8 Ekim 2017 Pazar

Yedikuleli Mansur - Mehmet Berk Yaltırık

korku, edebiyat, vampir
Rakija. Erik rakısı da derler. Bizim oralardan… Belki bir daha içme fırsatın olmaz, tatmadan gittim dünyadan demezsin!

Sabahın altısında yorum yapmak da adet oldu. Gerçi keyfimden değil, Aral efendi yüzünden eleştirel yaşamım yeni bir boyut kazandı. Aslında pek şikâyetim yok, nicedir yapmak istediğim bir şeydi, hayata geçirmeye Aral vesile oldu.

Bu kez yine memleketten, Edirne’den bir yazar var. (Aslen Adana’lı ama 17 seneden beri burada yaşıyor. Bu onu en az benim kadar Edirne’li yapar.) Edirne Kitap Okur Grubu’nda ayın kitabı sırasını bana verince aklıma birden geliverdi, pat diye söyleyiverdim adını. Bir tek Edirne’li olması ile değil, Kayıp Rıhtım, gölge e-dergi, Seyfettin Efendi ve daha birçok platformda ismi karşıma çıkan songulyabani Mehmet Berk Yaltırık ve kitabı Yedikuleli Mansur karşınızda…

Mansur’un hikâyesi 1500’lü yılların ortasında, zorbazlar, kabadayılar, kulağı kesikler bıçkın delikanlılar, itler, kopuklar, aşufteler ve daha pek çokları arasında geçiyor. Elbetteki insanlar dünyasına ait bu karakterlere, yazarlık uzmanlık alanı olan yeraltı dünyasının canavarları, ecinnileri, urdalakları, hortlakları eşlik ediyor.

İşte tüm bu ahval dâhilinde, bir tas sıcak çorbaya hasret ama zorbazlığa namzet, şahsına Yedikuleli mahlasını münasip bulup yakıştıran Mansur, İstanbul gecelerinin heyulası Ases Ahmet’in, ne idüğü belirsiz bir gulyabani tarafından katledilmesini üzerine yollara düşer. Gayesi, bileğinin kuvveti, gölgesinin heybeti ile İstanbul’un tüm tekmil kabadayılarının birden karşısında susta durdukları Kara Şaban’ın çırağı olup, racon, besa ve yiğitlik adına öğrenmek, sokaklarda göğsünü gere gere, topuk vura vura, nara ata ata yürümektir.

korku, vampir, edebiyat
Lakin elbetteki işler bu kadar basit değildir. Mansur Kara Şaban’a kapulandığı daha ilk günden hem öte dünyanın mahlûklarını, hem de bu dünyanın bil cümle cadılara taş çıkartacak kadar acımasız insanlarını karşısında bulur. 

Mansur bir yandan zorbazlık sanatını öğrenir, bir yandan da İstanbul’u ecinni belasından temizlemeye çalışırken biz de sürükleyici bir macerayı okuyup duruyoruz. Toplantıya gelecek diye değil ama Edirne’li yazarlar içinde kesinlikle en profesyonel işi kitap. Tarih doktorası yapan yazar, özel ilgi alanı olan Anadolu ve Balkan efsaneleri hakkındaki bilgisini de ustalıkla kullanmış.

Yedikuleli Mansur’un hikayesi gerçekten sürükleyici, kendi adıma beğendim. Okurken pek çok kere kendimi Kara Şaban ve Mansur’un ardında, ceketim omuzlarımda, ayakkabılarımın üzerine basmış, topukları takırdatarak yürürken buldum. (Kitaptaki racona ters ama benim hayalimdeki kabadayı profili bu şekilde ne yapayım?)

“Toprak ayağına torpil geçiyorsun, bu kitabın hiç mi kötü yanı yok?” diye merak edenler; sıradaki paragraf sizin için…


Evvela, her ne kadar akıcılığı çok etkilemese de, konunun akıcılığı içerisinde, anlamını bilmeseniz bile bir şekilde fikriniz olsa da, çok fazla eski kelime var. Belki biraz daha sade dil kullanılabilirdi. (Ancak yine de bu husus tartışmaya açık, herkes başka bir fikir ileri sürecektir.) İkinci olarak da önsözde ve dipnotlarda kitabın pek çok noktasının gerçekle alakalı olmayıp, kurgusal olduğunu belirten itirafları, dürüstçe bulmakla beraber, romanın tadını ciddi derecede kaçırdığını düşünüyorum. Tüm bunlar kitabın sonunda da açıklanabilir, okur “ben gerçek sanmıştım, meğerse adam ne kurgulamış arkadaş” diye hayıflandırılabilirdi. (Belki inanmayacaksınız ama “hayıflandırılabilirdi” kelimesi için word hata vermiyor.) Aynı şekilde karakterler türkü mırıldandığında dipnotla “o yıllara uzanıp uzanmadığı meçhul olup, kurgu icabı zikredilmiştir.” demek yerine, mısraların Türkçe karşılığını vermek, çok daha güzel olacaktı. Son olarak romanın zaman kurgusunu da yadırgadım. Kara Şaban ve tayfasının her yere yürüyerek gittikleri ve ciddi mesafeler kat ettikleri göz önüne alınırsa, her şeyin bir güne sığması pek makul gelmedi. Öte yandan Kırım’a göz açıp kapayıncaya kadar gidip gelmelerini hiç yadırgamadığım düşünülürse belki sıkıntılı olan benim zaman algımdır; bilemem.

Kitap, İthaki’den çıkmış ve 2 baskı yapmış. İthaki’nin kendine has fiziki kalitesi her zamanki kusursuz olmakla birlikte yer yer imlada sıkıntılar göze çarpıyor. İçeriğin tüm orijinalliğine rağmen kapağın ciddi derece Oktay İhsan Anar kapaklarına benzemesi hoş olmamış. (Not: Toplantıda da bunu belirttik, lakin Oktay İhsan Anar’ı bu türün piri olarak kabul ettiği için bunun normal olduğu cevabını alınca, sağ elimizi sol omzuma götürüp “eyvallah” dedik) 




künyeVelhasıl masal, hurafe, kocakarı hikâyesi ya da adına her ne derseniz deyin, bu alandaki akademik bilgisi, bunları anlatmak, aktarmak istemede ki hevesi ile güzel bir adam tanıdık. İnşallah sadece yazdığımız kitapları tartışmak için değil, kahvede çay içmek içinde bir araya geliriz.


                                                       

Yayın tarihi: Mart 2017 (2. Baskı)
Yazar: Mehmet Berk Yaltırık
Ebat: 13,5 x 21 cm
Sayfa: 296
ISBN: 9786053756484
Goodreads Puanı: 4.48










0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-57355180-1