10 Temmuz 2017 Pazartesi

Edirne ve Kırkpınar


Şarkı, türkü girerse besteye, gördüğünüz pehlivanlar güreş yapacaklar desteye,
Pehlivan, pehlivan!
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz pirler meydanına,
Şeref verdiniz, tarihi Kırkpınar güreş sahasına,
Hani Ali, hani Veli, hani Kurtdereli?
Pirimiz, üstadımız Hazreti Hamza,
Peygamberimiz Muhammed'ül Mustafa…
Allah Allah, İllallah!
Pehlivanlara hep beraber,
Alkışlarla diyelim maşallah!




Hazır böyle bir kitap bulmuşken, bu yıl 656. kez yapılacak olan Kırkpınar Güreşlerinin anısına okumak gerek diye düşündüm.

Kitabı Murat Çavga ve Özcan Aygün hazırlamış. İlk bakışta kesinlikle bir tez havası var. İlk iki bölümde Edirne'nin coğrafi ve demografik yapısı ile dünyada ve Türklerde güreş konuları incelendikten sonra son iki bölümde Kırkpınar efsanesi ve Kırkpınar yağlı güreşlerinin kuralları, terimleri, unsurları, başpehlivanları ve ağaları hakkında bilgiler verilmiş.

İlk bölümde Edirne'nin tarihi yerlerinden bahsederken camiler oldukça yüzeysel geçilmiş. Gerçi ayrı bir kitap konusu olan Edirne Camileri için bu durum normal. Bu nedenle ilk iki bölüm hiç yazılmayıp, son iki bölüme daha fazla özen gösterilebilirdi diye düşünüyorum.

Keşti-i bâdeyi gel Tunca'ya karşı çekelim.
Ey diyen Edrine'de zevk-i İstanbul olmaz.
Ey Edirne'de İstanbul zevki bulunmaz diyen kimse,
Gel şarap gemisini Tunca Nehrine karşı çekelim.

Güreş türlerini anlatan ikinci bölümde "Amerikan Güreşi ve Pankreas Güreşi" nin de güreş türleri arasında sayılmasına iki sayfa eleştiri yazabilirim ama kusura bakmazsanız toprakçılık yapacağım ve bu yüzden sadece "olmaz öyle şey" deyip geçeceğim.

Kitabın en ilgimi çeken kısmı son bölüm oldu. Kurallar ve Kırkpınar'a ait özellikleri geçtikten sonra gelen başpehlivan ve ağa listesi son derece güzeldi. Bu arada Cumhuriyetin ilk yıllarında başpehlivanların ağırlıkla Trakyalı, o günden bu güne Kırkpınar Ağalarının çoğunun otobüs işletmecisi olması dikkat çekiyor.

Puslu Yayınlarından çıkan kitap, büyük bir iyi niyetle fakat aynı oranda özensiz bir şekilde hazırlanmış. Daha önsözde küçük harfle yazılan özel isimler, mamzana tarifi başlığında verilen yaprak kebabı tarifi, iki kez hakkında aynı bilgiler paylaşılan başpehlivan (Sındırgılı Mehmet Ali Yağcı),harf ve kelime hataları, anlatım bozuklukları, düşük cümleler ve daha niceleri. Keşke yazarlardan alakasız birileri basılmadan önce bir göz atsaydı. Haddim değil ama benzer bir projede seve seve böyle bir görev alabilirim.

Yine de, özellikle Kırkpınar efsaneleri hakkında pek çok güzel bilgi içeren, Edirne'ye ve Kırkpınar'a merakı olanların okumaktan keyif alacağını düşündüğüm bir kitap. Ha bu arada hani şu aralar Meriç'in yatağını genişletme çalışmaları var ya, hani su taşkınlarını önlemek için, hiç umutlanmayın. 17. yy'den beri durum aynı.

Kipa'nın üst katındaki kitapçıdan, sadece 5 TL'ye alabileceğiniz bu kitap hakkındaki yorumumu, kitabın içinden en beğendiğim kısım ile bitiriyorum. İyi okumalar.


Kurtdereli ile Atatürk

Atatürk sporun her çeşidini sevdiği gibi Türk güreşini de severdi ve fazla ilgi gösterirdi. Bu ilginin gereği olarak 1931 baharında Ankara'da (Stadyumda) büyük bir yağlı güreş organize edilmesini Çocuk Esirgeme Kurumundan ister. Bu gü­reşlere Türkiye’nin dört bucağından pehlivanlar davet edilir ve güreşlere Atatürk de şeref verecek.

Güreşlerde hakem heyetine Kurtdereli Mehmet peh­livanın bulunması için Çocuk Esirgeme Kurumu pehli­vana 50 TL yol parası yollayarak onun Ankara’ya gel­mesini sağlamıştı.

Balıkesir’e gelen Kurtdereli Mehmet pehlivan, Ankara İçin elbisesi olmadığını söyleyince kentin Belediye Baş­kanı Naci Kodanaz gerekli parayı belediyece karşılayarak pehlivanı tepeden tırnağa giydirip Ankara’ya uğurladı.
Kurumdan idare edilen güreşlere dönemin bakanlarından Recep Feker ve özellikle bütün yarışmaları sey­reden Atatürk, Kurumu başarılarından dolayı kutladılar. Güreşlerden sonra Atatürk Kurdereli’ye Gazi M. Kemal imzalı şu tarihi mektubu yolladı:

“Seni cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivanı olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetlerinin sırrını şu sözle izah ettiğini de öğrendim. "Ben her güreşte, ar­kamda Türk milletinin bulunduğunu ve millet şerefini düşünürüm."
Bu dediğini yaptıkların kadar beğendim. Onun için bu değerli sözünü Türk sporculuğuna bir meslek düs­turu olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözle­rinden ne kadar memnun olduğumu anlarsın.

Çoluk çocuğun için sana ufak bir armağan gönde­riyorum. O, mektubumla beraberdir. Pehlivan, öm­rünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim.”
Gazi M. Kemal

Büyük Atatürk’ün mektubuna eklediği armağan ise şuydu:
İş Bankası Umum Müdürlüğüne,
Kurtderelİ Mehmet Pehlivan 'na 1000 lira veriniz. Bu para, Birincikânun aylığımdan kesilecektir. Ef. - Gazi M. Kemal

Bu mektup üzerine Cumhuriyet Gazetesi'nin Ankara muhabiri Kurtdereli'yi Ulus meydanında İstanbul pastahanesinde bularak bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada pehlivan padişah Abdülhamit ile ilgili bir anısını şöyle anlatmıştır.

Ben Avrupa’ya güreş yapmaya gitmek için vapura binerken saraydan gelen bir mabeyinci bana gelip dedi ki: "Zat-ı Şahanenin selamları var. Avrupa'da güreşirken taç ve tahtımın şerefini koruyarak «güreş yapsın buyurdular." Ben de dedim ki: "Zat-ı Şahanenin taç ve tahtının kadar benim sırtımın da şerefi vardır."

Mabeyinci hiçbir şey demeden gitti. Fakat kendisine söylediğimi aynen padişaha söylemiş olacak ki Avrupa’dan dönen pehlivanlara hediyeler ve ihsanlar verilmek âdet olduğu halde geri dönüşümde bana hiçbir şey verilmedi. “Kurtderelİ heybetli yüzüne şükran tebessümü çizerek ilave etti: "Fakat şu feleğin işine akıl erer mi? Bana dünyanın en büyük adamı işte ömrümün son mükâfatını verdi. Allah onu Türk milletine bağışlasın." 

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1