür olun ve sınır tanımayın. Bakarsınız bu hafta kitabevinin farklı bölümlerine yapacağınız küçük bir geziden eli boş dönmezsiniz. Ve belki de sözgelimi Mars’ta geçen bir romanın sizi bu kadar heyecanlandırmasına en başta siz şaşırırsınız.

Okumayı bırakın! Bu söylediğimiz size biraz çelişkili gelebilir ama biz de okumayı tümden bırakın demek istemiyoruz zaten. Pek hoşlanmadığınız bir kitabı okumakta ısrar etmeyin, diyoruz. Kitap okumak için ayırdığınız o az ve kıymetli zamanı ziyan etmeyin sakın. Zoraki okuduğunuz bir kitaba ayırdığınız yarım saat, size işkence gibi gelirken heyecanla okuduğunuz bir kitaba ayırdığınız yarım saat size birkaç dakika gibi gelecektir. Öyle ki öğle yemeği arasında ya da çocuklarınızı kreşe bıraktıktan sonra yığıldığınız o kanepede, sevdiğiniz bir kitapla geçireceğiniz kısacık bir süre bile size teneffüse çıkmış bir çocuğun mutluluğunu yaşatacaktır.

Bir kitabın ilk sayfasını okuduğunuzda, kötü bir kitapla karşı karşıya olduğunuz izlenimini ediniyorsanız, bir de kitabın ortasından bir sayfa okumayı deneyin. (Kitabın gizemini korumak adına, son sayfayı açmamanızı öneririz.) Birçok iyi kitap, daha ilk sayfasında okuru içine çeker ve kendisine bağlar elbette. Ama kırkıncı ya da ellinci sayfasından itibaren okuru yakalamaya başlayan bir kitaba kötü demek de haksızlık olabilir; ikinci bir şans verirseniz unutulmaz bir okuma deneyimi yaşarsınız belki. 

Sinemanın edebiyat uyarlamalarına yoğun bir ilgi gösterdiği şu dönemde gözünüze kestirdiğiniz edebiyat uyarlaması filme bilet almadan evvel, filmin uyarlandığı kitabı okumayı deneyin. Kitap okumanın en keyifli yönlerinden biri de kitapta geçen sahneleri zihninizde canlandırmaktır. Bu kendi kendinize çektiğiniz ve yalnızca sizin izleyebildiğiniz bir filmdir işte. Edebiyat uyarlaması bir filme gittiğinizde ise yönetmenin o hikayeye ilişkin yorumunu izlersiniz aslında. Önce kitabı okursanız, zihninizde canlanan görüntüleri yönetmeninkiyle karşılaştırma şansını da yakalamış olursunuz.

Herkese bol kitaplı ve bol keyifli bir yıl dileriz.

Kaynak: Sabitfikir.com


               

16 Aralık 2016 Cuma

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

15 Aralık 2016 Perşembe

Domuz Kasabı - Mehmet Mollaosmanoğlu


domuz eti, kitap özeti, pdf. konusu
Bir erkeğin kaynanasını sevmeme nedenleriyle bir kadının kaynanasını sevmeme nedenleri çölle kutup kadar farklıdır. Kadın, kocasını paylaşmak istemediği için peşinen kaynanasından nefret eder; erkek ise damadını seven bir kaynanayı evliliğin sigortası olarak gördüğünden peşinen hayranlık duyar. Haliyle bir kadın, kaynanası ağzıyla kuş tutsa dahi sevmesi mümkün değilken, bir erkek, yalnızca kaynanasının ağzı bir kuşa döndüyse sevmekten vazgeçebilir.





Sonunda oldu… Sonunda bir Mollaosmanoğlu kitabını baskıdan önce okuma ve naçizane birkaç küçük öneride bulunma şansı buldum. Sağolsun Mehmet Mollaosmanoğlu'da fikirlerimi kaile aldığı yetmezmiş gibi bir de teşekkür bölümünde benden söz etmiş. İşte, içinde bir yerde Umut Çalışan isminin geçtiği ilk kitabın yorumu burada…

Kitabın adını duyunca, hemen "aman domuz etine özendiriyorlar, ay çok iğrenç, çok pis kokuyor, hem haram bir kere" diye başlamayın. Kimsenin kimseye zorla bir şey yedirdiği yok. Hatta size bir sır vereyim, bu kitabı yazan adam, rakının yanında pesto soslu mücver yiyecek kadar vejetaryen. Etten tamamen vazgeçmeden önce sadece tavuk soslu büfe sandviç yiyordu. (Gerçi onunda tavuk değil, mayanoze boğulmuş haşlanmış patates olduğuna yemin edebilirim) anlayacağınız, kitabın içinde bırakın domuzu, başa herhangi bir hayvanın etini bile yiyen  yok. Ama evet, esas oğlan gerçekten domuz eti satan bir şarküterinin sahibi, domuz kasabı. Ve hayır, kitabı fantastik yapan şey adamın domuz kasabı olması değil.

"Zaten bütün anormallikler alışılagelmiş biçimde başlar."


ılgın kitap okuyorAlanya'da faaliyet gösteren 'İlimdar'ın Sağlıklı ve Sıhhi Domuz Etleri" isimli şarküterinin sahibi (gerçi bu kısım detaylandırılmamış ama şarküteridir herhalde. Mangal kömürü, baharat çeşitleri, fırın poşeti falan bir şeyler vardır bence) İlimdar Can Çekirdek, parayı seven, aç gözlü, hırslı, şark kurnazı, fırsatçı, aşağılık o.. (hop yavaş, sakin)  adamın biridir. Acilen ülkesine dönmek zorunda kalan birinin evini çok ucuza kapattığı  yetmezmiş gibi evin bodrumunda bulduğu eski bir kağıt parçası göz bebeklerinin dolar işareti ile bakmasına neden olur. Kazanabileceği paraların hayaliyle kendinden geçen İlimdar, bir an evvel kağıtta yazan hazineyi bulmak için yollara düşer.

Ancak para hırsının bambaşka bir yola sürüklediği İlimdar, karşılaştığı bu yeni hayatta inancını, hatıralarını, şimdiye kadar burun kıvırdığı değer yargılarını sorgulayarak yaşama tutunur. Yola çıkarken maddi bir hazinenin alevi ile tutuşan Domuz Kasabı, gün geçtikçe hiç hesapta olmayan manevi hazinelere sahip olmaktadır. Ancak kavuşması gereken en büyük hazine, hayatta kalabilmektir.

Kitaba başlar başlamaz anlayacağınız gibi İlimdar, Mehmet Mollaosmanoğlu'nun bugüne kadar kurguladığı en karaktersiz karakter. Gerçi kitap boyunca az biraz düzelir gibi oluyor ama kişisel görüşüm, göt korkusu ile erilen hidayetin pek bir ehemmiyeti olmadığı yönünde. Aç gözlülük, terbiyesizlik, ukalalık, zina, yetim hakkı yemek ne ararsan var adamda.

Kitabın bir diğer "en" olduğu hususta, klasik Mehmet Mollaosmanoğlu üslubunun en abartılı kullanıldığı kitap olması. Yazarın önceki kitaplarında sıklıkla başvurduğu kinayeli anlatım, bu kitap da zirve yapmış. İlimdar'ın laf sokmadığı, bir şeyi başka bir şeye benzeterek söylemediği tek bir diyaloğu yok neredeyse. Bu zaman zaman bıktırıcı olmakla birlikte, karakteri daha da sinir bozucu yapmaya yaramıyor değil. Ha bir de, benzetme demişken; eski moda kaynana tarifi yapılırken "papaya göğüslü" tarifine ilk başta "ne bu" desem de, papaya'nın ne menem bir şey olduğunu görünce, benzetmenin yerindeliğine şapka çıkardım.

ılgın kitap okuyorKitap ile inancını sakatlayacağına ilişkin bir kaygınız olabilir.  Ama bilin ki yazar bunu en azından kitabın ismi ya da karakterin mesleği ile yapmıyor. İnsan hayatındaki ön kabullerin, çevresel ve sosyal faktörlerin inancımızı ne kadar kolay etkileyebileceğini, hatta değiştirebileceğini arka planda ince ince işliyor.

Bunun yanı sıra, ilk okuma, tavsiyede bulunma, çakma editörlük (ya da ne ad verirseniz) deneyimimden öğrendim ki bu ülkede kitap yazacaksan başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere, hiçbir kanuna bulaşmayacaksın arkadaş. Daha birkaç ay önce yazılan bir kitaba yaptığım hukuki bir tavsiye, kitap piyasaya çıkmadan birkaç gün önce değişen infaz yasası ile çöp oldu gitti. Dahası henüz kontrol etmedim ama ben kitabı bitirmeden birkaç gün önce çıkan yeni bir düzenleme ile kitapta İlimdar'ın mahkumiyetine dair kurgulanan kısım tamamen toz olmuş olabilir. Bu nedenle yazarsanız yazmayın, okursanız intizar etmeyin. Yazarların, editörlerin bu konuda pek bir kabahati yok.

"Dünyada en zor alınan nefes özgürlüğün gittiğini anladığın esaret nefesidir."


Kapağa gelince, son zamanlarda gördüğüm en iyi kapaklardan biri. Kapak tasarımlarında genelde bir arada pek kullanılmayan mavi ve turuncu iyi bir ikili olmuş. Ancak ne ön, ne arka ne de iç kapaklarda kitabın temasının bel kemiğini oluşturan 'İpar Gülü'ne ait gerçek bir resmin konmaması bence büyük eksiklik. Ayrıca yazar her ne kadar son okuma işini kendisi yapıp, editör yardımı almıyorsa da bu konuyu gözden geçirmeli. Kelime ya da yazım yanlışı olmasa da pek çok yerde noktalama işaretleri benim bile fark edebileceğim kadar eksik.

Neyse, kendi katkıda bulunduğum bir kitap diye demiyorum ama Mehmet Mollaosmanoğlu'nun aksiyon dozu en yüksek kitabı diye düşünüyorum. Özellikle aksiyon açısından vasat bulduğum Talaytaytan'dan sonra iyi geldi.
künye



Orijinal Adı: Domuz Kasabı
Yayın tarihi: Temmuz 2016 (1. Baskı)
Yazar: Mehmet Mollaosmanoğlu
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 288
ISBN: 9759968816
Goodreads Puanı: 










12 Aralık 2016 Pazartesi

Pazartesi Cumartesi'den Başlar - Arkadi ve Boris Strugatski


kitap yırumu, özeti, pdf. konusu
Oysa biz başka bir yüzyılın çocuklarıyız. Çok şey gördük: bir başka canlı köpeğin başına dikilmiş bir köpeğin canlı başını; dolap büyüklüğünde yapay böbreği; canlı sinirler tarafından uyarılan ölü, demir bir eli; her nasılsa "Bu ilk ölümümden sonra oldu…" diyen insanları"


Küçük yaştakilerin bilim işlerindeki yardımcı için masal


Alın size, hiç aklımda olmayan bir kitap okuması daha. Edirne Kitap Okur grubunun facebook sayfasında Kasım ayının kitabı olduğunu duyunca ismine hayran kalıp "kesinlikle okumalıyım" diye sesli düşününce, uzun zamandır atlattığım Nebahat Hanım fırsatı kaçırmadı ve daha önce verdiğim bir sözü hatırlattı. Böylelikle grubun -bu yazıyı yazdığım tarih itibari ile dün- toplantısı için okumuş bulunduk.

Dedim ya; "Pazartesi Cumartesi'den Başlar" ismini gördüğüm anda bende "bu romanı mutlaka okumalıyım" hissi uyandırdı. Zira memuriyet hayatına başlamadan önce süründüğüm özel sektör günlerimizde halimiz kesinlikle böyleydi. Daha cumartesi akşamı mesai bitiminde, pazartesi sabahı karşılaşmamız muhtemel sorunlar için üzülmeye başlardık. Bir nevi 4. evreye geçmiş pazartesi sendromu.

kitap yorumu, özeti, pdf, konusuİşte bu nedenle kitaba son derece büyük umutlarla başladım. Gelgelelim kitap pek çok yönden bir hayal kırıklığı oldu. Nerden başlasam bilemiyorum. Sanırım en büyük sorun kitabın İthaki Bilim Kurgu Klasikleri Dizisi içinde yer alması. Kitap kesinlikle ama kesinlikle fantastik kurgu, hatta belki de Neil Gaiman'ın kullandığı "masalsı gerçeklik" türünde bir kitap. Ama asla bilim kurgu değil. Konunun (aslında ortada tam anlamıyla bir konu da yok) bilimsel -sözüm ona- araştırmalar yapan bir enstitüde geçiyor olmasının onu bilimkurgu yaptığını düşünmüyorum.

Arkadaşları ile buluşmak için iki günlük bir hafta sonu gezisi için yola çıkan Saşa Privalov'un tatil planları arabasına aldığı iki otostopçu ile değişir. Dünyadaki tüm mitolojik karakterlerin, bilimsel araştırmalar yaptığı bir enstitüde çalışan bu iki otostopçu, Saşa'nın da bilgisayar programcısı olarak kendileri ile birlikte çalışmasını teklif ederler.


İşte bundan sonrası tam bir curcuna… Kim ne iş yapıyor, ne yapıyor, neden yapıyor, sonu ne olacak belli değil. Anlatım son derece dağınık ve anlaşılmaz. Saşa neden enstitüde çalışmayı seçti, nasıl ikna edildi, sonra ne olacak hiç belli değil. Kısaca kitabın bir konusu, olay örgüsü, herhangi bir macera kurgusu yok. Yaklaşık 300 sayfa boyunca, Saşa'nın gözünden çevresinde olan absürt olayları ve enstitüde gerçekleşen arbakatroleks, otoklatavik, persottronik ve teknorokoleceneasaww kuramları, yine pek çoğu uydurma olan terimler büyük çoğunluğu uydurma olan bilimsel terimlerle anlatışını okuyoruz.
Tüm bunların yanı sıra kitabın Rus folkloruna ve mitlerine pek çok gönderme yapmasına benim açımdan bir sorun. Malumunuz bir Coca-Cola ve Burger King nesliyiz. Yüzümüz batıya dönük. Hal böyle olunca bu mitlere yapılan göndermeler, bize hiçbir anlam ifade etmiyor. Yine aynı şekilde ortada sisteme dair bir eleştiri varsa bile geldiğimiz çağda, zamanında en ateşli savunucularının bile artık anmak istemediği, yerinde yeller esen bir sisteme karşı yapılan eleştirinin de haliyle hükmü yok. Bu açıdan baktığımızda da korkarım çağı yakalayamamış bir romanla karşı karşıyayız.

"İyi de arkadaş, bu kitabın hiç mi iyi yanı yok?" dediğinizi duyar gibiyim. Olmaz olur mu? Var tabi.

kitap yorumu, özeti, pdf

Örneğin kitabın sayfaları arasına bol bol illüstrasyonlar yerleştirilmiş. Yevgeniy Migunov çizmiş. Çizgi romandan ortalamanın biraz üstü kadar anlayan biri olarak, Migunov'un çizgilerni son derece beğendiğimi söyleyebilirim.

Kitabın bana bir diğer katkısı da, en başta da değindiğim gibi en sonunda Edirne Kitap Okur grubunun aylık toplantılarından birine katılmama vesile olmasıydı. Kendi adıma çok güzel vakit geçirdim. Başta Nebahat Hanım olmak üzere, Gökçe, Nilgün, Sibel ve Semra Hanımlara çok teşekkür ederim.

Kitap İthaki Bilim Kurgu Klasikleri Dizisinin genel şablonuna uygun hazırlanmış. Kapaktaki molekül resminin ortasındaki orak votka sembolüne bayılmakla birlikte arka kapakta adı egçen ve Strugastki kardeşlerin kendini en az Orwell, Huxley ve Dick kadar etkilediğini söyleyen Jonathan Lethem'e ise acıdım. Yazık lan adama. Çevirmenin oldukça zorlandığını tahmin ediyorum. Ama bence çok iyi iş çıkarmış. Özellikle Y.O.K.H.İ.Ç ve K.E.D.İ. gibi kısaltmaları şekillendirmek kolay iş değil.

Okurken her ne kadar sıkılsam da, hafta sonu güzel bir sohbete konu olduğu için zaman kaybı diyemeyeceğim ilginç bir kitap olarak kitaplığımda yerini aldı. Nitekim herkes benim kadar şanslı olmayabilir, siz yine de başlamadan önce bitirdikten sonra başınıza ne geleceğinin hesabını iyi yapın.

Son olarak, ben işimden nefret ediyorum diye pazartesi cumartesiden başlıyor diyordum ya, meğerse kitaptaki adamlar mesleklerini çok sevdikleri için pazarı es geçip doğrudan pazartesiye geçiyorlarmış. En çok bu zoruma gitti.
kitap künyesi



  Ø      Orijinal Adı: Понедельник начинается с субботы
      Ø      Yayın tarihi: Ağustos 2016 (1. Baskı)
      Ø      Yazar: Arkadi ve Boris Strugatski
      Ø      Rusça'dan Çeviri: Hazal Yalın
      Ø      Ebat: 13.5 x 21 cm
      Ø      Sayfa: 288
      Ø      ISBN: 9786053754787
      Ø      Goodreads: 4.34



10 Aralık 2016 Cumartesi

Kitap Okumanın Faydaları

Kitap Okumanın Faydaları
Kitap okumak sadece kültürümüz arttırmıyormuş meğer. Aynı zamanda zihnimizde ve bedenimizde fizyolojik pek çok değişikliğe neden oluyormuş. Kitap okumanın size yaşattığı zevk bir yana, yalnızca bu faydaları için dahi kitap okumayı bir alışkanlık haline getirebilirsiniz! İşte kitap okumanın zihne ve beyne sağladığı 14 fayda:










ü      Okumak beyindeki mevcut nörol yolları harekete geçirir. Biz bunu kitap okurken beyninizde kıvılcımlar çaktığı şeklinde de ifade edebilir tabii.

ü      Şiir okumak beynin aktivitesini arttırdığı gibi elastikliğini de artırır.

ü      Sık sık kitap okuyan kişilerin beyninde yaşlılığa bağlı fonksiyon kaydı %32 oranında daha azdır.

ü      Sözgelimi bir roman okurken yeni karakterler,olaylar, durumlar gibi aklınızda tutmanız gereken birçok şeyle karşılaşırsınız. Bu da beyninizde yeni bir hatıra oluşmasını sağlar ki bu sayede yeni sinapslar oluşur ya da var olan sinapslar kuvvetlenir. Bu da kısa süreli hafızanızın gelişmesini sağlar.

ü      Bu alanda yapılan çalışmalar göstermiştir ki yüksek sesle kitap okumak depresyondan musdarip olan kişilere iyi gelmektedir.

ü      Depresyondan mustarip kişiler için en ideal kitapların da özyardım konulu kitaplar olduğunu söylemeden geçmeyelim. Özyardım kitapları şiddetli depresyonda olanlarda daha da etkilidir. Üstelik sadece kitapları okumanın değil, başlığın kendisinin dahi kişilere yarar sağladığı gözlemlenmiştir!

ü      Görünen o ki okumanın sadece beyin kıvrımları üzerinde değil, stres üzerinde de oldukça kuvvetli bir etkisi var! Araştırmalara göre okumak stresi %68 oranında düşünüyor.

ü      Sıklıkla kitap okuyan ileri yaşlardaki kişilerde Alzheimer görülme oranı 2,5 kat daha azdır!


Kitap Okumanın Faydaları


ü      Yatmadan evvel kitap okumak bedeninize uyku vaktinin yaklaşmakta olduğu sinyalini verir. Bu da bedeninizin yavaş yavaş uykuya hazırlanmasını ve sonuç olarak da daha rahat uyumanızı sağlar.

ü      Okuma alışkanlığı olan çocuklar komplike konuları anlamada konusunda okuma alışkanlığı olmayan çocuklara göre daha başarılıdırlar.

ü      Daha okula başlamadan önce kitaplarla tanıştırılan çocukların okul hayatının daha kolay üstesinden geldiği gözlemlenmiştir.

ü      Çocuğunuzun bir çocuk kitabı okurken öğreneceği ortalama yeni kelime sayısı aynı süre zarfında televizyon izlerken öğrendiklerinden %50 daha fazladır.

ü      Araştırmalar göstermiştir ki bir amaç uğruna hareket eden karakterleri okumak kişilerin kendi amaçlarını gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları motivasyonu artırmaktadır.

ü      Kitaplardaki girift ilişkileri okumak ve çözümlemek kişilerin kendi hayatlarındaki ilişkileri anlamakta ve yönetmekteki becerilerine de olumlu yönde katkı sağlar.




8 Aralık 2016 Perşembe

En Çok Kitap Okuyan Ülkeler

En Çok Kitap Okuyan Ülkeler


Kitap okumayı ne kadar seviyorsunuz? Çok mu? Ne kadar çok? Günde kaç saat okuyorsunuz örneğin? Peki sizin bu kadar şevkle okumanız ülkenin ortalamasını yükseltmeye yeter mi dersiniz? Boş vakitlerimizi değerlendirmek için seçtiğimiz aktiviteler içinde okumak ne yazık ki listenin çok yukarısında sayılmaz ülkemizde. Fakat dünya genelinde okumayı günlük bir alışkanlık haline getirmeyi başarmış ülkeler de var. İşte dünya çapında okumayı en çok seven, en çok okuyan 10 ülke:

1. Hindistan
Okumayı en çok seven ülkeler listesinin en tepesinde Hindistan yer alıyor. İstatistiklere bakılacak olursa Hindistan'da bir kişinin haftalık kitap okuma süresi 10 saat 43 dakika.

2. Tayland
Yüzölçümü bakımından pek de büyük sayılmayan bu Güneydoğu Asya ülkesi sadece dünya çapında ünlü olan yemek kültürüyle değil, okumaya duyduğu ilgiyle de öne çıkıyor. Tayland'da ortalama bir kişi her hafta toplam 9 saat 24 dakikasını kitap okuyarak geçiriyor.

3. Çin
Uzakdoğu'nun nüfus bakımından dünyanın en kalabalık ülkesi. Görünen o ki bu kalabalık ülkede de bir hayli kitap okunuyor! Yaklaşık 1,35 milyar kişinin yaşadığı Çin'de bir kişinin haftalık okuma süresiyle 8 saat.

4. Filipinler
Tam 7.107 ada ve adacıktan oluşan bir ülke Filipinler. İstatistiklere bakılacak olursa bu adalarda epeyce de kitap bulunuyor! Zira Filipinler'de haftalık ortalama okuma süresi 7 saat 36 dakika!

5. Mısır
Mısır yüzyıllar boyunca kültür beşiği olmayı başarmış bir ülke. Günümüzde Mısırlılar bu mirası devralmış gibi görünüyor. Ortalama bir Mısırlı haftada 7 saat 30 dakika boyunca kitap okuyor.

6. Çek Cumhuriyeti
Çek Cumhuriyeti deyince sizin aklınıza ilk ne gelir bilemeyiz ama bizim aklımıza Kafka geliyor! Kafka'nın memleketinde ortalama bir vatandaş haftada 7 saat 24 dakika kitap okuyor.

7. Rusya
Rusya'nın dünya edebiyatına katkıları saymakla tükenmez; Tolstoy, Dostoyevski, Çehov... Hangi birini saysak! Dünyaya bu köklü edebi geleneği armağan eden Ruslar haftada ortalama 7 saat 6 dakika kitap okuyor.

8. İsveç - Fransa
Listemizde 8. sırayı İsveç ve Fransa paylaşıyor. Zira bu iki ülkede de insanlar haftada ortalama 6 saat 54 dakika kitap okuyor.

9. Suudi Arabistan - Macaristan
Arap yarımadasının en büyük ülkesi olan Suudi Arabistan Krallığı da ilk ona girenlerden. Suudi Arabistan bu sırayı Macaristan ile paylaşıyor. İstatistiklere göre iki ülkede de kişi başına düşen haftalık okuma süresi 6 saat 48 dakika.

10. Hong Kong
Asya'nın en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezlerinden biri olan Hong Kong'un adını duymayan pek yoktur. Peki bu küçük ülkede kişi başına düşen ortalama okuma süresinin haftada 6 saat 42 dakika olduğunu biliyor muydunuz?



Bir gün Türkiye'nin de böyle bir liste içinde yer alması dileğiyle…







 
UA-57355180-1