Her kötünün içinde bir iyilik,her iyinin içinde de bir kötülük vardır. İnsan sadece görmek istediğini görür.

15 Ekim'den itibaren tüm kitap satış noktalarında

Geziyoruz biz

Hep okuyacak değiliz ya


22 Mart 2017 Çarşamba

Kahire'nin Yanan Melekleri - Parker Bilal

kitap yorumu, özeti, pdf,
Geçmişi hiçbir zaman arkamızda bırakmayız, tam olarak değil. Sadece bir süreliğine bir kenara koyarız.

Genelde seri olan kitaplara karşı ön yargılıyım. İlk kitabı aldıktan sonra, beğenmesem bile devam kitaplarını da almak zorunda hissediyorum kendimi. Ama bu kez durum farklı. Aldığımız istihbarata göre tamamı on kitap olan, dünyada şimdilik 5, ülkemizde sadece 3 tanesi yayınlanan Makana serisinin ikinci kitabını büyük bir istekle aldım ve okudum. Üçüncü kitap Hayalet Koşucu şimdiden sepette ve önümüzdeki ay verilecek siparişi bekliyor.

Sudan'da yaşanan İslami darbeden sonra Mısır'a kaçan, kaçarken canından can bırakan, yorgun, yaralı, yüreği buruk kahramanımız Makana yine iş başında. Bu kez kendi gibi sığınmacı olan Talal'ın müstakbel kayın pederine gelen tehdit mektuplarını araştırmak için kiralanıyor. Ancak Makana, ilk başta basit bir vaka gibi görünen mektupları araştırırken, kendini İslami terörist örgütlerin, dinler arası çatışmaların, uluslar arası komplocuların, eski darbecilerin, silah kaçakçılarının ve daha nicelerinin arasında buluyor.

İlk kitap Kahire'de Kayıp da olduğu gibi, yine sürükleyici bir polisiye ile birlikte, alt metin olarak daha o zamanlardan duyulmaya başlayan "Arap Baharı"nın ayak seslerinden bahsedilmiş. Pek çok noktada ülkemizdeki yakın tarih ve gündem ile ilgili benzerlikle kurmak mümkün.

Bu, Kıpti toplumunun ilk kez hedef alınışı değildi. Arada sırada birileri diğerlerinin aklına yüzde 14 azınlığın, geri kalan yüzde 86'nın yaşam tarzına karşı ölümcül bir tehlike olduğu fikrini sokardı.

kitap yorumu, özeti, pdfHer nedense bu kez Makana, geçen üç yıl içinde epey toparlanmış gibi geldi bana. İlk kitaptaki o pejmürde, yılgın ve yorgun adam nispeten daha derli toplu, hareketleri daha bilinçli, daha bir kendinden emin, hatta kendine özel şoför tutacak kadar maddi imkânları düzelmiş bir halde. O anti kahraman havası biraz zayıflamış gibi geldi. Açık konuşayım bu Makana'yı geçen seferki kadar beğenmedim.

Keşke orijinal kapakları kullansa dediğim Kırmızı Kedi Yayınevi, bu kez farklı bir çevirmenle çalışmış. Bu kez birbirine geniş zaman kipleri ile bağlanmış bileşik cümleler pek yok ama yer yer hatalar göze çarpmıyor değil. Bunun yanı sıra eğer mümkünse son okumayı yapan kişiden paranızı geri isteyin. Zira okumadan, okudum deme olma ihtimali yüksek. Hikâyenin geldiği yer itibari ile Kuran'dan bahsedilen bir yerde, apaçık "Allah kelamı" olması gereken bir kelimeyi "Allah kelimesi "olarak geçmesi bence yapılmaması gereken bir hata. Çevirmenin bu tür şeyleri atlamasını kısmen anlayabilirim ama son okuma zaten bunun için var.  "Allah kelimesine sokaktan aldığınız ucuz bir romanmış gibi davranamazsınız." Olmuş mu sizce, olmamış.

Bizim sorunumuz ne biliyor musun? Ne istediğimize karar veremiyoruz. Batı'yı mı yoksa Doğu'yu mu, İslam'ı mı yoksa sekülerliğin keyfini mi istiyoruz? Hepsine birden sahip olabileceğimizi düşünüyoruz.

Umarım 10 kitabın hepsi aynı yayınevi tarafından yayınlanır ve umarım kapak sırt teması serinin tüm kitaplarında ortak bir payda da buluşur, Can Yayınlarının Danilov Beşlemesi'nde okura yaptığı şu saygısızlığı yapmaz.  Ufak tefek kusurları da olsa, pek çok yönüyle bize benzeyen Makana reisi bağrımıza basmaya her daim hazırız. Kendisinden tek ricam, artık kapısı kilitlenen, en azından kapısı olan bir ikamet tutması. Böyle tehlikeli bir hayat süren adamın avvama denen yol geçen hanında işi ne? Her gün iş dönüşü ayrı bir gerilim çekilir çile mi yahu?

Şaka bir tarafa liselerde, fikir kulüplerinde, ilgili fakültelerde, insanların beyinlerinde bir "acaba" sorusu sordurması için bile olsa okutulması elzem olan bir macera romanı olduğunu düşünüyorum.
kitap özeti, künyesi


Orijinal Adı: Dogstar Rising: A Makana Investigation
Yayın tarihi: Haziran 2015 (1. Baskı)
Yazar: Parker Bilal
İngilizce'den Çeviri: İdil Dündar
Ebat: 13.5 x 21 cm
Sayfa: 336
ISBN: 9786059908955
Goodreads Puanı: 3.74

12 Mart 2017 Pazar

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

roman, kitap yorumu, pdf
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak demek değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.



Evet, Edirne Kitap Okur grubunda 4. ay ve 4. kitabım. Bu kez Türk edebiyatından bir roman okumaya karar vermiştik ve klasikler arasından Şubat ayı kitabı olarak Sabahattin Ali'den İçimizdeki Şeytan'ı seçtik. Bu sayede Sabahattin Ali'den sadece Kürk Mantolu Madonna'nın, Madonna'nın hayatından bahsetmediğini bilmekten daha fazlasını edinme şansı yakaladım.

Kitabın en başında Selim İleri'nin yazdığı bir önsöz var ama birkaç kötü deneyimden sonra bu gibi önsözleri okumama kararı aldığım için okumadım. Ya kitabın sonu hakkında tatsız bir ipucu veriyorlar ya da içerik hakkında benim ölsem aklıma gelmeyecek çıkarımlarda bulunup kendimi geri zekâlı gibi hissetmeme neden oluyorlar.

Genel olarak baktığımızda bu romanın size özetleyebileceğim belirli bir konusu yok. Bir benzerini Paulo Coelho'nun Elif isimli kitabında olduğu gibi daha çok iç hesaplaşmalar, insanların kendi ya da karşısındakinin kişiliğini irdeleyen monologlar ve o dönemin siyasi, edebi hayatına ilişkin yorumlamalar var.

Torpille yerleştiği postane memurluğuna ara sıra uğrayan Ömer, bir gün vapurda gördüğü Macide'nin hayatının kadını olduğu hissine kapılır ve peşine düşer ve hemen ardından kaderin cilveleri onların bir araya gelmelerine kolaylık sağlar. Ancak Ömer'in ruhunun derinliklerine saklı, uyuşuk, tembel, başıboş, avare, düşüncesiz, sorumsuz bir şeytan varken, bu birlikteliğin ne kadar süreceği belli değildir.

Her dönem romanı gibi, ülkemizin bugünkü günlerine bir köprü olma niteliği taşıyor. Baktıkça, okudukça şaşırıyorsunuz. 1940 yılından bu yana (kitabın ilk basıldığı yılı, yazıldığı yıl olarak kabul ediyorum) toplumun çarpık ahlak anlayışı, bu anlayışla şekillenen mahalle baskısı, torpil, rüşvet, adam kayırmacılık, bankamatik memurluk, -günümüzdeki karşılığı ile - insanların like alma hevesi, yeteneksiz şairler ve komedyenler,  edebiyatın, sanatın ve müziğin yozlaştığına dair sohbetler… Yahu neredeyse 80 senedir bir ülkede hiç mi bir şey değişmez.

Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş.


roman, özet, pdf, indirRoman baştan sona kasvetli bir ortamda geçiyor. Bunu anlatımın başarısı olarak söylüyorum; her an kötü bir şey olacak hissi bir türlü yakamı bırakmadı. Kitabı okurken , yine benzer klasiklerden uyarlanan Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu gibi dizilerden sahneler önümden geçip durdu. Hatta zaman zaman 'acaba bu kitabın dizisi neden çekilmedi' diye sordum kendime. Bence birkaç sezonluk bir tv dizisi için son derece müsait.

İçindeki "gevşeği" temize çıkarmak için hayalinde bir şeytan uyduran Ömer üzerinden son derece sağlam bir dönem eleştirisi yapılmış. İşin acı tarafı yapılan eleştirilerin güncelliğini koruması. 80 sene boyuna bir arpa boyu yol gidememiş, onca soruya bir cevap verememiş olmamız gerçekten ilginç.  Durumu "Etrafına daha aklı başında adamlar toplayabilirdin" diyen Ömer'e Nihat'ın verdiği cevap gayet güzel özetliyor. " Lüzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize, itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım. Bu gençleri romantik bir takım emellere bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık…"

Kitap Yapı Kredi Yayınlarında 45. baskısını yapmış. Çok merak ediyorum acaba bunca yılın ardından yapılan baskılar daha güncel bir Türkçe ile yapılamaz mı? Böyle olması kitabın orijinalliğinden, güzelliğinden ya da özünden çok şey alır mı?  Bu hali ile yeni nesil kitaba, sadece Sabahattin Ali'nin popülaritesi nedeni ile ilgi gösterir diye düşünüyorum.
künye, özet, pdf


Orijinal Adı: İçimizdeki Şeytan
Yayın tarihi: 2016 (45. Baskı)
Yazar: Sabahattin Ali
Ebat: 14 x 21 cm
Sayfa: 267
ISBN: 9789753638036
Goodreads Puanı: 4.33













4 Mart 2017 Cumartesi

The Witcher Son Dilek - Andrzej Sapkowski

video gane, kitap, özet, pdf
İnsanlar, canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekarlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’nin onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.


The Witcher, bilgisayar oyunları ile arası benden daha iyi olanların muhtemelen çok daha yakından tanıdığı bir karakter. Maalesef benim mouse yardımı ile oynana oyunlara aram hiçbir zaman iyi olmadı. Bu bloğun yazarı çocukluğunun sınırlarını 90’lı yıllarla çizmiş ve çeşitli nedenler yüzünden o yıllarda yapamadığı şeyleri gerçekleştirmeden yeni eğlencelere geçmemeye ant içmiş biri. Ben sağ sol tuşlarının, atari kollarının adamıyım. Bilgisayarımda hala Mame emülatörü kurulu ve kendimi indirmek zorunda hissettiğim binlerce rom var. Kısaca evin için hala “yu vin pörfek” nidalarıyla çınlıyor.

Bu kitabı bana geçenlerde arkadaşım Güneş getirdi. Üç günde bir okumadın mı diye sorup duruyor. Aslını sorarsanız, kitabı nasıl bulduğumdan çok, geri getirecek miyim diye merak ediyor; biliyorum. Bu nedenle kendisine bu satırlar aracılığıyla her kitap kurdunun ezbere bildiği bir atasözünü bilmiyorsa öğretmek, biliyorsa tekrar hatırlatmak isterim: “Kitaplığından kitap veren adam aptaldır, aldığı kitabı geri getiren adam, ondan daha aptaldır.”

The Witcher, kitap iken pc oyununa uyarlanmış bir seri. Bu açıdan bir benzeri daha var mı bilmiyorum. Anladığım kadarıyla bizim Orta Dünya dediğimize benzer bir evrende geçiyor. Elfler, cüceler, druidler, ejderhalar, strigalar, drakonitler, mantikorlar ve saha onlarca, faydalı faydasız yaratık cirit atıyor. Hayatını bir Witcher olarak kazanan Gerald ise cüzi bir ücret karşılığı bu yaratıklardan insanlara zarar verenleri ortadan kaldırıyor.


video game, özet, pdf,



Genel olarak kitap üzerinde konuşacak, tartışacak pek bir şey yok. Temposu hızlı, sürükleyici, Gerald’ın arada bir ettiği beylik lafları saymazsak felsefi derinlikten uzak. Klasik kurt adam, vampir, ejderha ve onları avlayanları konu alan kitap ve filmlerden ayrılan bir özelliği yok.

Yazılan ilk Witcher kitabı olmamakla birlikte, kronolojik olarak en geriden başlayan kitap olması nedeni ile ülkemizde ilk olarak serinin Son Dilek isimli kitabı basılmış. Anlatım iki farklı koldan ilerliyor. Bir kolda bir striga avında yaralanan Gerald’ın tedavi sürecini “Mantığın Sesi” isimli bölümlerle takip ederken, bu bölümlerin aralarında Gerald’ın maceralarını konu alan bölümler eklenmiş. Son Dilek bu maceralardan sonuncusu. Gerald’ın başından geçen doğa üstü olaylarda Güzel Çirkin, Pamuk Prenses ve Alaattin’in Sihirli Lambası gibi masallardan esinlenilmiş. (Bu gece insan gündüz kirpi olan çocuğun masalını tam çıkaramadım) saydığım masallar Witcher evrenine uyarlanmış.


Orijinali Lehçe olan kitap, önsözde bahsedilen zorunluluklar nedeni ile Almanca kopyalarından çevrilmiş. Kapakta bir ejderha ile çarpışan Gerald tasvir edilmişse de kitabı okurken benim kafamda canlanan Gerald, internette bulduğum şu resme daha çok benziyordu. Baskı ve çeviriyi beğendim. Birkaç küçük kelime hatası dışında göze batan bir sıkıntı yoktu.

Dedim ya, temposu hızlı. Arka kapak yazıları her ne kadar yine "yok artık" dedirtse de üzerinde kafa yoracağınız, durup düşüneceğiz bir anlatım barındırmadığından, 400 sayfalık kitap 3-4 gün içinde bitti. Yolculular ve otel odaları için ideal. Lakin, eğer devamı çıkarsa, kendi adıma devam edeceğim bir seri değil. Anca Güneş devam eder de okumam için bana getirirse o başka.





Orijinal Adı:
 Ostatnie Zyczenie
Yayın tarihi: Kasım 2016 (1. Baskı)
Yazar: Andrzej Sapkowsi
Almanca'dan Çeviri: Regaip Minareci
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 400
ISBN: 9786052990186
Goodreads Puanı: 4.2



 
UA-57355180-1